|
Fransa ve Türkiye
BU haftaki The Economist dergisinin kapağında, Fransız bayrağının üç rengine boyalı bir horoz resmi var; horozun gözleri bağlı! Geleceğe gözü bağlı yürüyen bir horoz!
"Küreselleşme" çağında önünü göremeyen bir Fransa!
Dergide Fransız özel sektörünün muazzam dinamizmi anlatılıyor. Mesela saat başına çalışma verimliliği Amerika'dan bile yüksek! Grevde kaybolan işgünü sayısı Amerika'dan bile az! "Fransız özel sektörü, başarılı bir şekilde küreselleşmeye uyum sağlamış..."
Öyleyse mesele nedir?
Sağcı Chirac tarafından "Liberalizm, komünizmden de tehlikelidir" sözleriyle ifade edilen bir siyasi kültürdür sorun!
Dergi, bir araştırmanın rakamlarını veriyor: "Piyasa ekonomisi, eldeki en iyi sistemdir" önermesine Amerikalıların yüzde 71'i "evet" diyor. Bu oran İngiltere'de yüzde 66, Almanya'da yüzde 65.
Fransa'da ise, yüzde 36!
Hızla gelişmekte olan Hindistan'da ve komünist Çin'de piyasa ekonomisine güven Amerika düzeyinde! Rusya'da bile piyasa ekonomisine inananların oranı, Fransa'dan çok yüksek, yüzde 50'ye yakın!
Devrimci kültür
İşte Fransa, bu iki gerçek arasında bocalıyor: Piyasa ekonomisi ve küreselleşmede son derece başarılı, dinamik, rekabetçi bir özel sektör... Öbür tarafta piyasaya şüpheyle, hatta korkuyla bakan, devletçi, içe dönük bir siyasi kültür.
Birincisi reform istiyor, Fransa'nın zamanla rekabet gücünü kaybetmesinden korkan hükümet reform yolunda mütevazı bir adım atıyor!
Ama öğrenciler, "KİT sendikaları" ve merkez sol karşı çıkıyor! Komünistler, Troçkistler, falanlar, filanlar kafadan karşı tabii!
Özelleştirilmiş elektrik kurumunun yeniden devletleştirilmesini istiyorlar!
The Economist bu kültürün köklerini anlatıyor:
"Fransa'da devrimci cumhuriyet tarihi, güdümcü devlet inancını toplumsal bir itikat halinde yerleştirdi... Bugün hâlâ 5 milyon işçi kamu sektöründe çalışıyor! Kâr fikrine karşı şüpheyle bakılması ve işadamlarının şeytan gibi görülmesi şeklindeki bu kültür, hâlâ merkez sol tarafından bile teşvik ediliyor..."
İşte son direnişleri bu kültürle ateşlenen kesimler yapıyor ve özel sektörün temsil ettiği ufku tıkayarak Fransa'nın gözünü bağlıyor!
Ve Türkiye...
Özel sektöre, piyasaya, 'dışarı'ya şüpheyle bakmak; buna karşılık 'devlet'i, 'kamu'yu yüceltmek... Bize yabancı mı bu kültür?!
Anayasa Mahkemesi'nin özelleştirmeyi iptal eden kararlarında "devlet mülkiyeti" ile "kamu yararı"nı özdeşleştirmesi... Devlet zoruyla yapılan "devletleştirme" ile, piyasa şartlarında bir serbest satış işlemi olan "özelleştirme"yi eşit sayması!
Haklı teknik sebeplerin dışında, siyasi tercih niteliğindeki Danıştay kararlarında da aynı şey... Kamu yararını takdir etmek siyasi bir işlem olduğu halde, Danıştay 'devlet'le özdeşleştirilmiş bir "kamu yararı" tanımına dayanarak özelleştirmeleri iptal ediyor.
Yargı kültürümüz ekonomide hâlâ "devletçilik" alışkanlığını sürdürüyor!
Türkiye, Fransa'ya göre çok daha zor bir dönemden geçiyor. Ekonomi, çok daha 'stratejik' bir role sahip. Bu çağda artık ekonomiye "siyasi itikat"lar açısından değil, büyüme, verimlilik, yatırım, rekabet gibi somut ölçüler açısından bakmalıyız biz; "asrın icaplarına göre" yani...
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|