Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 01 Nisan 2006 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Amerikalı ombudsmanla sohbet
'Politikacı, işler kötüye gidince medyayı suçlar'


Amerika'da 30 milyon dinleyicisi olan ve ticari kaygıların esiri olmaksızın "kaliteli" ve "içerikli" yayınlarıyla tanınan NPR (National Public Radio) adlı radyo kanalının ombudsmanı Jefferey Dvorkin'le önceki gün Milliyet'in Ankara bürosunda konuşuyorduk.
Ele aldığımız konular, haliyle, günceldi. Başbakan Erdoğan'ın medyaya dönük saldırılarından söz ederek, ABD Savunma Bakanı Rumsfeld'in de benzeri bir yaklaşımla ABD basınını "Irak'taki olayları abartmakla" ve "teröristleri cesaretlendirmekle" suçladığını anımsattım.

Medyayı suçlamak
Mesleğe yıllarını vermiş eski bir gazeteci olan Dvorkin, Başkan Nixon örneğini vererek sözünü hiç bulandırmadı:
"Politikacılar için bu çok eski bir gelenektir. İşleri kötü gittiğinde ilk yaptıkları şey medyayı suçlamaktır. Zira, kendileri için en iyi savunma aracı saldırıdır. Yoklamalara bakıp halkın desteğinin azaldığını gören ABD yönetimi açısından şu anda olan da budur. Onun için söylediklerinizde bir sürpriz yok."

Gazetecinin kaderi
Peki Rumsfeld haklı mı? Yani medya sadece kötüyü mü gösteriyor? Dvorkin'in buna da yanıtı şöyle:
"Irak'la ilgili iyi haberleri göz ardı etmekle suçlandığımız çok oluyor. Bu belki bir ölçüye kadar doğru olabilir. Ancak, çoğu zaman, bu suçlamayı yöneltenlerin tek amaçları, kamunun dikkatini, gazeteci olarak ortaya çıkardığımız gerçeklerden başka yere çekmektir."
Dvorkin, Irak'taki hükümet çalışmaları sırasında yönetimin de hoşuna giden bir haber yaptıklarında, bu kez de dinleyicilerin eleştiri bombardımanına tutularak, "kötü gerçekleri örtbas etmekle" suçlandıklarını da anlattı. "Gazetecinin kaderi işte bu. Kazanmak mümkün değil. Sonunda mutlaka birisini kızdırıyorsunuz" dedi.
Peki, "Vatansever Yasası" isimli ve Türkiye'de ortaya çıksa Batı'nın kıyamet koparacağı bir yasayla karşı karşıya olan Amerikalı gazetecilerin yaşadıkları zorluklar nedir?
Dvorkin'e göre söz konusu yasayla ilgili olmasa da, ABD'li gazetecilerin şu anda yaşadıkları en büyük sorun, yönetimin kendileriyle ilgili yasal ortamı değiştirmeye çalışmasından kaynaklanıyor. Örnek olarak da, basının özünde yatan "kaynak açıklamama" kuralını değiştirme gayretlerini gösteriyor. Dvorkin'e göre Bush yönetimi şu anda gazetecileri bu yoldan taciz ediyor.
Kendisine, NPR benzeri bir Amerikan kanalı olan PBS'in, yayımlamaya karar verdiği bir Ermeni soykırımı belgeselinin ardından Türk görüşüne de yer veren bir açık oturum yapmak istemesi ve bunun Ermenilerce engellenmesi meselesini de sorduk:

Tarihi bagaj
NPR olarak Filistin intifadası hakkında hazırladıkları bir belgeselle kendilerinin de benzeri sorunlar yaşadıklarını anlatan Dvorkin, şunları söyledi:
"Tarihte 'nihai yargı' diye bir şey yok. Genelde geçerli olan, sürekli canlı tutulmaya çalışılan revizyonizmdir (tarihi değiştirerek yeniden yazma girişimi S. İ.) Türk-Ermeni sorununun özünde de bu var.
Tabii, Türkiye bu sorun yok olsun istiyor. Ancak hiçbir ülke tarihi bagajından kurtulamıyor. Bu bagaj olmadan bir yerden bir yere gidemiyor."

Ya karikatür krizi?
Dvorkin, burada da net konuştu. "Şiddete davet çıkarmadıkça ifade özgürlüğü olmalıdır" dedi. Karikatür krizinde "şiddet boyutu" olduğu için, "fikir özgürlükçülerinden" gelen eleştirilere rağmen, söz konusu karikatürleri günde bir milyon kişinin girdiği internet sayfalarına taşımadıklarını söyledi.
Dvorkin ilginç bir benzetmeyle, "Sırf fikir özgürlüğüne inanıyorum diye ekranıma pornografi taşımak gibi bir zorunluluğum yok" dedi.

semihi@cnnturk.com.tr








Taha AKYOL
Keskin sirke kime zarar?
DİYARBAKIR, 29 Mart Çarşamba; vahim olaylar c...
Çetin ALTAN
Abartılan güç, belaya gebe kalır...
Altmış yıldan bu yana, hemen hemen her gün çe...
Melih AŞIK
Suçu neymiş?
Eski DEHAP Batman İl Başkanı Mehdi Öztüzün ya...
Fikret BİLA
Türkiye masaya oturmaya zorlanıyor
Diyarbakır ve Batman olaylarının ardından İmr...
Hasan CEMAL
Her şey siyah beyaz!
Öyle topraklar ki, insan dolaştıkça içi acıyo...
Güneri CIVAOĞLU
Hedef, 1 Mayıs
PKK'nın hedefi, Diyarbakır ve Batman'daki gör...
Can Dündar
Diyarbakır'da en başa mı dönüyoruz?
Cılız bir umut ve kör umutsuzluk...
Abbas GÜÇLÜ
Öğretmen tayinleri
Türkiye'nin en çilekeş insanlarının başında ö...
Semih İDİZ
'Politikacı, işler kötüye gidince medyayı suçlar'
Amerika'da 30 milyon dinleyicisi olan ve tica...
Sami KOHEN
'Kolay'ı da 'Zor'muş!
Ankara'da resmi ağızlar haftalar önce, AB ile...
Metin MÜNİR
Çabuk büyü, çabuk bat, cesedin güzel olsun
AKP'nin ekonomide başarılı olmasının ardında ...
Hasan PULUR
Beşiktaş'ın belediye başkanları...
BEŞİKTAŞ belediye başkanlarının bir geleneği ...
Derya SAZAK
Medya takıntısı
İktidar-medya ilişkileri böyledir: Eleştiri b...
Meral TAMER
İş Bankası çalışanları üzerinden...
Alman Lisesi'ni bitireli uzun yıllar olduğu h...
Tamer HEPER
Bu kadar aciz kalınamaz
Geleceğin umudu olan gençlik bu kadar kolay n...
Yaman TÖRÜNER
Merkez Bankası'na başkan adayım var
London School of Economics mezunu, master der...
Güngör URAS
Düzeltmeyle 'iyi büyüdük'
Hükümetimiz, Devlet Planlama Teşkilatı, iktis...
M. Ali BİRAND
PKK'nın oyununa gelinmemeli
Perşembe akşamı Kanal D Ana Haber Bültenine ç...

© 2006 Milliyet