|
 |
|
|
Ya gel bana sahici sahici...
O dünlerde Mecidiyeköy'deki Kanal D'ye bazen camdan girerdik.
Ben sık sık camdan girerdim.
Arabayı park edip, tüm binayı dolaşmaktansa...
Bir gün F.A (Fatih Altaylı) imzalı kağıtlardan birini daha gördük duvarda.
Üstünde "Bu camdan kim girerse girsin o gün kovulacaktır" yazılıydı.
Altaylı nev-i şahsına münhasır biriydi.
Bence ben de öyle.
Birbirimizi severdik de.
Tabi yine bence.
Belki beni kovmazdı.
Belki de ibreti alem olsun diye kovardı ama.
Bir daha girmedim.
Kovamadı
Sonra Kanal D haberin başına geçti, işleri yoğunlaştı, radyonun başına aramızdan birini görevlendirdi.
Altaylı adına o yürütüyordu işleri.
Önce işler iyi gitti.
Kendi gibiydi.
Ama sonra Fatih Altaylı gibi olmak istedi.
Bir gün bir kağıt gördük duvarda.
"Yarın toplantıya gelmeyen kendine iş arasın."
Ben gitmedim.
İşi de aramadım.
Kovamadı.
Çünkü F.A değildi.
Gibisiydi.
Sonra şöyle bir konuşma geçti;
-Toplantıya niye gelmedin?
-Haberim yoktu.
-Duvardaki kağıdı okumadın mı?
-Ben en son askerde duvardaki kağıtları okuyordum.
-Fatih Altaylı'nınkini okuyordun ama.
-O Fatih Altaylı.
-???
Sonra Fatih Altaylı ayrıldı.
Sonra ben de ayrıldım.
Bigün Altaylı'nın odasında laflarken takıldım O'na.
"-Bu ülkeye bir Altaylı yeter de artar bile. Mesela bir Uluç, bir Toroğlu, bir Çakar, bir ben veya bir şu bir bu da yeter de artar.
Seversiniz sevmezsiniz, beğenirsiniz beğenmezsiniz.
Onlar nevi şahsına münhasır insanlar.
Alıştık onlara.
Gibilerine tahammülü yok ama bu ülkenin.
İkinci "ben'e benim bile tahammülüm yok."
Gülüştük.
Bu ülkede cins cins yöneticiler tip tip spor adamları var.
Severiz, sevmeyiz
Ama onlara da alıştık.
Alışmak zorundayız.
Mecburen.
İdare ediyoruz birbirimizi.
Sistem böyle
Mesela son günlerin Murat Özaydınlı'sı veya mesela Bülent Tulun'u.
Atsan atamazsın, satsan satamazsın.
Hafta sonları konuşuyorlar.
Konuşmak zorundalar veya konuşturuluyorlar.
Ve böyle olmak zorundalar.
Sistem böyle.
Biliyoruz.
Sonra pazartesi oluyor.
Felaket işte o zaman başlıyor.
Onların gibileri çıkıyor piyasaya.
Kendilerini onları ve tuttuğu takımı savunmak zorunda hisseden bir kısım "Tuttuğu takımın yorumcusu".
Bunlar onlardan daha onlar gibi.
Bunlara bir türlü alışamadık.
Alışmak da istemiyoruz.
Salıları başkaları.
Çarşamba, Perşembe, Cuma da geri kalanları.
Böyle bitiyor hafta.
Fenalık geliyor.
Bu ülkenin ikinci bir Özaydınlı'ya ikinci bir Tulun'a veya filana veya falana da tahammülü yok.
Onlar zaten öyle, biliyoruz, hatta anlayışla karşılıyoruz.
Ama bunlar niye böyle?
Anlamamız mümkün değil.
Kulüplerin başkanları, yöneticileri, kongre üyeleri, hukuk servisleri de var.
Tabi avukatları da.
Kimsenin onlara ihtiyacı yok.
Tabi yine bence.
Anlamıyoruz
Hırı gürü, dırdırı uzatan da maalesef onlar değil bunlar.
Onları anlıyoruz, öyle olmak veya öyle konuşmak zorundalar.
Bunlar niye böyle olmak, böyle konuşmak zorundalar ama.
Evet anlamıyoruz bunları.
Tarkan'la bağlayalım.
Ne diyor:
"Başkası olma kendin ol, böyle çok daha güzelsin,
Ya gel bana sahici sahici ya da anca gidersin."
Cem, Gülsev hanım, Alev, ben
"Televizyonlarda bir ilk" demeyi sevmem. Genelde ilk denen ilkler, ilk değildir çünkü.
Herkes "ilk" diye atıp tutar.
"Ama bu sefer bir ilkti" diyorum.
Çünkü galiba ilkti.
Yine de galiba diyorum.
Açık kapı bırakıyorum.
Bir hakem ve eşi; Alev'le (Evliyaoğlu) benim Lig TV'de yaptığım Çizgi Dışı'na konuk oldular.
Üstelik karizmatik, popüler, faal ve her dem gündemde bir hakem ve eşi.
Cem'e (Papila) tabi teşekkür ediyorum, geldiği için.
Ama teşekkürün büyüğü eşi Gülsev Hanım'a.
Taaa Ankara'dan gelip "ortaya çıktıkları" için.
Herkes, arkalarından atıp tutttukları, küfür ettikleri, tehdit ettikleri, hatta son günlerde her türlü taciz ettikleri hakemlerimizden birini sevgili eşiyle beraber seyretti..
Ve onlar başlarından geçen bu kadar olaya rağmen, ne kadar zarif, ne kadar asil, ne kadar açık ve ne kadar sevgi doluydular hâlâ.
Büyüklerin aralarında oynadıkları maçlardan iki milyar alıyormuş bir orta hakem.
Diğer maçlardan da bir milyar.
Ayda iki maç yöneten bir birinci sınıf hakemin aldığı para en fazla iki milyar yani.
Bir derbi yönetirse de üç milyar.
Para mı?
Bu kadar eziyete değer mi?
Karı koca avukat Papilalar.
Eşi, sırf kocasına edilen hakaretlerlerle uğraşsaydı, bir tek O'nun davalarına baksaydı.
Tek müvekkili eşi olsaydı.
Yine de yedi sülalesine yetecek kadar para kazanırlardı bu davalardan Papila ailesi.
Ve tek bir kişiye bile dava açmamış, karı koca avukat Papilalar.
En etkilendiğim de...
Oğlunun okulda soyadını görüp, "Sen Cem Papila'nın nesi oluyorsun?" diye soran öğretmenine;
"- Hiçbir şeyi olmuyorum, tanımıyorum" demesi.
Mustafa Çulcu'yla bağlayalım.
Hiç düşünmeden "Evet" deyip Cem'in bizim programımıza katılmasına izin verdiği için.
Program müthiş ilgi gördü.
Diğer hakemlerimizi de aileleriyle ağırlamaktan büyük keyif alacağız.
Erman Toroğlu, köyler, şehirler, köşeli toplar
Erman Toroğlu, "İstanbul'da büyüklerden biriyle berabere kalmak istiyorsan en az bir tane atacaksın" dedi Maraton'da.
Galip gelmek istiyorsan da en az iki tane.
İtalya'nın güneylisi de "Bir büyük kuzey takımını (Milan, Inter, Juventus) 1-0 yenmek istiyorsan en az üç tane atman lazım" der.
"Birini görmezler (hakemleri kastediyor), birini saymazlar, nasıl olsa.
Üçüncüyü de verirlerse tabi.
"Kuzeyliler kendi aralarında yuvarlak topla oynar" der güneyliler.
Ama bizim onlarla oynadığımız maçların topları köşelidir.
Bir köşesinde para, bir köşesinde siyaset veya şu veya bu vardır.
Köşeli toplar
Bizde de köşeli toplarla oynuyorlar Anadolu takımları büyüklere karşı.
Hatta bazı büyükler bile zaman zaman birbirlerine karşı köşeli toplarla oynuyorlar.
Şunu unutmamalıyız.
"Maçı şehir oynamıyor.
Şehrin futbol takımı oynuyor.
Onlar kazanıyor veya kaybediyor."
Maçı kaybeden futbolcular, teknik ekip.
Hepsi bu.
Yönetimi ve başkanı bile değil.
Şehir hiç değil... Onlar girince işin içine, başkaları da giriyor.
Belediye başkanı... Milletvekilleri.
Vali.
O şehrin bakanları da.
O zaman da böyle oluyor.
Ve...
Mesela, Diyarbakır'a senede üç milyon turist gelse, üç milyar dolar girse,
Üç maç cezanın lafımı olur!
Ya da Samsun'a iki milyon turist gelse, iki milyar dolar girse...
Venedik'e bakın
İtalya'dan girdik, İtalya'dan çıkalım.
Yılda sekiz-on milyar dolar giren Venedik'in, Venezia'sı kimin umurunda 90 dakika bittikten sonra.
Venedikli işine bakıyor.
Ya da köy takımı denilen zengin Kuzey'in Chievo'su.
Köy o fıkradaki şehirlinin"Hay buralara köy diyenin de, hay bizim oralara şehir diyenin de" dediği köylerden.
Köy öyle yırtmış ki.
Takımı, köylünün ne umurunda.
Yani...
Önce şehir yırtacak.
Sonra futbol takımı.
Tabi yine bence.
TRT, Stadyum, biz
Pazar günü 100 program arasında AB grubunda yine birinci oldu Stadyum.
Genelde de ikinci (Birinci İbo Show).
Yine teşekkür ediyorum.
Stadyum adına.
TRT spor adına.
TRT adına.
Kendi adıma.
Bize müthiş moral veriyorsunuz.
BİR SERİ İLAN
Pazarları TRT / Pazartesileri Lig TV / Pazartesi ve çarşambaları Radyo Spor / Cumaları Milliyet.
Başka şubem yoktur.
bilgingokberk@mail.com
|
|
|

|