Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 31 Mart 2006 / Cuma  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Ördek çıkacak, kaz çıkacak!

Bu sefer de potpuri yapayım bari... Nurgül Yeşilçay'dan Fatma Girik'e, Serap Ezgü'den Gülben Ergen'e rüzgar gibi geçtim. Maksat ritim olsun!


www.ilhanuckan.com
Faks: (0212) 505 63 88

Nurgül Yeşilçay, Angelina Jolie'ye mi benziyormuş! Daha da neler! Zaten artık kimse kendine benzemiyor!
Fatma Girik kendisiyle röportaj yapan Rahşan Gülşan'a "Şimdi Beyoğlu'nda nereye gidebilirsin ki? Beyoğlu'ndan girsen Taksim'e kadar hamile kalırsın..." diyor. Daha neler!
İclal Aydın'ımız, canımız "bir" edebiyat ödülü aldı, muradına erdi. Omzunda sevgiliciği Tuna beyciğimizin eli... Teşekkürlerden bir demet de ona gidiyor tabii...
Gülben Ergen'e lafım yok ama şimdi de "aşklarını aşırı kanıtlama" sırası kocacığına mı geldi diye bir dokunup geçmeden edemedim...
Serap Ezgü eski kocasının "Ezgü" soyadını kullanamayacak ya... Buna da pardon! Serap Ezgü ne diye soyadını değiştirecekmiş ki? Düşünüyorum da, bu daha çok Sümer beyin şimdiki eşinin rahatsızlığı herhalde demeden duramıyorum. Ben de eşimin eski karısı onun soyadını taşısa rahatsız olurdum.
Ama güzel kuşlarım, soyadınıza çok meraklıysanız, o zaman baştan söyleyin de, o isimle tanınmadan sizinle evlenmeyi bir daha gözden geçirelim. Haberleri sunarken ne âlâ, gündüz programı yapınca yok öyle Mualla! Herhalde Serap hanım eski eşini pek sevdiğinden kullanmıyordu o soyadını!
Potpuri yapıp geçip giderken rüzgar yaptıysam özür dilerim sevgili seyirciler...
Saygılar! Saygılar!

İşte Bilirkişi olarak yazıyorum:
Müzik setinde Belkıs Özener'in sesinden "Yeşilçam Şarkıları" dönüyor sabahtan beri. Biz de Melda'yla otrişlerimizi kapıp film yıldızcılığı oynuyoruz. Elimizde de mikrofon yerine müzik setinin uzaktan kumandası. "Aşkınla yana yana kül olsa da ocağım, bu gönül sayfasını artık kapatacağım" diye yerimizde zıp zıp zıplıyoruz. Ne Angelina Jolie'ye benzemeye ne "Beyoğlu'nda gezerken" hamile kalır mıyız diye korkmaya ne el alemin soyadını tekeline alma girişimine ne de aşk kanıtlama turlarına hiç ciddiyetle bakacak halde değiliz vallahi. Onun yerine "Civciv çıkacak, kuş çıkacak... Yaylı da yaylı içinde, yaylı da fayton içinde..."çalmaya başlayınca Seda Sayan taklidi yapıp gerdan kırmak daha eğlenceli. "Çiki çiki çak çak... Ördek çıkacak kaz çıkacak..."
Aç Melda'cım müziğin sesini... Baydı herkesi bu muhabbetler! Millete ritim gelsin...

Bugünkü yazımın ana fikri şu:
Sadece "babasız kadınlar" değil, bütün kadınlar kendilerini iyi hissettiren erkeklere aşık olurlar. Ama yarıştan zaferle çıktıktan sonra... Yarışmanın zevkine doyduktan sonra... Meselenin özü "döngüyü bozma arzusu"...
İyi oyunlar herkese...

Haftanın en yanlış teklifi!

Rafet El Roman en dayanamadığım erkek tipinden biri. "Evliliğin boyunca yemediğin halt kalmasın, sonra da üste çıkmanın bin yolunu bul" karakteri! Bir şarkısını bilmiyoruz ama bütün evlilik hikayesinden haberdarız sayesinde. Şimdi de eski karısı Tuğba Altıntop'a, Almanya'da yaşamaya karar vermesi durumunda ev tutacağını söylemiş. "Tuğba Almanya'da çocuklarıyla bir arada yaşamaya karar verirse, ona bir ev tutarım, her türlü imkanı sağlarım. Yeter ki karar versin"diyormuş. Bir kadın için en yanlış teklif budur herhalde. Tuğba kabul etme gafletine düşerse yaşayacağı hayat, Tevfik Başer'in çektiği "40 Metrekare Almanya" diye bir film vardı ya, onun tekrar çevrimi olur olsa olsa...


ÇEKİNMEYİN, SORUN! DAHA İYİSİNİ BİLENİNİZ VARSA DA ANLATSIN!

"Hiçbir şeye karar veremiyorum!"
İlişkilerimi doyasıya yaşayamıyorum. Hep kısa sürüyor. Mutlu olamıyorum. Aylardır kimseyle çıkmıyordum, acı çekmekten korkuyordum. Ama birkaç haftadır çok iyi, çok tatlı biriyle beraberim. O da benim gibi ilişkilerinde mutlu olamamış, aldatılmış biri. Şu an ilişkimiz iyi gidiyor ama inanın ne kadar mutlu olursam o kadar acı ve korku hissediyorum. Her sabah bu da bitecek mi diye korkuyorum. Bir ilişkiyi yürütemeyecek kadar aciz miyim? Yoksa yanlış kızlar mıydı öncekiler? Ya da hep entel takılırdım, bu sefer de maço mu yaşasam? Belki kadınlar bundan daha çok hoşlanıyor... Ya da en iyisi hiç üstüne düşmemek mi? Hiçbir şeye karar veremiyorum. Ve bu kararsızlık beni çok korkutuyor. Sizden nasıl bir yardım isteyeceğimi bilemiyorum ama bunları kimseyle paylaşamıyorum. Sevgiler...
Ümit

* * *
Sevgili Ümit, asıl sorunun ilişkiyi kendi kafanda yaşayıp tüketmek. Bitecek diye korkarsan ilişkin biter tabii. Korktuğun başına gelir, çünkü korkarken aslında sürekli o korktuğun şeyin olmasını bekler ve bunu kendin gerçek hale getirirsin. Bir ilişkiyi yürütememek acizlik değildir. Yanlış yaptığın şeyler vardır ve bunlar emin ol ki çözülebilecek sorunlardır. Canının istediği gibi davranmayı dene. Başkalarının beklentileri konusunda kendi kendine senaryolar uydurmaktan vazgeç. Kızlar entel mi sever dantel mi, maço erkekler daha mı rağbet görür, hepsi palavra... Keyfine bak güzelim. Yeter ki şu korkularından kurtul. İşte o zaman her şey yolunda gidecek.


Erkek köşesi!

"Hangi kadın işvelidir" testi!
Bir kadının işveli olup olmadığını tek bir soruyla test etmek ister misiniz? Ona dans edip edemediğini sorun. "Evet" derse testi geçtiğinin resmidir. "Yok, hiç beceremem" derse, ne diyeyim, işveli değil işte. İşve denen şey kadının ritmidir. Dolayısıyla vücudunu kullanma becerisiyle de fazlasıyla alakalıdır. Kıvırma, yan çizme, bir kalça hareketiyle hamleyi savuşturma meselesi velhasıl.
Bilmem anlatabildim mi?


Öptüm sizi
Hülya Avşar'a yine magazinci arkadaşlar ruh durumunu soruyorlar geçen gün; psikiyatra gidiyor mu falan... O da "İlhan Uçkan'a gidiyorum" diyor, "psikiyatr"la "danışman"ı ayıramıyor ya, "Ondan düzelemiyorum" diye de kikirdiyor. Ah ah, madem o kendi açıkladı işte itiraf ediyorum: Evet, her gün onu kapımda buluyorum! "Bak Hülya'cım, senin derdine çare ben değilim!" desem de bir kulaktan girmiyor ki öbüründen çıksın. İki kulak arasında "Kaya" var. Magazincileri öpeyim bari...










CUMARTESİ
"Tiyatro dünyanın en önemli işi değil"
Baştan aşağı pırıltı
Festivalin önemli anları
Ayakkabınızı nasıl alırdınız?
Repertuvarlarında uzun hava da var caz parçaları da
Öğrenci Emmy ödülünü nişanlısı ile paylaştı
ne var, ne yok
En moda En yeni
Türk mutfağına sağlıklı yorum
Sahte çantayı tanımanın yolları
Ankara Müzik Festivali başlıyor
Konser, dans ve bale aynı programda
Damak tadı





Melis Alphan
Cengiz Eren
Ali Rıza Kardüz
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Yalvaç Ural

© 2006 Milliyet