|
 |
|
|
Hey gidi ansiklopedi
Benim Gözlüğümden / Nihat Demirkol
Kızların hemen hemen sadece evcilik, oğlanların ise misket oynadığı, topaç ya da çember çevirdiği günlerdi... Ve hepimiz, bilginin deneme-yanılma yoluyla kazanıldığı bu bildik çağdan geçerken, öyle ya da böyle, kendimizi bir başka çemberin içinde bulduk. Yunanca "öğrenme çemberi" anlamına gelen "Enkiklopedia"ydı bu yeni arkadaş... Bazı çevirilerde "çerçeve içinde bilgi vermek" anlamı da yakıştırılıyordu ama; yaşayan Türkçede, biz ona "Ansiklopedi" dedik. Kronikleşmiş "Okumama hastalığımız"a rağmen Türkiye'nin, özellikle de şehirlerde yaşayanların evlerinde en çok ansiklopedi bulunan ülkelerin başında geldiği sanılıyor. Bir zamanların "Gazete savaşları"nı hatırlarsınız...
* * *
Birçok bilginin, alfabetik ya da tematik başlıklar altında ama mutlaka anlamlı bir sınıflandırma ve sıra ile düzenlenmesiyle elde edilen bir başvuru veya el kitabı olan ansiklopediler, sözlükler gibi yalnız bir kelimenin çeşitli anlamlarını vermez, farklı konularda oldukça geniş ve olaylara dayanan bilgiler içerirdi. Ayrıca, "Bilinmeye değer bilgi"nin derlenmesi esastı. Mümkün olduğu kadar tarafsız hazırlanmış oldukları umulurdu da, zaman zaman hazırlayanların fikir ve eğilimleri içeriklerine yansırdı. Böyle de olsa, hiç değilse, hazırlayanların önemli saydığı maddeler hakkında kesin ve doğru bilgiler vermesi beklenirdi. Kaynakça içermedikleri için, nasıl hazırlandıkları soru işaretleri taşırdı...
* * *
İlk ansiklopedinin Platon'un öğrencilerinden Speusippus tarafından M.Ö. 4. Yüzyıl'da yazıldığı tahmin ediliyor. Ve o tarihten günümüze yazılan bütün ansiklopediler; Ortaçağda yazılanlardan 20. yüzyılı kucaklayanlara kadar bütün ansiklopediler, "tüm bilgilerin tek bir ciltte toplanması" idealini çok önemsedi. Tabii, bu hiçbir zaman mümkün olamadı. En başarılı örneklerden biri sayılan Dominikan papaz ve yazar Beauvais'li Vincent tarafından hazırlanan ansiklopedi bile, yazarının ifadesiyle ancak "zamanın bütün bilgilerini" kapsıyordu... Giderek bu derleme çabası, bir yazar yerine pek çok uzman kişi tarafından hazırlanan bir esere dönüştü. Bu yol modern ansiklopedileri hazırlatanların hemen hepsi tarafından benimsendi. Doğu kültüründe, ansiklopedi karşılığında Külliyat, Dairat-ül-mearif, Muhit-ül-mearif, Kamus, Mevdua, Tabakat ve Mevsu'at gibi isimler kullanıldı.
* * *
Ansiklopedi, öğrenmenin bir sonu olmadığının göstergesiydi. Bir anlamda kısırdöngüydü. Bir maddeden diğerine savrulurdunuz. Bir madde başka maddelerle açıklanırdı. Ansiklopedi sahibi hem mutluydu hem de mutsuz; Her şey elinin altındaydı. Ama hepsini okuyamayacaktı. Dolayısıyla aslında elindeki bilginin sahibi de değildi...
Size hiç bir zaman sorulmayacak ya da yüksek sesle hiç bir zaman ifade etmeye gerek duymayacaginiz bir sürü bilgi ya da tuhaf ayrıntı dolardı belleğinize; saatlerin nasıl geçtiğini anlamazdınız. Öğrenirken seçme şansını elinizde tutardınız. Belki bu yüzden insanlar, kitaplarda yazılan her şeyin doğru olduğunu zannetti yıllarca...
* * *
Evlerinde ansiklopedi olmasından garip bir huzur duyan ve bilinçaltında "Dünyadan haberim yok, ama işte elimin altında duruyor" diye tekrarlayan bizler, sonunda "Bilgi Kirliliği" ile de tanıştık. Ne arayacağımızı, nasıl ve nerede arayacağınızı bilmeden debelenip duruyoruz. Hikâye nasıl mı bitti? Bitmedi ama, insanlık nihayet, bütün bilgileri tek ciltte toplamayı başardı: Ve bir gün, "Gökten internet düştü..."
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|