|
 |
|
|
Klasikleşmeyen klasikler
yural@milliyet.com.tr
Yıllar önce, yine bugünkü gibi bir kaygıya kapılmıştım. Bizim ünlü yazarlarımız ölünce de meşhur olmuyor, klasikleşmiyordu. Sanki kültür adamlarımız; müzisyenlerimiz, yazarlarımız, şairlerimiz, ressamlarımız birer değer olmuyor, çağını doldurduktan sonra unutulup, kaybolup gidiyordu. Bugün, geçmişe oranla pek çok yazarımızın eserlerinin yeni basımlarını biraz araştırarak bulabiliyoruz. On beş yıl önce bu da yoktu. Bütün bir gün Cağaloğlu'nu dolaşıp Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın bir, Halide Edip'in iki, Suat Derviş'in de hiçbir kitabını bulamadığımı çok iyi anımsıyorum. Günümüzde, gençlerin büyük bir çoğunluğu edebiyat, siyaset, düşünce, kültür dünyamızda yüz yıldan beri sözü edilen renkli kişiliklerin hiçbirini tanımıyorlar. Üstelik ne onlardan, ne bıraktıkları eserlerden haberleri yok.
* * *
Bugün, özellikle gençler arasında bir kesimin klasiklerimize ve onların usta yazarlarına karşı ilgileri, eğilimleri ve sevgileri var. Sanırım bu ilgi ve talebin varlığı yayıncıları harekete getirmiş olmalı ki, yıllarca basılmamış ya da gözümüzden kaçmış pek çok kitabı bugün vitrinlerde, fuarlarda görebiliyoruz. Ünlü yazarımız, şair Mithat Cemal Kuntay'ın, Mehmet Âkif üzerine bir kitabı olduğunu bilmiyordum. Ta ki, TİMAŞ Yayınları bu kitabı yayınlayıncaya dek. Bugün 40'lı yaşlarda olan ilk televizyon kuşağının, Mithat Cemal Kuntay'ı tanımasa da, televizyonda oynayan II. Abdülhamit, Meşrutiyet ve Mütareke yıllarını anlatan ünlü dizisi "Üç İstanbul" romanını izlediğini biliyoruz.
* * *
Günümüz televizyonları için klasik eserlerimiz artık pek değer taşımıyor. Bugünün deyişiyle, yani "reyting" yapmıyor. Bu konuda en şanssız olanlar ise öykü yazarları. Çünkü onların öykülerinden dizi de yapılamıyor.
Bir arkadaşımın oğlu, geçtiğimiz günlerde bana şöyle bir soru yöneltti: "Yalvaç Abi, öğretmen bana, 'Sabahattin Ali diye bir yazar var, onun bir kitabın bul ve okuduğun öyküyü ödev olarak hazırla!' dedi. Çok merak ediyorum, acaba böyle bir yazar var mı? Yoksa öğretmen ben'le kafa mı yapıyor?" Yanıtı size bırakıyorum.
* * *
İnternet bilgi çağı mı? Yoksa yerel kültürleri eleyip tek boyutlu, tek dilli, tek kültürlü insana geçiş dönemi aracı mı? Bilgiyle ilgili her şeye bu kadar çabuk ve hızla ulaşılan günümüzde, kendi kültürüne bu denli yabancılaşan çocuk ve genç insanlar nasıl ortaya çıkıyor? Elbette kültür, sınırları yalnızca edebiyatla çizilen bir alan değil. Ama öylesine edilgen bir kültür var ki, insanları boşlukta bırakıyor.
* * *
Okullarda çocuklarla oynadığımız bir "Ninja Kaplumbağalar" oyunu var. Dizinin hayranları, yeni söyleyişle fanatikleri arasında üç-dört kişiyi sahneye çıkarıyoruz. Kaplumbağaların adlarını tek tek saymalarını istiyoruz. En küçük yaş çocukları bile bunu kolaylıkla sıralıyorlar: "Leonardo, Michelangelo, Donatello, Raphael." Sonra bunların kim olduğunu, soruyoruz, yanıt yine doğru: "Ünlü İtalyan heykeltıraş ve ressamlar!"
Buraya kadar her şey güzel gidiyor. Popüler kültürü yakından izliyorlar. Diyoruz ki, "İçinizden, dört tane ünlü Türk heykeltıraş, ressam, müzisyen adı söyleyene on kitap armağan ediyoruz," salondan çıt çıkmıyor. Bir ya da iki ressam adı söylüyorlar. Özellikle lise öğrencileriyle bu söyleşi yapıldığında kızlardan şöyle bir yanıt geliyor: "Birincisi Bedri Baykam, ikincisi Kenan Evren, üçüncüsü... bilmiyorum..." Sonra öğretmenlerden yardım istiyoruz. Bazı okullarda öğretmen de dördüncüyü bulamıyor.
* * *
Yıllar önce Milliyet Yayınları'nda, unutulan değerlerimizle ilgili yaptığımız bir "Tatil Kitapları-Gülmece Dizisi" vardı. Buradaki amacımız; edebiyat, düşünce, sanat dünyamızda renkli kişilikleriyle dikkati çeken insanlarımızı yergi, nükte, fıkra ve yaşamöyküleriyle gençlere tanıtmaktı. Bu diziyi yayınlayamayacağımıza göre, en iyisi ben size yarın onlardan yaptığım bir seçkiyi sunayım. Kim bilir, belki bazılarımızda yeniden okuma isteği uyandırır.
|
|
|

|