|
 |
|
|
Milliyetçilik eleştirisi
Türk ve Fransız aydınları, "Cumhuriyet, Çoğulculuk ve Avrupa" toplantısında buluştu. Liberation yazarı, Türk konuşmacıların Türkiye'deki milliyetçiliği geçiştirdiğini söyledi
MEHMET GÜNDEM, SABETAY VAROL Paris
Paris'te bazı Türk ve Fransız aydınlar, "Cumhuriyet, Çoğulculuk ve Avrupa" konulu 10. Abant Platformu toplantısında bir araya geldi. Toplantı, İnsani Bilimler Merkezi Başkanı Alain d'Iribarne ve Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk'un açılış konuşmalarıyla başladı. Alain d'Iribarne, Türk halkı ile Fransız halkının, Türk devleti ile Fransız devletinin kimi konularda benzer davranışlar sergilediğini söyledi.
Sami Selçuk da, "Bizde Fransız jakobenizminden etkilenen cumhuriyet seçkinlerinde, 'halka rağmen halk için yönetim' düstur haline geldi. İki ülkenin seçkinleri de, 'Baldırı çıplaklara iktidar emanet edilemez' dedi. Bu büyük bir hata" diye konuştu.
'Fethe çıktık gibi...'
Etyen Mahçupyan ve Ali Bayramoğlu'nun konuşmalarından sonra izleyici olarak bulunan Liberation gazetesi yazarı Marc Semo söz alarak, Türk konuşmacıların hep Fransa'daki milliyetçi tepkileri anlattıklarını, kendi ülkelerinde kabaran milliyetçiliği ve Avrupa karşıtlığını sessizce geçiştirdiklerini söyledi. Ali Bayramoğlu, Türkiye'dekinin bir ilerleme krizi olduğunu, Fransa'daki krizin ise aynı nitelikte olmadığını söyleyerek bu eleştiriye karşılık verdi.
Sosyolog Nilüfer Göle de şöyle konuştu: "Türkiye'de Avrupa projesi sayesinde bir demokratikleşme süreci yaşandı. Avrupa perspektifi Türkiye'ye yardım ediyor. İki kamuoyunun birbirine yaklaşması, bu sürece yardımcı olabilecek mi? Gerçek sorunlar konuşulabilecek mi? Örneğin Kürt meselesi, Ermeni tehciri ve katliamı da gündeme gelebilecek mi?"
Agos gazetesinden Hrant Dink de, "Sanki zihniyet fethine çıktık, Fransızları fethedeceğiz gibi bir ruh halimiz var" dedi.
Türkiye'nin AB üyeliği olumludur
Jean François Bayart (Felsefeci - gazeteci): Milliyetçilik, hem Avrupa'yı hem Osmanlı'yı mahvetti. Benim bir ulusal aidiyet nostaljim yok. Fransız bağı bile ıslah oldu. Post nasyonal üzüm ve şarap daha iyi gibi. Benim Türkiye'nin AB üyeliği ile ilgili tavrım çok olumlu. Onun için Türkiye'de verilen siyasi mücadele, aynı zamanda benim mücadelemdir. Burada Türkler ve Türkiye hakkında kurgulanmış bir illüzyon var: Sanki, Türkler Orta Asya'dan yeni çıkmış, atlarından yeni inmişler gibi... Bizim hem Türkiye'de hem de Fransa'da bu illüzyonlarla mücadele etmemiz gerekiyor.
Ulusal kimlikleri aşmak gerekli
Dominique Schnapper (Fransa Anayasa Konseyi üyesi): AB başarılı olduğu için ortada düşman kalmadı. Düşman kalmayınca da siyasi proje boşluğa düştü ve ulusal kimlikler öne çıkmaya başladı. Gelinen noktada ulusal kimlikler ve milli seferberlikler, demokratik aklın önüne geçmiş görünüyor. Ulusal kimlikleri aşmak ve gerçek bir proje üretmek kaçınılmazdır.
Ulusal kimlik AB'ye engel değildir
Veronique Nahoum Grappe (Sosyolog ve antropolog) : Ulusal kimliklerin yeniden ön plana çıkması, aslında AB'ye engel değil. Ama buna uygun yeni projeler üretmezsek ulusal kimlikler yeni bağımlılıklar oluşturur. Böyle olunca da referandumlarda "hayır"ların önüne geçilemez, özgürlükler tarihine katkı yapılamaz.
Çokkültürlülüğü Sevr sananlar var
Prof. Dr. Ahmet İnsel: Türkiye'de, militan bir cumhuriyetçi için çokkültürlülük, Sevr Antlaşması'nın yeniden uygulanmasıdır. Laiklik de bir başka sorun. Kemalizm'in kendi kendine açtığı bir tuzak haline geldi. Hangi sosyal temellerde laikliğinizi oturtacaksınız? Mustafa Kemal, laikliği çokkültürlü yaşama devam etmenin garantisi olarak görmüştü. Bugün bunun zemini kalmadı. Çokkültürlülük de banal bir şekilde milliyetçiliğe dönüşüyor. Bana göre çoğulculuk daha iyi bir formül.
|
|
|

|