Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 05 Nisan 2006 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Malumatfu(h)uş


Çocuklar televizyonda gördükleri şeyleri farklı algılarlarmış. Bir sahnede kadınla adam öpüştü diyelim, bir sonraki sahnede ise kadın ağlıyor... Çocuk zannedermiş ki öpüşmek ağlatıyor.
Son yıllarda televizyon bazı yetişkinler üzerinde de böyle çocukça bir yanlış algı yarattı galiba. Bakıyorsunuz; televizyonda birtakım insanlar, çok mutlular, her şeye sahipler, başarılılar, zenginler, mütemadiyen eğleniyor, herhalde hiç çalışmıyorlar...
Nedir ortak noktaları?
Ünlüler!
Demek ünlü olmak gerek.
Hadi hep birlikte ünlü olalım...
Şöhret bir yan ürün oysa. Hani kimyasal reaksiyonlarda olur ya, üretim aşamasında asıl elde etmek istediğinizin yanı sıra 'yan ürünler' de açığa çıkar.
Şöhret işte böyle bir şey.
Bir mesleğiniz vardır, o meslekte başarılı olursunuz; bu tepkimenin neticesinde kişisel tatmin, maddi tatmin, itibarın falan yanı sıra kimi zaman da 'şöhret' elde edersiniz.
İyi bir yan ürün müdür bu, kullanacak mısınız? Yoksa kimyasal atık muamelesi çekip şöhretten kaçacak mısınız? Orası size kalmış.
Ama şöhret, meslek değil.
Şöhret; itibarın, zenginliğin, mutluluğun sebebi değil. Yancısı.
Elinizde sadece şöhret varsa, onunla yapabileceğiniz şeyler sınırlı.
***
'Barbie' adı verilen fuhuş operasyonunda bazı 'ünlü isimler' gözaltına alındı. Daha önceki bir fuhuş operasyonunda ele geçenlerin verdikleri ifadelere dayanarak telefonları dinlenmiş. Sonra da sabahın bir vakti evlerinden alınmışlar. Giyinmeleri ve makyaj yapmaları için yarım saat süre verilerek...
Fuhuş mu yapıyorlarmış peki?
Kim bilir?
Bu konuda çıkan haberlere bakın. Çoğunda bu 'ünlü isimleri' pazarladığı söylenenler 'Dinçer D., Bülent T., Suat Y.' falan; soyadları yok.
Oysa polis gözaltına alınan tüm kadınların isimlerini açık açık verdi. Bu isimler de önce internette, ertesi gün tüm gazetelerde takır takır yazıldı, televizyonda da görüntüleri tekrar tekrar verildi.
***
'Şöhret' bir yan ürün.
Doğru yerde kullanılırsa işe yarar.
Bazen de kimyasal atıktır; çevreye de zarar, size de zarar...

ters köşe
Üç yıl önce bir Amerikan tankı Bağdat'taki El Reşid Akıl Hastanesi'nin duvarını yıkmış yanlışlıkla. İçeridekiler de kaçmış tabii. Kente dağılmışlar. Sonra?
Geçen üç yıl içinde hastaneden kaçan 'delilerin' çoğu geri dönmüş. "Asıl tımarhane dışarısı. Burası en azından güvenli" diyerek.
Güneydoğu'da olanlar malum. İstanbul'da da belediye otobüsleri yakıldı. Bomba ihbarları yağıyor. İzmir'de bir kadının sokakta bulup eve getirdiği fesleğen saksılarının içinden bomba düzeneği çıktı.
Bu şüphe, bu korku delirtir adamı.
Hem tedavi için hem sığınmak için bizim de tımarhanelere akın etmemiz yakın mı?

Aaaa bak, kuş geçiyor
Kredi kartında şifreli alışveriş teknolojisine (chip & pin) geçildi. Artık imza atmak yerine dört rakamlı şifre girilecek.
Okan Bayülgen'li reklam filmini izlediniz herhalde. Reklamda 'çocuk' kılığındaki Okan Bayülgen ve 'sıradaki müşteri' Okan Bayülgen, Şelale Hanım şifre girerken havaya bakıyorlar.
ATM'lerin önünde olur böyle sahneler. Görmüşsünüzdür ya da bizzat sizin başınıza gelmiştir. Öndeki şifresini girerken sağa, sola, yere, havaya bakılıp "Ne alakam var canım senin şifrenle" mesajı verilir hani. Böyle tuhaf bir çırpınma hali.
Bundan böyle markette, restoranda, mağazalarda, kredi kartı kullanılan her yerde, öndeki şifresini girerken arkadakiler böyle tuhaf hareketler mi yapacak?
Bu şifre girme hadisesi güvenlik açısından iyi tabii.
Fakat yanınızdakinin girdiği şifreyi aman da görmeyeceğim, vallahi bakmıyorum diye sekiz olmak biraz yorucu, değil mi?

tubaakyol@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Fransa ve Türkiye
BU haftaki The Economist dergisinin kapağında...
Çetin ALTAN
Çözümlenemeyen sorunlar, genel bir çözülmeyi hazırlar
Hızlanan bir değişime ayak uydurmak kolay değ...
Melih AŞIK
Önce terör bitsin
Başbakan Erdoğan, dünkü grup konuşmasında doğ...
Fikret BİLA
Irak uzmanı diplomatlarla İran toplantısı
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, gazetelerin An...
Hasan CEMAL
Sansür, sürgün!
Ankara'daki sivil-asker iktidar odakları, öyl...
Güneri CIVAOĞLU
Damardan Hamas
DTP Eşbaşkan Yardımcısı Hasip Kaplan ile ABD ...
Abbas GÜÇLÜ
Kabataş 100. Yıl Üniversitesi
Türkiye'nin en köklü öğretim kurumlarından bi...
Hurşit GÜNEŞ
Kimi fobilerden artık kurtulmalıyız
Son otuz yıldır Türk ekonomisi kronik biçimde...
Nail GÜRELİ
Sermayeden totalitarizme çağrı
Diktatörler kendi kendine ortaya çıkmıyor, on...
Sami KOHEN
Dış politikada "sapma" mı var?
YABANCI diplomat ve analistlerin kafası karış...
Metin MÜNİR
Erdemir'deki "kıyım"ın bir başka açıklaması
Ereğli Demir Çelik'i özelleştirmeden satın al...
Hasan PULUR
Türk'ün Türk'ten şikâyeti...
İNSAN yurtdışında, hele uzun süre kalmışsa, m...
Tuba AKYOL
Malumatfu(h)uş
Çocuklar televizyonda gördükleri şeyleri fark...
Meral TAMER
Özyeğin'le 80'li yıllara bir yolculuk
Hüsnü Özyeğin, Erol Aksoy, İbrahim Betil...
Ece TEMELKURAN
Duvar
'Detoks' merkezleri açılıyor durmadan. Üst ve...
Osman ULAGAY
Zordaki ABD zordaki AKP'ye karşı
Son haftalarda Washington'u ziyaret eden, gör...
Güngör URAS
Yüz yıl sonra İstanbul'da bir Yunan bankası
Yunan bankaları yüz yıl önce de İstanbul'da ş...
M. Ali BİRAND
Hüsnü dev bir adım attı...
Finansbank'ın, yüzde 46'sının Yunan Milli Ban...

© 2006 Milliyet