|
Gül ve bomba
PEYGAMBER Hz. Muhammed'in kameri takvime göre doğum gününde "gül" sembolü öne çıkıyor. Diyanet'in düzenlediği "Kutlu Doğum Haftası"nın sembolü "gül"dür.
Meclis Başkanı Bülent Arınç da "kutlu doğum" gününde politikacıların birbirine gül vermesini önerdi. Gerçekten "peygamber" kavramının içerdiği değerlerle "gül"deki güzelliğin özdeşliğini bir âdet haline getirmek ne kadar güzel olurdu.
"İslamcı terörist"in çirkinliğini de hiçbir şey "gül"ün güzelliği kadar anlatamaz!
Yeni değil, asırlardan beri, belki de "suret" yasağı olduğu için, Peygamberimizi temsil edecek simge olarak "gül" benimsendi. Tarihteki gül çizimlerinde biri büyükçe, ikisi daha küçük üç tane de tomurcuk vardır: "Ehl-i Beyt"i anlatır, büyük tomurcuk kızı Fâtıma, öbür iki tomurcuk torunları İmam Hüseyin ve Hasan...
Hz. Ali şehit olarak ruhunu teslim etmeden önce Salman Fârisi'den gül istedi; son nefesi, onun getirdiği gülü koklamak oldu! Bu sebeple Bektaşi geleneğinde de "gül"ün özel bir yeri vardır. Budapeşte'de Hıristiyanların da şifa niyetine ziyaret ettiği türbede yatan 'derviş gazi'nin adı "Gül Baba"dır, bir Bektaşi evliyasıdır.
Tarihe inen vahiy!
Hiçbir din boşluğa gelmedi. Pakistanlı âlim Fazlur Rahman bunu özellikle vurgular: İlahi vahiy, belirli zamanlarda, belirli coğrafyalarda yaşayan insanlara 'indi' ve tabii ki onların sosyal sorunlarına ilgisiz kalmadı. Onun için bütün kutsal kitaplarda 'tarihsel' unsurlar vardır:
"Köleleri azat etmenin büyük sevap" olması gibi... Eski dönem Roma'da olduğu şekilde kadını 'eşya' hükmünde gören bir toplumda, kadına mülkiyet, dava açma, yarım hisse halinde de olsa miras ve şahitlik gibi yepyeni hakların tanınması da böyledir.
Bu şekildeki "tarihsel formlar" içinde, ilahi vahyin gelecek nesillere de hitap eden özü "insani durumun iyileştirilmesi"dir ve bunun sınırı yoktur.
Daha Hz. Ömer zamanında bile "insani durumu iyileştirme" amacıyla bazı "tarihsel formlar"ın uygulanmasının değiştirilmesi ve bunun "şartlar değiştiği için" yapılması günümüzdeki tartışmalara da ışık tutacak niteliktedir.
İslamın bugün nasıl anlaşılacağı gibi muazzam bir sorunun cevabına ışık tutan, işte ilahi vahyin özündeki bu "insani durumun iyileştirilmesi" prensibidir, bunu da en güzel "Gül yüzlü Muhammed" anlatır.
Sonsuz rahmet
Tarih laboratuvarında gaziler, hukukçular, mutasavvıflar İslamda kendi duygularında en işlevsel olacak unsurları öne çıkardılar: Savaş meydanlarında "Fetih" suresi okundu... Mutasavvıflar ise "esirgeyen, bağışlayan, koruyan, merhameti gazabını aşan" Allah sevgisiyle kalpleri aydınlattı.
Yüce Peygamber, bir anne yavrusunu ateşe atar mı, diye sorduktan sonra şunu söylemişti:
"Bilin ki, Allah'ın kullarına olan rahmeti, bu kadının çocuğuna olan şefkatinden fazladır." (Buhari, Edeb bahsi, 18.)
Allah'ın sadece Müslümanlara değil, bütün "kullarına" rahmeti!
"Gel, ne olursan ol! Yine gel!.."
Hallacı Mansur, Muhyiddin Arabi, Konyalı Sadreddin, Mevlana, Hacı Bektaş, Yunus... "Gül yüzlü Muhammed" diye özetlenen, "gül" ile resmedilen, işte bu muazzam rahmet ve merhamettir, şefkat ve sevgidir!
"İslamcı terörist" mi dediniz?! "Gül bahçesini" kan ve ölümle tahrip eden bu eli bombalı, kalbi kapkara yobaz, İslama musallat olmuş bir illettir!
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|