|
Barış için acıyı anlamak önce...
İsrail'de sancılı seçim - 8
KUDÜS
Tepeden, Zeytin Dağı'ndan Eski Kudüs'ü seyrediyorum. Peygamberlerin yürüdüğü daracık taş sokaklar... Çan sesine ezan sesinin karıştığı, cami ile kilisenin, sinagogların yan yana uzandığı büyülü mekân...
Hep aynı şeyi düşünürüm.
Eski Kudüs, insanı tarihin ve düşüncenin derinliklerine çeker. Bazen de aklıyla değil, yüreğiyle de oynar insanın...
Ama ne yazık ki bu tuhaf mistik ve kutsal hava onca yıldır barış kokmuyor.
Son beş buçuk yılda 3982 Filistinli yaşamını yitirdi. Bunların 708'i çocuk. 123'ü çocuk, 1084 de İsrailli öldü. Hamas'ın intihar terörizmi sayı olarak 50'ye ulaştı.
Çocuklar!
Çocuk ölüleri, ne korkunç!
Kaç gündür bu topraklardayım. Önüme gelenle konuşuyorum. Kendimi onların yerine koyarak düşünmeye, hissetmeye çalışıyorum.
Hep aynı:
Filistinler ile Yahudiler birbirlerini tüketebilirler mi? Hayır. İsrail devleti denize dökülebilir mi? Hayır. Filistinliler kendi bağımsız devletlerinden yoksun bırakılabilir mi? Hayır. Kudüs paylaşılmadan kalıcı bir barış kurulabilir mi? Hayır.
Eninde sonunda barış olacak!
Ve bu topraklarda iki devlet yan yana yaşayacak.
Biri İsrail, öteki Filistin.
Ama ne zaman?..
Amos Oz, İsrailli bir romancı.
Haftaya İstanbul'da olacak.
İsrail'de Barış Şimdi adını taşıyan hareketin kurucularından biri.
Aşağıdaki sözler onun:
"Bu topraklarda iki İsrail-Filistin savaşı çıktı. Biri, Filistin halkının bağımsızlığını kazanmak ve işgalden kurtulmak için verdiği savaş... Aklı başında her insan bunu destekler. İkinci savaş, İran'dan Gazze'ye, Lübnan'dan Ramallah'a kadar İsrail'i yok etmek ve Yahudileri topraklarından sürmek için fanatik İslam'ın çıkardığı savaş... Aklı başında her insan bunu kınar."
Ben de böyle düşünüyorum.
Ne zaman bu topraklarda dolaşsam, bir konu her seferinde gelip kafama takılır:
Tarihin yükü!
Bu toprakların uzak ve yakın tarihinde yaşanan acı ve trajediler, akan onca kan ve gözyaşı bu coğrafyayı adeta tarihin tutsağı haline getirmiş.
Her sohbette bu kendini hemen ele veriyor. Acılar anında suyun yüzüne vuruyor. Tarih olanca ağırlığıyla hayalet gibi dolaşmaya başlıyor.
Onun içindir ki, bu coğrafyada tarihin bu trajik yükünden kurtulmadıkça, barışın dilini yakalamak çok güç. Tarihin tutsaklığından kurtulmadıkça, dostluğun ortak dilini yakalamak, bilemiyorum, belki de bir hayalden ibaret...
Herkesin acısı var.
Hepsi de meşru acılar!
Filistinli olsun, Yahudi olsun, acısı olmayan yok bu topraklarda...
Barış için önce herkesin birbirlerinin meşru acısını anlamaya çalışması lazım.
Yeterince acı çektik, gel oturup anlaşalım demek yani...
Ne zaman?..
İyi pazarlar!
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|