|
"Kalkınma", "ilkelliği" mi çıkarıyor su yüzüne?
Bendeniz, İstanbul nüfusunun 500 bini aşmadığı; tarlalar ve bahçelerle çevrelenmiş, kuyudan çekilen sularla yetinilen, elektriksiz ahşap köşkler döneminden artakalmayım...
Tüm Türkiye'nin nüfusu 16-17 milyon kadardı.
***
Bazı yaz akşamlarında, köşklerden birinden bir piyano sesi duyulurdu. Gazeteler, roman tefrikalarıyla doluydu. Güzide Sabri'nin "Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi", Hüseyin Rahmi'nin "Tünelden İlk Çıkış"ı, Reşat Nuri'nin "Çalıkuşu" ve "Akşam Güneşi"; Erenköy, Çamlıca ve Kandilli kız liselerinden mezun genç hanımların, -özellikle Kadıköy vapurlarında- başlarını kaldırmadan okudukları eserlerdendi.
***
Geçenlerde "Yeni Sahrayıcedit" diye vaftiz edilmiş semtteki, 3 futbol sahasından da büyük; salt inşaat malzemesiyle, çeşitli ev eşyası ve bahçe çiçekleriyle avadanlığı da satılan bir megamarkette geziniyorduk...
Çeşit çeşit bölümlere ayrılmış megamarkette, banyo küvetlerinden avizelere, elektrikli matkaplardan çerçeveli tablolara, boy boy perdeliklerden, naylon bir örtü altında yan yana dizilmiş yüzlerce saksı orkideye kadar, neler neler yoktu ki...
***
Caddebostan'tan Tuzla'ya kadar, kıyı yolundan şöyle bir gidip geldiğimizde gördüğümüz; sıram sıram lokantalar, lüks siteler, gerilere doğru kademe kademe yayılıp giden 15-20 katlı apartmanlar, villalar ve çift sıra park edilmiş özel arabalarla dolu yan sokaklar...
1930'lu yıllardan bu yana, akıl almaz bir kalkınma...
***
Köylülüğü bir türlü aşamamış bir toplumda, bir ucuna yatmış ve bir ucu havada kalmış bir tahterevalli gibi, ülkenin batı kentlerine dönük çarpık ve dengesiz bir kalkınmanın getirdiği sakıncalar bir yana...
Böylesi görsel bir kalkınmanın, ne oranda kadastrosuz arazi yağmasından ve gayrimenkul spekülasyonundan kökenlendiği de bir yana...
Özellikle inşaat sektöründeki görünmez bir vantilatörle burjuvalaşma süreci; yüzlerce yıllık bir köylülükten mayalanan, bir türlü arıtılamamış bir "ilkelliği" de büsbütün su yüzüne mi çıkarmaya başladı acaba?
***
"Kentlilik", zamanı ve mekânı estetik bir çerçeve içinde, en verimli ölçülerde değerlendirerek hayatı kolaylaştırma ortamının ahengine uyumlu, bir yaşam alışkanlığı demektir.
Özel arabalar, lokantalar, süpermarketler, lüks siteler, cep telefonları, bilgisayarlar, televizyonlarla donanmış bir İstanbul'da; "kentlilik" yeterince benimsenmiş görünmüyor...
Hatta tam tersine, cadılaşan bir ilkellik tırnak büyütüyormuş gibi...
***
Bebek ve Kalamış kıyılarında girişilen Boğaz sularını temizleme çalışmaları sırasında, neler çıkarılmadı ki denizden; banklar, konserve kutuları, eski sobalar, paslı gaz tenekeleri, kırık bardaklar, yırtık araba lastikleri...
Ve İstanbul'un bir türlü arıtılamayan bok kokulu dereleri...
***
Olanaklar genişlediğinde, insan malzemesinin kalitesi düşer... Özel araba sayısı arttığında, trafik düzeni bir keşmekeşe döner. Hastanelere doktor, mahkemelere savcı ve yargıç sayısı yeterli gelmez olur...
Kapkaç, gasp, sahtecilik, taciz, cinayet ve şiddet yaygınlaşmaya başlar.
Çarpıcı bir kalkınmayla, çirkin bir ilkellik; birlikte başlar boy atmaya...
***
Apışıp kalan politikacı; höthötçü nutuklarla, cılız diskoteğinden bayat mavalları çıkarır:
- Atalarımızın kanıyla sulanmış olan bu topraklarda, yüce milletimizin gücü, her sorunu çözmeye kadirdir...
Şak şak şak, şak şak şak...
***
Köylülüğü aşamamış bir Şark toplumunda, ne "kışla" parfümlü, ne de "cami" parfümlü siyasetler öngörebilir; arazi rantına dayalı bir kalkınma ve burjuvalaşma sürecinin; ne baş edilmez çalkantılar yaratacağını...
***
80 yılda savunmaya harcanmış olan yüz milyarlarca doların onda biri, göçleri önleyecek yerel ve üretime dayalı bir kalkınmaya dönüştürülebilse ve "küreselleşme süreci"yle de kol kola girilebilseydi; bugünkü toplumsal manzara, bu kadar kaygı verici olmayabilirdi...
Ne yapmalı ki, bu tür konuları dile getirmek ve gizli talanların üstüne gitmek isteyen yazı ve düşünce adamları; ezildi, süründürüldü, imha edildi...
***
Bendenizin çocukluğunda, Caddebostan plajları da tertemizdi, Suadiye plajları da...
Kısıklı'nın çamlıklı bahçelerinde tuluat tiyatrosunun büyük şöhretleri, Naşit'ler, Dümbüllü'ler, Şevki Şakrak'lar; kahkahalara boğardı izleyicileri.
Ve Caddebostan'ın çamlıklı gazinolarında Münir Nurettin konserler verirdi:
"Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul..."
***
Dünkü gazetelerde de manşetleşmiş bir barbarlık haberi vardı:
Denizli'de yeni yapılan caminin görünmesini engellediği için, cemaatin ve halkın karşı çıkmasına rağmen 70 yıllık anıtsal çınarlarla çamlar kesilip katledilmişti...
***
Köylülüğü aşamamış Şark toplumlarında Kışla emriyle burjuvalaşma imajı; yerini, arazi yağmasıyla ve inşaat rantıyla burjuvalaşmaya bıraktığında; megamarketler göz kamaştırsa da, "ilkellik" ve şiddet, tırpanlarını aynı zamanda sokmaya başlar gözlere...
Epey çalkantılı geçeceğe benzeyen bir dönemin bedelini de, genç kuşaklar öder...
***
Lütfen yine bendenize kızmayın, gençliğimde "Devlet eliyle kişi zengin etmeye" karşı çıktığım zamanlarda olduğu gibi...
c.altan@prizma.net.tr
|
|