|
 |
|
|
Köftelerin Efendisi
Benim Gözlüğümden / Nihat Demirkol
Kimbilir kaç kere kapısından döndük? Götürdüğümüz kaç misafire mahcup olduk da ortada kaldık? Önceleri biraz da kızardık, "çok ehl-i keyf" diye...
"Çok erken kapatıyor" derdik. Manisa'ya girince uzaktan ışıklarını kollardık, içeride bir faaliyet var mı acaba? Yaklaşınca, Papa seçimini takip eden gazeteciler gibi bacasına dikkat kesilirdik. Zaten kabarmaya hazır bekleyen iştahımızı, bir anda çığrından çıkarmak için, ümidimizi boşa çıkarmayacak küçük bir işaret arardık. Arabadakilerden birinin, "kara göründü" misali haykırmasıyla ferahlardık; "Açık açık arabalar var; Duman da çıkıyor..." Kendi çapında küçük bir tezahürat ve buyrun "Köfteci Ali"nin lezzet sofrasına... Açık olup olmadığını öğrenmek için telefon etmeyi akıl ettikten sonra, şimdilerde bir mesele kalmadı diyebilirim.
* * *
En çok hanımların özendiği bir servis! Tabak niyetine, kâğıtların üstünde tüten bir heyecan... İster köfte yiyin, ister şiş, isterseniz pirzola ya da mevsim uygunsa tadımlık kokoreç, hepsi mekâna has bir baharat karışımıyla harmanlanmış olarak gelir sofraya. Kömür ateşinin tütsülediği etler, halka halka kesilmiş soğanlar ve közde pişmiş domatesler, kurutulmuş biberler eşliğinde sunulur.
Tabii bu tabloyu beklerken, Meksika fasulyesini andıran "büyük beden" ve helmelenmiş fasulyelerden müteşekkil babadan kalma bir piyazla vakit doldurulması âdettendir. Ne diri kalmış ne de erimiş, tam kıvamında... Üzerinde, Ege'nin dört bir yanını çağrıştıran altın sarısı zeytinyağı gezdirilmiş. Hem dem taze olan ekmeği ile beklemenin hakkı vermeye başlarsınız. Çok acemi müşteriler, bu uvertüre kapılıp yolu yarılar. Kızarmış ekmeğin can acıtan kokusu duyulduğunda, asıl hâdiseyi ıskalayacak bazı misafirler için iş işten geçmiş olur. İsteğe göre sirke veya limonla şahsiyetini kazanır piyaz; Ama burada hanımla anlaşamadığımızı itiraf etmeliyim...
* * *
Birkaç maşrapa ayranla sofra artık tamamlanmış sayılır. Kaşla göz arasında, ne varsa silip süpürülür.
Benim gibi tok karnına tatlı yiyemeyenlerin bile itiraz edemeyecekleri hafifletilmiş bir ağız tadına gelir sıra: "Tahinli Kemalpaşa tatlısı." İşte bu öldürücü final, kul icadı bütün dünyevi güzelliklerin sonu olduğunu hatırlatır insana...
Öyle bir memlekette yaşıyoruz ki, hangi taşı kaldırsan altından güzel bir şey çıkıyor. Ve yemek yemeğe karşı olan geleneksel düşkünlüğümüzü, hattâ tutkumuzu, gelişmiş damak zevkimizle birleştirip, üstüne biraz da ustalık ekleyince, Anadolu'nun bilinmez köşe başlarında umulmadık lezzetlerle karşılaşmak hiçbir zaman yadırgatıcı gelmez meraklısına.
Köfteci Ali'nin bizi çeken büyüsü insani bir içgüdünün çok ötesinde; O artık bir dost bizim için.
Işıkların yarıdan fazlasını söndürdüğü bir akşam, giderayak bize yakalandığında bile, sadece iki kişi için, şömine ateşinde sunulan bir misafirperverlik bu.
Yemek dediğin ayaküstü de atıştırılır. Her dem gülen yüzleriyle sizi memnun etmek için etrafınızda dönen insanlar, oradaki vazgeçilemez lezzeti tamamlıyor. Ellerinize sağlık.
* * *
Yazıyı sabahtan okuduysanız, şartlar da uygunsa bir öğle kaçamağı için hâlâ vakit var demektir. Yok öğleden sonraya kaldıysanız durum vahim; Daha akşama dünya var! Ben her ihtimale karşı size telefonunu vereyim de, Sanayi'nin ortasında aç bÓilaç kalmayın. Afiyet olsun Efendim! (0236) 233 61 40
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|