|
Arapsaçı, deli pöstekisi, pirincin taşı...
Washington'da ABD sözcülerinin, diplomatik kalıplar dışında sivri bir dille gerçek görüşlerini açıkladıkları ve adına da "beyin fırtınası" dedikleri Amerikan Enterprise Intitute toplantısına bu kez, Başbakan Tayyip Bey'in en yakın danışmanları da katıldı.
Ve söz aramızda, Başbakan Tayyip Bey'in danışmanları; Hamas liderinin, Filistin'de seçimleri kazandığı gerekçesiyle, Ankara'ya davet edilmesi konusunda adeta azarlandılar.
Dünkü Milliyet, manşetinde haberi şöyle özetliyordu:
"Amerikalılardan 'AKP'ye güvenmiyoruz' mesajı"
***
Bir fikir kuruluşu sayılan "AEI" toplantısına eski Pentagon yetkilisi ünlü Richard Perle başkanlık ediyordu.
Başbakan Tayyip Bey'in düşünsel plandaki elçileri ise, Amerikalılardan yükselen eleştirilere şu yanıtı veriyorlardı:
- Bizim ABD'ye ihtiyacımız var. Siz de AKP ile 6-7 yıl daha yaşamak zorundasınız. Bizim alternatifimiz yok. Başbakan'ı devirmeye çalışmaktansa, onu kullanın...
***
Nasreddin Hoca'ya sordular:
- Hoca, ne diyorsun; Washington, Tayyip Bey'i desteklemeyi sürdürecek mi?
Hoca:
- Hiç kuşkunuz olmasın, sürdürecek, dedi; ancak destek nasıl olacak, ona bakmalı; yukarıdan askıya alarak mı, yoksa aşağıdan kazıklar koyarak mı?
***
Sayın Bayan Tülay Eriş'ten bir fıkra:
Bir uyuşturucu taciri, bir iktidar siyasetçisi, bir de batık banka sahibi, öteki dünyada cehenneme düşmüşler ve yeniden bildiğimiz dünyaya dönmek için zebanilerle konuşmaya başlamışlar.
Zebaniler:
- Olur ama, diyorlarmış; her birimize 1 milyar YTL vermelisiniz ki, biz de sizlerle gelip, Ege koylarındaki kıyıları kapatalım.
Uyuşturucu taciri; zebaniler bizim dünyaya geldiklerinde, kendilerini sosyete piyasasında rahatça kullanabileceği hesabıyla, hemen:
- Olur, demiş; ve peşin peşin ödemiş paraları.
İktidar siyasetçisi, tıpkı Teksas'taki at pazarlığına benzer bir pazarlığa girişmiş zebanilerle...
Batık banka sahibi ise şöyle diyormuş:
- Siz hele beni çıkarın şu cehennemden; nasıl olsa devlet öder o paraları...
***
Yaşlıca bir adam, bir eczaneye girmiş:
- Sizde, demiş; asit asetilsalisilik var mı?
Eczacı biraz şaşkın:
- Asit asetilsalisilik mi; yani bildiğimiz aspirin istiyorsunuz, demiş.
Yaşlıca adam:
- Evet, demiş; kusura bakmayın ağız alışkanlığından öyle söyledim. Ben vaktiyle kasabalardan birindeki bir sağlık ocağında hademeydim. Doktor olmadığı için de ben bakardım hastalara. Ve hepsine aspirin verirdim. Durumum çakılmasın diye de, eczacı kalfası olan bir yakınımdan öğrendiğim üzere:
- Size, derdim; asit asetilsalisilik veriyorum. Eminim çok iyi gelecek...
Yani diyeceğim, az hizmet etmedik biz de bu vatana...
***
Vatani hizmetini yapmak için, birliğine trenle gitmeye hazırlanan yeni nişanlanmış bir delikanlı, ailesiyle vedalaşıyormuş.
Gözyaşları içindeki nişanlısı:
- Hiç değilse bir resmini ver bana da, öyle git, demiş.
***
Delikanlı treni kaçırmamak telaşıyla, odasına fırlamış. Çekmeceler, dolaplar; karıştırmadığı yer kalmamış ve bula bula, ıssız bir kumsalda arkadaşlarının çektiği çırılçıplak bir fotoğrafını bulmuş.
Hemen fotoğrafı ikiye kesmiş ve belden üstünü nişanlısına vererek:
- İşte, demiş; spor yaptığım günlerden kalma bir fotoğraf...
***
Delikanlı evden çıkmadan önce, 90 yaşındaki yatalak büyükannesinin yanına da uğramış. Yaşlı kadın:
- Ah canım evladım, diyormuş; hiç değilse bir resmini bırak da öyle git...
Bizim asker adayı, yine fırlamış odasına; bir resmini bulmak için araştırmadığı yer kalmamış, ama nafile... Çaresiz, biraz önce ikiye kesip alt kısmını kâğıt sepetine attığı fotoğrafın, o bölümünü almış ve kendi kendine:
- Nasıl olsa büyükannemin gözleri pek görmüyor; fark etmez neye baktığını...
Diyerek, çırılçıplak fotoğrafının belden aşağı bölümünü vermiş büyükannesine, sonra da ihtiyarın elini öperek:
- Beni dualarında unutma, demiş.
90 yaşındaki büyükanne, titrek elleriyle uzun uzun bakmış torununun verdiği fotoğrafa:
- Ne kadar da çok benziyorsun büyükbabana, demiş. O da uzun süre hiç tıraş olmaz, kravatı da seninki gibi hep çarpık dururdu...
***
Politikada da, saydamlık simgesi olarak çıplak fotoğrafların, belden yukarısı gösterilir meydanlarda halk yığınlarına.
Belden aşağısı ise sadece kapalı kapılar ardında gösterilir.
Kulis dedikodularına meraklı olanlar da söylenirler aralarında:
- Bunlarınki de tıpkı, eskilerininkine benziyor...
***
Söylentilere göre, öldükten sonra ödüllendirilmenin yöntemleri öğretilen bir çevrede, vaktiyle Harem'deki cariyelerin topluca kıldıkları namazı, kimin kıldırdığı tartışılıyormuş.
Harem'e erkek imam giremeyeceğine göre, bir haremağası mı kıldırıyordu namazı, yoksa bir akağası mı, yoksa bir kadın imam mı?
Soruyu, bir iktidar siyasetçisine de sormuşlar; o da:
- Ulemaya sorun, demiş.
- Peki, ulema bilir mi?
- Bilmese de, geleneklerimize uygun bir yanıt bulur yine...
***
İÖ 200'lü yıllarda yaşamış Latin şairi Ennius'dan, Suat Y. Baydur çevirisi, bir şiirle bitirelim yazıyı:
Korkunç anlaşmazlık
Savaşın demir pervazlarını ve kapılarını kırınca
Bilgelik ortadan kovulur, kuvvetle iş görülür.
Yavuz hatibi dinleyen olmaz, kaba asker sevilir;
Ne bilgin sözlerle çatışmaktır bu, ne de kötü sözlerle,
Ne de mahkemede hak için çarpışmaktır; tam tersine
Demirle mal, hakimiyet aranır, bütün güçle saldırılır.
c.altan@prizma.net.tr
|
|