|
Türk basınının 50 yıl öncesi...
"OYSA Başbakan gazete sahipleriyle kurduğu dostluk ilişkilerinden dolayı, Basın'da, hükümet ve partisini eleştiren yazıların çıkmaması gerektiği kanısındadır. Çalışan gazetecileri genellikle hor görmüştür. Muhabirler, sekreterler, fıkracılar, gazete fotoğrafçıları ise kendilerini hiç de Başbakan, Patron ilişkileriyle bağlı saymamışlardır. Patronların gücü bunu önlemeye yetmeyecektir. Bazı gazete sahipleri, hiç onaylamadıkları halde, gazetelerin havasına katlanmak zorunda kalmışlardır. Rahat bırakalım hükümeti, çalışsınlar, karışmayalım, formülü iflas etmiştir yavaş yavaş...
Bu hava çileden çıkarmıştır Başbakanı."
* * *
TÖVBE, tövbe, tövbe!
Bu satırların bugünle ilgisi yoktur.
Hıfzı Topuz, "Türk Basın Tarihi"nde 1950'li yılların ortalarını anlatmaktadır. İktidarda Demokrat Parti vardır, Başbakan Adnan Menderes'tir. Bugünle bazı benzerlikler olsa bile, tarihten bir yapraktır bu anlatılanlar... (x)
İktidara gelmeden önce "Gazeteciler yatak odamıza bile girebilirler!" diye fantezi yapan Demokrat Parti, gazetecilere Ankara Cezaevi'ndeki "Hilton Koğuşu"nu reva görmüştür.
* * *
PEKİ niye?
Argoda bir deyim var, "Başına tuğla mı düştü?" derler...
Hayır, tuğla düşmemiştir; hayat pahalılığı, işsizlik, yolsuzluk, partizanların vurgunları...
Bu sorunlar gazetelere yansıyınca, Başbakan Menderes çileden çıkar.
İlk icraat, yeni bir Basın Kanunu çıkarmak ve 75 yaşındaki ak saçlı başyazar Hüseyin Cahit Yalçın'ı hapse attırmak olur. Yalçın 26 aya mahkûm edilir, suçu hükümeti eleştirmektir.
* * *
HÜKÜMETİN basını cezalandırmak için kanun çıkarmasını yerinde bulanlar da vardır. "Vatan" Başyazarı Ahmet Emin Yalman, bakın yeni kanunun gerekçesini nasıl savunur:
"Muhalefet partilerinin isterik saldırıları ile onların arkasında azgınlaşan komünistlerin yıkıcı çalışmaları."
Hatta Ahmet Emin Yalman daha da ileri gider, Hüseyin Cahit Yalçın'ı suçlar; "Hapse girerek bizi dünyaya rezil ettin!" gibi ucube bir mantıkla tarihe geçer.
Yani Hüseyin Cahit Yalçın, yazdığı yazıdan dolayı hapse girerek Türkiye'yi dünyaya rezil etmiştir!
Oysa, kanunu değiştirip onu hapse attıran iktidarın hiç suçu, günahı yoktur; masumdur.
Kaderin cilvesi, birkaç yıl sonra Ahmet Emin Yalman, tıpkı eleştirdiği meslektaşının akıbetine uğrayacak ve demir parmaklık arkasına gönderilecektir.
İşte biz de tam bu tarihlerde gazeteciliğe başladık...
Hem de Ahmet Emin Yalman'ın "Vatan"ında da çalıştık...
* * *
İÇİNİZDEN bazıları, "Hayır efendim, Hıfzı Topuz'un anlattığı o günlerle bugünün hiç benzerliği yok!" diyebilirler.
İnsaf, çileden çıkan Menderes'le, çileden çıkma emareleri ve alametleri gösteren Tayyip Erdoğan'ın da mı benzerliği yok?
Ya da Özal'dan beri "yağdanlığı" hiç elinden düşürmeyen yalakaları da Ahmet Emin Yalman'a hiç mi benzemiyorlar?
(x) 100 Soruda Türk Basın Tarihi, Gerçek Yayınevi/1996
h.pulur@milliyet.com.tr
|
|