Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 02 Nisan 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Ne yazık ki önce güzellik geliyor




Fiziksel güzellik sporda performans yüksekliğine benzer: Gençken doruktadır. Mükemmel güzellik ise çok nadir bulunur ve genellikle 35'ine kadar muhafaza edilir. Buna rağmen, Cahit Sıtkı Tarancı bugün yaşasaydı ve 48 yaşındaki Sharon Stone'u görseydi, "Yaş otuz beş yolun yarısı" demezdi herhalde.
İnsan bu kadına baktığında yolun yarısını çoktan geçtiğine inanamıyor. Joan Collins "Güzellik zengin doğup giderek fakirleşmektir" demiş. Ancak bu sözler 30 yıldan beri 20'lerinde gösteren Stone için geçerli değil. Stone geçtiğimiz iki hafta içerisinde beş ayrı ülkede "Temel İçgüdü 2"nin galalarına katıldı. Şekilden şekile girdi. Saçlarını bir açtı, bir topladı, kız çocuğu gibi iki örgü yaptı; klasik giyindi, dekolte giydi, elbisesi bazen kısaydı bazen uzun. Galalar için kendine özel bir koleksiyon hazırlattı ya da gardırobundaki tüm giysileri sergiledi. Kim bilir, belki de bu filmin son kurşunu olduğunu düşündü ve sırayla tüm galalarda endamını sergiledi.
Çok güzel kadınların hemen hepsinde olan kompleks onda da var. Şu IQ'suyla gurur duyan, "Sarışınım ama aptal değilim" tavrı takınan ancak böyle algılanmasına meydan veren çıplaklığından vazgeçmeyen, "Beni sadece görünüşümle yargılamayın. Yıllardır AIDS'liler yararına çalışıyorum" diye sitem eden kadınlardan. Bir zamanlar "Vajina ve tavır, bu sektörde harika bir bileşimdir" diyen kendisi değil miydi? Bu imajı o yaratmadı mı? Londra galası öncesinde gittiği İsrail'de her ne kadar "Ortadoğu'da barış için kimi gerekirse öpebileceğini" söylese de, bizim kulaklarımızda "Temel İçgüdü"deki meşhur repliği yankılanmaya devam edecek: "Hiç kokain alıp seviştin mi Nick? Çok güzeldir." Bunun suçlusu biz değiliz. Bir türlü unutturmuyor işte.


J.Lo Türkiye'de

İngiltere'nin çok katlı mağaza zinciri Debenhams bu ay Cevahir İstanbul Alışveriş Merkezi'nde dünyadaki 145'inci mağazasını açıyor. Mağazada birçok başarılı markanın ürünleri satışa sunulacak. Bunların yanında Jennifer Lopez'in J.Lo markası da ilk kez Türkiye'deki mağazada yer alacakmış. Ünlü şarkıcı artık J.Lo diye anılmaktan sıkıldığını söylerken bu içi boş J.Lo imajını bize satıyor. Malum Türkiye'de bir şey moda olmayagörsün, herkes ona boyun eğer. Etrafta onlarca kapüşonlu küçük J.Lo'lar gördüğünüzü düşünsenize. İnsanın içi ürperiyor. Lopez tasarımcıyım diye dolaşıyor ancak en son New York Moda Haftası'nda sergilediği koleksiyonu tersini söylüyor. Sanki eskiciden toplanmış giysiler zevksiz bir el tarafından bir araya getirilmiş. Herkes bildiği işi yapsa dünya daha güzel bir yer olacak.


Ayakkabı önemli mesele

Ayakkabı giyimde önemli bir unsur. Kadınlar genellikle rahatlığına bakmadan vitrinde duruşunu beğendikleri bir ayakkabıyı almadan duramaz. Ayakkabı bir arzu nesnesi. Ancak dikkatli olmak gerek. Sonuç hüsran olabilir.
Ceyla Gölcüklü madem açık ayakkabı giyecek, keşke uygun bir çorap seçseydi. Bu haliyle davetten eve gelmiş ve ayağına alelacele terliklerini geçirerek bakkala koşmuş bir kadını andırıyor.


Gömleğe isim yazdırmakla centilmen olunamıyor

Gömleğe ad ve soyad baş harflerini yazdırma dendiğinde insanın aklına, annelerinin yatılı okula giden oğullarının donlarına isim yazdırmaları geliyor. Eskiden beri mendil, havlu ve çarşafları kişilerin ad ve soyadlarının baş harfleri süsler. Gömleğe harf yazdırma alışkanlığı ise bize Batı'dan geldi. İtalyanlar daha çok göğsün altına isimlerini yazdırırken, gösterişten pek hoşlanmayan İngilizler bu trendi pek uygulamıyor.
Batı'dan gelen bir şeyin görgüsüzlük olarak nitelendirilmesini bekleyemezsiniz, bu daha çok Doğululara özgüdür. Bunu ilk uygulayan "centilmenlere" diyecek lafımız yok ancak Türkiye'de son iki-üç yıldır bu alanda bir patlama yaşanıyor. Hem de harflerin boyutu iyice büyütülerek. Kişiye özel gömlek yapan Minimetrik markasının ortağı Kaan Gökalp kişiye özel hizmetin artmasıyla daha çok sayıda erkeğin bu trendin izini sürdüğünü söylüyor: "Daha çok el yazısı tercih ediliyor çünkü daha şık ve zengin duruyor. Böylece başka kimsede olmayan, sadece kendilerine özel bir ürünün sahibi oluyorlar. Özel dikim gömleği tasarlayan müşteri, fikrinin altına imzasını atıyor."
Peki herkes yaptırınca bu isim yazdırma olayının bir dönem "ayağa düşen" kırmızı Puma'lardan ne farkı kalıyor? Bu yine bir erkeklik meselesine dönüştü ancak ismini manşete yazdırmakla centilmen erkekler kulübüne üye olunmuyor. Herkes hayatta iz bırakmak, bir şeylerin altına imzasını atmak ister. Kimileri kol ağzıyla yetinmek durumunda.


Altı kaval üstü şişhane

Bir şey moda olduğunda hiç sorgulamadan onu uygulayanlar var. Şimdilerde jean'in üzerine her şeyi giyebilirsiniz diyorlar. Ancak kast ettikleri bu mudur gerçekten? Demet Akalın''ın bu "sahne kostümüne" bir bakın. Moda otoriteleri onun bu jean- "bluz" kombinasyonunu görseler, "Bu kadar da demedik" diyeceklerdir. Siz siz olun, moda olduğu söylenen şeyleri bir de kendi süzgecinizden geçirin. Ünlü İtalyan tasarımcı Giorgio Armani, "Stil ve moda arasındaki fark kalitedir" demiş. Haksız sayılmaz.



malphan@milliyet.com.tr



CUMARTESİ
"Sevdiğim parçaları söylemek için grup kurdum"
Renkte sınır yok
Şimdi sıra üçüncü kuşakta
Roman'ın romantik yazı
En moda En yeni
ne var, ne yok
"İstanbul'un vazgeçilmez vahası"
Bir kalemi dokuz ayda yapıyorlar
Daha bakımlı daha güzel
Dansta "bodyjam" devri





Melis Alphan
Cengiz Eren
İlke Gürsoy
Ali Rıza Kardüz
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan

© 2006 Milliyet