|
Çözümlenemeyen sorunlar, genel bir çözülmeyi hazırlar
Hızlanan bir değişime ayak uydurmak kolay değil; hele hele bizim gibi "devlet" kavramını dahi netleştirememiş bir ülkede...
Bendeniz bir ömür boyu, "devlet" kavramının tanımlamasını yapan bir politikacıya rastlamadım.
80 yıl boyunca söylenmiş nutuklara bakıldığında sanki "Hazine'den geçinenler 'devlet', çıplak hayattan geçinenler 'millet'" olarak değerlendiriliyormuş gibi, bir izlenime sahip oluyordu insan.
Ve "Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur" ilkesi havada kalıyordu.
***
Kamu hukuku doktrinleri açısından netleşmeyen bir başka durum da şuydu:
- Vatandaş mı devlet içindir, yoksa devlet mi vatandaş içindir?
Özellikle hukuksal alandaki kavram kargaşası ve kavramların tanımlanması yapılmadan hemen kutsallaştırılması; hem çağ dışı kalmışlığı, hem de Hazine'den geçinenler egemenliğine dayalı oligarşik, ilkel bir yönetim biçiminin aşılamamış olduğunu damgalar ki; böylesi köhne bir yapı, küresel bir değişime direnmeye çalışırken, son toplamda yere kapaklanma sakıncasıyla burun buruna gelir...
***
Demeçler, tehditler, tepeden konuşmalar bir yana; saydamlık dışı rantlarla, bütçenin yüzde 30'unun sadece borç faizlerine ayrılması bir yana...
15 yılda Güneydoğu'daki askeri operasyonlarda harcanmış olan 150 milyar doların, her türlü denetimin dışında kalmış olması; demokratik olduğunu da iddia eden bir ülkede ne kadar doğal sayılmalı?
***
Türkiye'nin başında bir yığın evrensel sorun birikmede ve bu sorunlar, sürekli çözümsüz kalmada...
Ermeni sorunundan, Kürt sorunundan, Ege sorunundan, KKTC sorunundan, akar sular sorunundan, çevre kirliliği sorunundan, insan hakları sorunundan, AB üyeliği sorununa kadar; bütün bu sorunların neden bu kadar birikmiş olduğunun tek yanıtı:
- Dış düşmanlar bizim üniter devletimizin yapısını parçalamak istedikleri için...
Olduğunda; acaba ortak bir avunmayla, kendimizi bir "özeleştiriden" geçirmeye de, yan çizmeyi benimsemiyor muyuz?
***
Bendeniz biliyorum ki, soğukkanlı, bilimsel, objektif, saydamlığa ilmikli her türlü akılcı yaklaşımın; buzlanmış beyinleri etkileme olanağı yoktur ve sadece bunların "reddiyesi" geçerlidir.
Yazık...
***
Dünkü Hürriyet'te, eski Dışişleri Bakanı ve Em. Büyükelçi İlter Türkmen, "Teşhiste hata çözümü engeller" başlıklı yazısını şöyle bitiriyordu:
"Türkiye daha uzun yıllar, belki de gittikçe ağırlaşan koşullar altında Kürt sorunuyla uğraşacaktır.
Sorunun, ekonomik, sosyal, siyasi ve psikolojik unsurlarını ve güvenlik yönünü çok iyi tahlil etmek, kapsamlı, somut, gerçekçi ve uygulanabilir bir politika geliştirmek mecburiyetindedir.
Bunu şimdiye kadar yapamamıştır. Daha fazla gecikmenin bedeli çok ağır olur."
***
Bendenize sorarsanız, Türkiye 20-30 yıl sürecek bir çalkantı döneminden geçmeye aday görünmede...
İsmet Paşa, her türlü yasadışılığı da benimsemiş, geçmişi malum bir politikacıyı eleştirirken şöyle derdi:
- Adam vaktiyle ne yapmışsa, yine onu yapacak...
***
"Devlet" kavramının dahi tanımlamasını yapamayan Ankara kadroları, hızlanan evrensel bir değişime göre, kendisini ayarlayabilme esnekliğine ne kadar sahip ki?
Üzülerek söylemek gerekirse:
- Değişime ayak uyduramadığında, bir süre sonra yere kapaklanmak da çaresiz oluyor.
Eski monarşiler de yaşadı bunu, eski diktatörlükler de... Şimdi sıra oligarşilerde...
***
Bir de Washington'un, şu sıralarda Ankara'yı nasıl değerlendirdiği sorunu var...
Kendisiyle sıkı bir dostluk içinde, demokratik bir İslam ülkesi modeli yaratmak isterken; Ankara'nın başka odaklara doğru kayma olasılığından kuşkulanması; artıyor mu, artmıyor mu?
***
Ayrıca Avrupa Birliği'nin Türkiye'yi parçalayacağına inanan kesimler; kendilerince birtakım "gladyovari" taktiklere başvurmayı, gerekli görüyorlarsa...
Ve Washington da, "yeni Ortadoğu projesi" kapsamında, -Ankara'ya sadece ima etmekle yetindiği- bambaşka bir stratejiyi gerçekleştirme peşindeyse...
***
Ankara'nın, politik rant ve koltuk düşkünü kadroları; ne kadar ahengine uyabilecekler ki, "yeni dünya" danslarının?
Bizim gönlümüz, bireysel "yaşam kalitesi"nin de, eşdeğerde toplumsal bir tablo sergilediği; 80 yıllık bütçe kökenli harcamaların saydamlaştığı, evrensel hukuk ilkelerine göre yapılanmış bir Türkiye bırakmak ister, genç kuşaklara ama...
Böyle bir özlemin, ancak 20-30 yıllık bir çalkantı döneminden sonra gerçekleşebileceğini öngörmek de, çok anlamsız sayılmasa...
***
21. yüzyılla ters düşmeyecek bir uğraş alanında; "onlar-biz" ayrımının buzlanmışlığına bağdaş kurup, eski plaklarla bulut avcılığına gerek duymuyorsanız, enseyi karartmayın.
O kadar renkli, değişik ve cümbüşlü yaşanacak ki yeni yüzyıl; ancak oturdukları koltuk kadar önemli olabilenler, sadece solistlik edebilecekler, "değişimler"le bütünleşememişlerin, hıçkırıklar korosunda...
c.altan@prizma.net.tr
|
|