|
Asker gelsin, Avrupa bitsin!
GERGİN dönemlerde duygular kabarır. Böyle bir dönemden geçiyoruz. Bazı mesajlar alıyorum, bazı internet sitelerinde okuyorum, ufak bir kesim diyor ki:
"Avrupa Birliği devleti gevşetti, bunlar da iyice azdı! Asker gelsin halletsin... Avrupa Birliği Türkiye'yi bölmek istiyor..."
'Düz mantık'la düşünüyorlar: Terör bitirilmişti... Peki niye şimdi hortladı? Avrupa Birliği'nden, demokratikleşme yasalarından, hükümetin gevşekliğinden cesaret aldıkları için!
Bu mantık doğru ise, demokratikleşmeyi tersine çevirip eski yasakları, sıkıyönetimleri geri getirmek, AB sürecinden çıkmak gibi çözümlere yönelmek 'mantıklı' olacaktır!
Etki-tepki zinciri!
Evvela sorun en azından 1925'ten beri Türkiye'nin gündemindedir, seksen yıldır çözülememiştir. Siyasi polemiklerde son olayları son birkaç yılın ürünü gibi göstermek mümkün ama, gerçek şudur ki, bu köklü sorun bazen şöyle, bazen böyle patlak veriyor.
İkincisi, sorunu askere havale etmenin bir çözüm olmadığı, hatta sorunu azdırdığı da bir gerçektir.
Her 'sıkı' rejim, yarattığı reaksiyonlarla Kürtçülük hareketinin ivme kazanmasına sebep olmuştur. 27 Mayıs'ın mecburi iskân ve dil uygulamaları, çok yaygın bir Kürtçü örgütlenme olan Devrimci Doğu Kültür Ocakları'na zemin hazırladı! 12 Mart'ın uygulamaları Kürtçü tabanın genişlemesine sebep oldu, 1977 seçimlerinde bölgede önemli dört ilde 'bağımsız' Kürtçü adaylar belediye başkanı seçildi; hem de o zaman AP ve CHP gibi büyük ve güçlü iki parti karşısında!
PKK bölgede sıkıyönetim varken kuruldu, "12 Eylül yılları"nda güçlendi, taban tuttu, harekete geçti!
Elbette terörle mücadelede askerin rolü çok önemlidir ve saygındır. Ama devlet tamamen sivil otorite altında olmalı, bu mücadele sivil değerlerle yürütülmelidir. Terörün ekmeğine yağ sürecek bir etki-tepki sürecine yol açmamak, aklın gereğidir.
Dünyayla beraber
Üçüncüsü, dünya değişmiştir. 1920'lerin ve 30'ların totaliter dünyası yoktur. 1950-1990 döneminin "Soğuk Harp" dünyası da yoktur. Kimlikler sorunu, insan hakları ve demokrasi değerleri bütün dünyanın gündeminde.
Militer ve otoriter yaklaşımlar, bu dünyayı etnik milletçilerin yanına itiyor. Demokrasi ve özgürlükler ise, devletin terörle mücadelesine uluslararası çapta bir siyasi meşruiyet katıyor. Türkiye bugün Avrupa'da PKK'yı eskisinden daha fazla tecrit etmiştir.
AB süreci Türkiye'nin dış politikasında siyasi bakımdan son derece önemli olduğu gibi, iç istikrarı, terörle mücadelesi ve ekonomisi için de önemlidir. Türkiye'nin AB sürecinde tökezlemesi, hele de demokrasi gibi, çağın çok hassas olduğu konularda Türkiye'nin Batı dünyasıyla çelişmesi Türkiye'ye büyük zarar verir, PKK'ya büyük kâr sağlar. PKK böyle hesaplarla güvenlik güçlerini "ölçüsüz tepki"ye, Türkiye'yi otoriterleşmeye zorluyor.
Etnik milliyetçilikler çağımızın bir sorunudur, sihirli bir çözümü de yoktur. Terörle etkin mücadele, aynı zamanda kitlelerdeki tansiyonu düşürecek yaklaşımlar, çoğulcu demokrasi, ekonomik ve sosyal entegrasyon... Bu uzun vadeli süreçte etnik sorunu birlikte yaşanabilir düzeye indirmek mümkündür. Medeni dünyada böyle yapılıyor; o dünyadan kopmak PKK'ya en büyük ikramı sunmak olur.
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|