|
Kaynana zırıltısı
Nasreddin Hoca'ya sormuşlar:
- Hoca, çoluk çocuğun sokak gösterilerinde bir yaygınlaşma var; sence ne yapmalı; 21 Kasım 1941 günü Kragujevaç kentinde Hitler'e yaranmak isteyen bir albayın yaptığı gibi, tepelere mitralyözler kurup hepsini taramalı mı, ne diyorsun?
Hoca:
- Yok, demiş; demokrasilerde, saç tarayan kuaför misali, hemen taranmaz insanlar. Kim yasayı çiğniyorsa, belgesiyle birlikte, savunmasını da yapması için yargıya teslim edilir.
- O senin söylediğin gelişmiş ülkelerde geçerli. Gelişmekte olan ve bir türlü gelişmişliğe terfi edemeyen yerlerde; "yerinde infaz" en benimsenen yöntem genellikle...
- 16. yüzyılda Hızır Paşa da "yerinde infaz"dan yanaydı ama, pek bir çözüm sağlanamadı. En iyisi tarihte ve günümüz dünyasında, sokak gösterilerine hiç mi hiç katılmayanların kimler olduğuna bakmalı...
- Kimlerdir hiç mi hiç katılmayanlar?
- Zenginler... Ceplerle sokaklar arasında ters bir orantı vardır; birincisi doldu mu, ikincisi boşalır...
* * *
Bekri Mustafa ile Borazan Tevfik konuşuyorlardı; Bekri Mustafa:
- Sence, diyordu; toplumsal çalkantıların artması, en sonunda sıkıyönetimin zorunlu hale gelmesine kadar varır mı?
Borazan Tevfik:
- Malum burası Türkiye; belli olmaz, dedi...
- Kazara askeri bir yönetime gerek duyulsa; 2007'deki cumhurbaşkanlığı seçimleri de etkilenebilir mi bundan?
- Etkilenebilir...
Bekri Mustafa:
- Acaba, dedi; Başbakan Tayyip Bey ne düşünüyor bu konuda?
Borazan Tevfik:
- Herhalde kimsenin demokrasiyi rafa kaldıramayacağını, dedi.
Ve ekledi:
- Bir de tabii Şemdinli'deki bombaların uzaktan nasıl patlatıldığını...
* * *
İlkokul çocukları arasındaki, yiğitlik coşkusuyla şiddet eylemlerine katılanlar sıklaşsa bile, katılmayanlar da var.
9 yaşındaki Özbiş, bıçak taşımak yerine, fırsat buldukça 15 yaşındaki ağabeyi Aktem'in bisikletine binmeyi yeğlemekte...
Aktem ise bayılıyor yaptığı zamparalıklarla övünmeye. Bir gün yine kardeşi Özbiş'in yanında, son zamparalığını anlatıyormuş bir arkadaşına:
- Geçenlerde Şenbil'i bisikletin önüne bindirip, deniz kıyısına götürdüm ve sarılıp öpmek istedim. Olmaz, diye itti beni. Ben de ne yaptım biliyor musun; atladığım gibi bisiklete:
"- Öyleyse yaya dön evine, deyip bıraktım onu orada...
* * *
Ağabeyine pek özenen ve sürekli onu taklide çalışan Özbiş de, ertesi gün sınıf arkadaşlarından Nurben'i bisikletin önüne oturtup, deniz kıyısına gitmiş; çekingen bir sesle:
- Seni öpeyim mi, demiş.
Nurben de hiç nazlanmadan:
- Öp, demiş.
Özbiş afallamış:
- Öyleyse, demiş; sen bisikletle dön eve; yaya gelirim ben...
* * *
AB'nin, Ankara ile öpüşmeyi kabul etmesine benzetiyorlar üyelik müzakerelerinin başlamasını...
Ancak Ankara şaşkın, bisiklete birlikte binmek yerine:
- Öyleyse ben, yaya döneyim geriye, diyormuş.
* * *
Şiddet eylemleriyle birlikte araba hırsızlıkları da artıyor ve günde ortalama 100 araba çalınıyormuş ya...
Eski ralli şampiyonlarından, atölyelerinde arabaların elektronik alarm donanımını da düzenleyen Şükrü Okçu'ya sormuşlar:
- Sen uzman bir insansın; nasıl çalıyorlar arabaları, alarm bulunmuyor mu onlarda?
Şükrü Okçu:
- Bazılarının alarmı var ama, demiş; hırsızlar da, daha üst düzeyde çalanlar gibi, kulakların sağırlığına güveniyorlar...
* * *
Soru:
- Bir piyano ile bir sincap arasında ne fark vardır?
Yanıt:
- İkisi de denizde yüzemez...
Soru:
- İktidarla muhalefet arasında ne fark vardır?
Yanıt:
- Her ikisi için de, vatanı, milleti, devleti asla düşünmeyen ötekidir.
* * *
Bedri Rahmi'den bir şiirle bitirelim yazıyı:
Yaşamak
Kimi eskidiği için yaşar
Kimi yaşadıkça eskir
Ne tohumda keramet
Ne toprakta
Ne başakta
Marifet yaşamakta
c.altan@prizma.net.tr
|
|