|
Şemdinli yeşil denizi gibi...
AZER Bortaçina telefon etti, "Abi ben orayı bilirim!" dedi.
Bilirim dediği yer "Şemdinli", hani biz geçenlerde Şemdinli'yi anlatmaya çalışmıştık ya, oradaki devlet görevlilerinin yaşamını... Eski kapı yoldaşımız Azer Bortaçina da bunu söylüyor:
"Ben orayı bilirim!"
Hiç bilmez mi, hem Şemdinli'yi bilir, hem Yüksekova'yı, hem Çukurca'yı, hem Hakkâri'yi.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu'yu gezebildiği kadar gezmiş. Coğrafyasıyla, efsaneleriyle, insanlarıyla, ekonomisiyle, sanat ve kültürüyle, yiyecek-içecekleriyle "Cömert Toprakların Masal"ı olan "Doğu Anadolu"yu fotoğraflarıyla haritalarla anlatmıştır. (x)
Nerede ne yenilir, nerede ne içilir, nereye nasıl gidilir?
***
1970'li yıllar... Azer Bortaçina "Milliyet" Yazı İşleri'nde çalışıyor; sayfaya girecek haberlerin dağıtımı yapılırken ona hep "çatışma" haberleri düşermiş...
O günleri şöyle anlatır:
"Her gün onlarca insan çatışmalarda ölüyordu. Çatışmaların en yoğun olduğu bölgeler genellikle Şemdinli, Yüksekova, Çukurca ve Uludere idi. Nedense çatışma haberleri hep bana düştüğü için bu bölgeleri merak eder dururdum."
***
AZER, günlük gazeteciliği bıraktıktan sonra buralara giderek, hem merakını tatmin eder, hem de buraları tanıtan bir kitap yazar.
Şemdinli'yi şöyle anlatır:
"Yüksekova'dan çıktıktan 20 kilometre sonra Karabay köyü. Ova ortasındaki köy ağaçsız. Belli ki kışları çok çetin geçtiği için evlerin tümünün damları sac. Yüksekova'dan 26 kilometre sonra 2110 rakımlı Haruna Geçidi."
Ve Şemdinli:
"Artık yeşil denizine giriyoruz. Sarı çiçeklerle kaplı dağlar ve ovalar o kadar güzel ki, ardıç, aksöğüt ve çeşitli meyve ağaçlarıyla çevrili, konağı olmayan Güzelkonak köyünü geçiyoruz, nihayet yemyeşil bir vadinin içinde, etrafı karlı dağlarla çevrili, ortasından kendi adını taşıyan bir çayın aktığı Şemdinli gözler önüne beliriyor."
***
Azer Bortaçina'nın bu ikinci kitabı. Birincisi "Kültürün Gerçek Tanığı: Güneydoğu Anadolu"ydu.
2004 yılının yaz aylarında 10 bin kilometre yol yapılarak yazılan bu kitabın, bugün bir daha yazılması mümkün mü? 2004'te, terör pusuya yatmış beklerken, yeni taktikler geliştirirken, yetkililer "Terörün belini kırdık" diye atıp sallarken, onlar, şimdi kentlerde çocuklarla ortaya çıktılar.
Yetkililer de "Ne oldu bunlara?" diye apışıp kaldılar.
Bu ortamda, bölgeyi karış karış dolaşıp böyle bir kitap daha yazılabilir mi?
***
AZER Bortaçina Yüksekova'dan Şemdinli'ye girerken ne diyordu:
"Artık yeşil denizine giriyoruz."
Çevre ardıçlarla, aksöğütlerle, ağaçlarla o kadar yeşil ki "yeşil deniz"e benziyor.
Yazık, şimdi o "yeşil deniz"i "kan gölü"ne çevirmek isteyenler var.
Bunun vebali "Kürk realitesi vardır" diyen Demirel'in, "Avrupa'nın yolu Diyarbakır'dan geçer!" diyen Mesut Yılmaz'ın ve "Kürt sorunu vardır, bu sorun benim sorunumdur!" diyen Tayyip Erdoğan'ındır.
Sadece laf üretip çözüm üretmedikleri için.
(x) Ekin Yayın Grubu
h.pulur@milliyet.com.tr
|
|