Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 05 Nisan 2006 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Sansür, sürgün!


Ankara'daki sivil-asker iktidar odakları, öyle anlaşılıyor ki, Güneydoğu konusunda medyadan ve yasalardan pek memnun değil.
Bu hava beni geçmişe götürüyor.
1990 yılı nisan ayında, Çankaya Köşkü'nde Cumhurbaşkanı Özal'ın başkanlığındaki bir zirve toplantısı şimdi bir film şeridi gibi gözümün önünde...
Bazen umutsuzluğa kapılıyorum.
Çünkü bir şeyler değişmiyor. Bir yerde hep işin kolayına kaçılıyor. Ya da bazı sorunlara hep tek boyutlu bakılıyor, at gözlüğüyle yaklaşılıyor. Böyle çözülür sanıyoruz, oysa çözülmüyor.
Yıllar önce böyleydi.
Galiba bugün de farklı değil.
1990 yılı nisan ayı.
Ankara, Çankaya Köşkü.
Devletin güvenlik zirvesinin medya patronlarıyla toplantısı. Arada benim gibi bir kaç gazete yöneticisi de var.
Başkanlık koltuğunda Cumhurbaşkanı Özal. İki yanında, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu, MİT Müsteşarı Tümgeneral Teoman Koman, Olağanüstü Hal Bölge Valisi Hayri Kozakçıoğlu...
Özal konuşuyor:
"Kolay ve kısa süreli bir hadise değil bu. Bazıları öyle sanıyor ama hayır. Meselenin bugün artık eski usullerle çözülmesi hadisesi söz konusu değil. Daha önceki 25 isyan şöyle böyle çözülmüş... Bugün o dönem kapanmıştır."
Doğru sözler, ama yapılan eskisinden ne kadar farklı diye not alırken, Yirmibeşoğlu'yla Koman'a bakıyorum yan gözle.
İkisi de sfenks gibi.
Özal bu sözleri söylerken, ikisinin de yüz çizgilerinde en ufak bir kımıldama yok. Özal'ın Güneydoğu'ya ilişkin görüşlerinden hoşlanmadıkları malum...
Ve medya eleştirisi ile perde açılıyor. Daha çok MGK Genel Sekreteri'yle MİT Başkanı'ndan iyi çalışılmış, hem nalına hem mıhına konuşmalar:
Basının PKK'ya alet olduğu... Bilerek ya da bilmeyerek bölücü örgüt propagandası yaptığı... Gazetelerin haber politikalarının nasıl olması, hatta manşetlerinin nasıl atılması gerektiği, yine bazı örneklerle...
Kısacası:
Basına aba altından sopa gösteriliyor. Ama aynı zamanda Güneydoğu'yla ilgili olarak alınacak yeni önlem paketinin mesajları veriliyor. Bir kaç gün sonra da Çankaya toplantısının sırrı anlaşılıyor:
Sansür ve Sürgün Kararnamesi... (*)
Altında Cumhurbaşkanı Özal'ın da imzasını taşıyan 413 sayılı ünlü kararname... Güneydoğu konusunda basının gönüllü birlikteliği sağlanırken, aynı zamanda yorum ve habercilik bazı bakımlardan kıskaç altına alınıyor.
Çok daha önemlisi:
Zorunlu göç uygulaması hızlanıyor.
Güneydoğu'da köyler, mezralar boşaltılıyor. Bazıları yakılıyor. İnsanlar kendi yurtlarında sürgün ediliyor. Devlete göre 500 bin kişi, bazı sivil toplum kuruluşlarının verilerine göre birkaç milyon Kürt insanı, evinden barkından oluyor.
İnsanların yüreği yanıyor.
Ama bizim haberimiz oluyor mu?
Sanmıyorum.
Köy boşaltmalarıyla yaşanan trajedinin boyutlarını bugün bile Türk kamuoyu doğru dürüst bilmiyor. Çünkü basın o tarihlerde bazı örnekler dışında görevini tam yapamıyor, yapmıyor. Görmezlikten geliniyor trajedi...
Ama sorun bitmiyor.
İşte asıl gerçek bu.
Görmezlikten geliniyor ama sorun bitmiyor. Yeni tohumları ekiliyor şiddet ve terör tarlasına. Yüzbinler gelip büyük şehirlerin, Diyarbakır'ın varoşlarına yerleşiyorlar. Şiddete maruz kalmış işsiz güçsüz yığınlar... Ve o yoksulların şiddet ortamında büyüyen çocukları...
Şimdi niye şaşırıyoruz ki?
İşte bu çocuklardır, bugün ellerinde sopa ve taşlarla Diyarbakır'da, Batman'da, Cizre ya da Kızıltepe'de, Hakkari'nin Yüksekova'sında boy gösterenler... Bugün ellerine molotofkokteyli tutuşturulan ya da canlı kalkan gibi kullanılanlar daha çok varoşların o şiddet ortamında doğan ve büyüyen, işsiz güçsüz, gelecek umudu olmayan o çocuklardır.
Ne yapacaksınız?
Hayır, şiddeti gerekçelemiyorum.
Köklerini sergilemeye çalışıyorum.
Evet, bir yanda şehitlerimiz, gazilerimiz... Öbür yanda dağlarda ölen 20 binin üzerinde PKK'lı ve onlar için yüreği yanan analar...
Yani meşru acılar konusu...
Bunları yıllardır anlamaya çalışıyorum. Çünkü iki tarafın da acılarını anlamadan, sorunu sorun olmaktan çıkarmak olanaksız.
"PKK terör örgütüdür!" demekle bitmiyor. Bitse biterdi.
Bitmedi.
Sorun, karmaşık ve uzun vadeli bir sorun... 16 yıl öncesini bu yüzden hatırlatıyorum. O zaman çıkarılan 413 sayılı Sansür ve Sürgün Kararnamesi'nin ne işe yarayıp yaramadığının bugün de sorgulanmasını istiyorum.
O tarihlerde de basından memnun değildi sivil-asker iktidar odakları, bugün de öyle. O tarihlerde de yasaların Türkiye'ye bol geldiği savunuluyordu, bugün de öyle...
Hiç ders almayacak mıyız?..
Bazen umutsuzluğa kapılıyorum.
Ama hiç olmazsa, Diyarbakır Valisi Efkan Ala gibi, "Eski alışkanlıklar zarar verir. Olağanüstü hal çözüm olsaydı, hala bu sorunları yaşıyor olmazdık. Coptan başka enstrüman tanımayanların devri geçti" diyebilen genç devlet yöneticilerimiz de var.
———————
* Bu toplantının ayrıntılı hikayesi: Kürtler, Hasan Cemal, Doğan Kitap, s.101-113.
———————
İZİN DUYURUSU
Bir süre için izne ayrılıyorum, okurlarıma saygılarımla. Hasan Cemal.

h.cemal@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Fransa ve Türkiye
BU haftaki The Economist dergisinin kapağında...
Çetin ALTAN
Çözümlenemeyen sorunlar, genel bir çözülmeyi hazırlar
Hızlanan bir değişime ayak uydurmak kolay değ...
Melih AŞIK
Önce terör bitsin
Başbakan Erdoğan, dünkü grup konuşmasında doğ...
Fikret BİLA
Irak uzmanı diplomatlarla İran toplantısı
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, gazetelerin An...
Hasan CEMAL
Sansür, sürgün!
Ankara'daki sivil-asker iktidar odakları, öyl...
Güneri CIVAOĞLU
Damardan Hamas
DTP Eşbaşkan Yardımcısı Hasip Kaplan ile ABD ...
Abbas GÜÇLÜ
Kabataş 100. Yıl Üniversitesi
Türkiye'nin en köklü öğretim kurumlarından bi...
Hurşit GÜNEŞ
Kimi fobilerden artık kurtulmalıyız
Son otuz yıldır Türk ekonomisi kronik biçimde...
Nail GÜRELİ
Sermayeden totalitarizme çağrı
Diktatörler kendi kendine ortaya çıkmıyor, on...
Sami KOHEN
Dış politikada "sapma" mı var?
YABANCI diplomat ve analistlerin kafası karış...
Metin MÜNİR
Erdemir'deki "kıyım"ın bir başka açıklaması
Ereğli Demir Çelik'i özelleştirmeden satın al...
Hasan PULUR
Türk'ün Türk'ten şikâyeti...
İNSAN yurtdışında, hele uzun süre kalmışsa, m...
Tuba AKYOL
Malumatfu(h)uş
Çocuklar televizyonda gördükleri şeyleri fark...
Meral TAMER
Özyeğin'le 80'li yıllara bir yolculuk
Hüsnü Özyeğin, Erol Aksoy, İbrahim Betil...
Ece TEMELKURAN
Duvar
'Detoks' merkezleri açılıyor durmadan. Üst ve...
Osman ULAGAY
Zordaki ABD zordaki AKP'ye karşı
Son haftalarda Washington'u ziyaret eden, gör...
Güngör URAS
Yüz yıl sonra İstanbul'da bir Yunan bankası
Yunan bankaları yüz yıl önce de İstanbul'da ş...
M. Ali BİRAND
Hüsnü dev bir adım attı...
Finansbank'ın, yüzde 46'sının Yunan Milli Ban...

© 2006 Milliyet