Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 09 Nisan 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
İzmir'in 3'te biri zarar etmiş bu işte bir yanlışlık yok mu?

Satır Arası / Deniz Sipahi

Birkaç gündür ben de kayıtdışı ekonomiyle ilgili yazılar yazıyorum. Son yıllarda öylesine yıldızı parlayan sektörler var ki; insan doğal olarak vergi sıralamasında bu isimleri de bekliyor.
Geçen gün Sabah Gazetesi'nde Fatih Altaylı'nın yazdığı yazıya aynen katılıyorum.
Altaylı diyordu ki:
"Yine bildik isimler. İstanbul'da Aydın Doğan, Ankara'da Rahmi Koç birinci. Aydın Bey geçen yıla göre yüzde 30 düşük vergi ödemiş. Buna rağmen birinciliğini koruyor. Ciner Grubu'nun patronu Turgay Ciner ise 14'üncülükten 4'üncülüğe çıkmış. Geçen yıla oranla yüzde 18 daha fazla vergi ödeyerek. Bunlar çok önemli değil. Önemli olan, listelerde dokuz Sabancı, altı Koç ailesi mensubunun yer alması.
... Peki nerede bu zenginlerin gerisi! Koca koca devlet ihalelerini alanlar nerede? O müthiş müteahhitler nerede? Her biri bilmem kaç yüz bin dolarlık otomobillerin, bilmem kaç trilyonluk evlerin müşterileri nerede?..."
İzmir Vergi Dairesi Başkanı Mustafa Bulut'un açıklamalarını dikkatle okuyun.
Bulut, mükelleflerden yaklaşık yüzde 30'unun ya sıfır matrah ya da zarar beyan ettiğini söylüyor.
Türkiye'nin büyüme rekoru kırdığı ve İzmir ekonomisinin son yirmi yılın en iyi döneminde olduğu bir süreçte böyle bir tablo; açıkça söylüyorum yüz kızartıcıdır.
Devletin zorunlu yapması gereken işleri var.
Güvenliği sağlayacak, sağlık hizmeti verecek, yol yapacak...
Tamam da bunları hangi kaynakla gerçekleştirecek?
Vergi dışında devletin kaynak yaratma şansı yok ki...
Nasıl okul yapacaksınız, mezun olan gençlere nasıl istihdam sağlayacaksınız?
Geçmişte kapısının önünü temizleyen, sokağını birlikte ağaçlandıran ve bakan insanlar şimdilerde her şeyi devletten bekliyor.
İzmir'in rakamlarına bakıyorum.
Vergi dairesinin elindeki verilere göre simit, deri giyim, börek - çörek, pide, mobilya imalatı artmış.
Artışın daha farklı alanlarda olmasını isterdik.
Peki Mustafa Bulut, sıfır matrah verenler için ne düşünüyor?
Diyor ki:
"Öncelikle İzmir'in genelinde geçen yıla göre yüzde 24'lük bir artış var. Bunu için teşekkür ederiz. Ama bazı iş kollarını ve yüzde 30'luk bu kesimi bu haftadan itibaren takibe alacağız. Kurumlar vergisinde mayıs ayına kadar bir düzeltme yapılabilir. Şunu söylemeliyim ki; bu yıl içinde ziyaret ettiğimiz 80 bin mükellefimizi bundan böyle daha sık ziyaret edeceğiz. Ve kendilerini uyaracağız..."
Biz de bunun takipçisi olacağız.


Kitap okumak boş zamanlarda yapılması gereken bir iş değil

Çalıştığım üniversitedeki bir öğrenci kulübünün halkı kitap okumaya özendirmek amacıyla planladığı kitap okuma etkinliği beni yıllar öncesine götürdü.
Ortaokul ve lise yıllarında yeterince kitap okuma alışkanlığı edinememiş, ancak yükseköğrenime başlamamın ardından okuduğum kitapların nitelik ve niceliğinde artış olmuştu. Bu kitaplar arasında beni en çok etkileyeni Richard Bach'ın "Martı" adlı öyküsüydü. Yaşam felsefemin temelini belirlememde önemli rol oynayan Martı Jonathan Livingstone'un öyküsünü daha sonra da defalarca okudum ve her okuyuşumda yeni şeyler buldum. Zamanla okuyacağım kitaplarda bana yararlı olma ve bir şeyler katma özelliğini daha çok aramaya başladım; ama hiçbir zaman "Martı"dan aldığım heyecanı duyamadım.
* * *
Bugün kitapçılarda eskiye göre çok daha fazla ve iyi kitap var. Okuyabildiğim her kitap beni yeni kitaplara yönlendiriyor ve okumak isteyip de okuyamadığım kitap sayısı giderek artıyor. Keşke okumaya ayıracak daha fazla zamanım olsa (boş zamanım demiyorum, çünkü kitap okumak boş zamanlarda yapılacak bir etkinlik değil, zaman ayrılması gereken bir eylemdir) diye sıklıkla içimden geçiriyorum.
Yeterince okumamak sonucu kısıtlı bilgiye sahip olanlar, bildiklerini tek doğru sanmaları nedeniyle çevreyi siyah-beyaz olarak görürler ve düşüncelerini şiddetle savunurlar. Çok ve çeşitli okuyanlarsa, okudukça ne kadar cahil olduklarını anlarlar; gri tonlarını fark edip, daha sakin sunarlar düşündüklerini. Geniş bir ufka sahip olabilmeleri için gençlere önerim tek bir kitaba veya bakış açısına takılıp kalmaksızın, farklı, hatta tam zıt bakış açılarına yönelik kitapları bir arada okumaları.
* * *
Kitap okuma alışkanlığının edinilmesinde düzenli kitap okumaya başlama yaşı önemli rol oynar. İlköğretim okulu yıllarında edinilmiş olan alışkanlığın yaşam boyu sürme olasılığı hayli yüksektir. Bir öğretmenin öğrencisine kitap okumayı sevdirmesi, öğrencinin sınav başarısını artırmasından çok daha önemli bir etkinliktir. Ancak kendisi kitap okumayan bir öğretmenin öğrencilere söylediği "Kitap okumalısınız" sözcükleri, fosur fosur sigara içen bir hekimin hastasına yönelttiği "Sigarayı bırakmalısınız" öğüdü kadar etkili olabilir.
Teknolojik gelişmenin ürünü e-kitaplar yakın gelecekte kitapların tahtını zorlayabilir; ancak, bugün için kitaplar genç kalarak olgunlaşabilmenin en kısa yoludur. Çocukluk ve gençlik yıllarında okumanın, özellikle de iyi kitapları okumanın yerini hiçbir şey tutamaz.
Toplum Gönüllüleri Kulübü'nü ve danışmanları Yrd. Doç. Dr. Kemal Yıldız'ı bu güzel etkinlikleri nedeniyle kutluyorum.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok'un kaleminden)


dsipahi@milliyet.com.tr








EGE
Emeklilik hakkında her şey
Nerede o eski günler
İzmir'in 3'te biri zarar etmiş bu işte bir yanlışlık yok mu?
Valimiz İzmir için neler diyor?





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


Necati Çetiner
Nesrin Coşkun
Deniz Sipahi
İsmail Sivri

© 2006 Milliyet