Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 13 Nisan 2006 / Perşembe  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Ne bu şiddet, bu bıçak!

Sofrada kullanılmak üzere ucu sivri olmayan bıçaklar tasarlandı da, herkesin belinde bıçakla gezdiği günler mazide kaldı. Mazide mi kaldı?

tubakyol@yahoo.com

Ortaçağ Avrupa'sında ev sahibi yemek masasına bıçak getirmezmiş. Herkes belinde hançer taşıyormuş zaten, misafirler yemek yerken ellerini ve bellerindeki sivri uçlu bıçağı kullanıyorlarmış. Lokmayı sivri uca takıp ağzına götürürerek...
Bıçak, tarihöncesi dönemden bu yana kullanılan bir alet ama bugün yemek masasında kullandığımız cins bıçaklar tasarlanmamış daha o zaman.
Yıllar sonra, yemekler yavaş yavaş kaşık-çatal-bıçakla yenmeye başladıktan sonra bile, ev sahibi uzun süre masaya çatal-bıçak getirmemiş. Asiller kendi çatal-bıçaklarını yemeğe giderken yanlarında götürüyorlarmış. Bu esnada halk hâlâ elleriyle ve hançerleriyle yiyor yemeğini...

Çatal-bıçak azalttı mı?
Hançerler uzun yıllar boyunca sofralarda bir "tehdit" olmaya devam etti. Ta 1669'da, Fransa Kralı 14. Louis hançerle işlenen cinayetleri engellemek için ucu sivri bıçakların yemek masalarında kullanımını ve sokaklarda taşınmasını yasaklayana kadar...
O dönemde "Bu yıl şu kadar kişi bıçakla öldürüldü" diye istatistik falan yok tabii. Tarihçiler arşivlerden o dönemde açılan davalara bakıp nüfus tahminlerine dayanarak Ortaçağ ve Yeniçağ'ın başlarındaki suç oranlarını kabaca hesaplamışlar. Çoğu tarihçiye göre 14 ile 16'ıncı yüzyıl arasında şiddet oranı pek değişmemiş ama 17'inci yüzyılda büyük bir düşüş yaşanmış.
Cinayetleri çatal-bıçak mı kesmiş yani?

Her cepte bir bıçak
Yok, bu kadar basit değil elbette. Ortaçağ'da cinayet işlemek bir "suç"tan ziyade, anlaşmazlıkları çözmenin bir yoluydu.
Hançer taşımanın yasaklanmasının ardından, yemek masasında ya da sokakta, bir anlaşmazlık çıktığı anda, problemi çözmek için el altında bir kesici alet bulunmamasının da Fransa'da suç oranının azalmasına bir nebze katkısı olmuştur belki, ama hepsi bu. Yoksa, her elinin altında bıçak olan cinayet işleseydi, bütün kasaplar katil olurdu.
Cinayetleri azaltan; cinayetin, şiddete başvurmanın toplumun gözünde "utanç verici bir suç" haline gelmesidir herhalde.
Elbette bıçak hâlâ tüm dünyada şiddet aracı olarak da kullanılmaya devam ediyor. Ama herkesin belinde hançerle gezdiği günler geride kaldı.
Geride mi kaldı?
Türkiye'de pek çok kişi cebinde bıçak taşıyor. Şu sıralar Türkiye'de çocuklar da bıçakla konuşuyor.

"Şiddet"le hak arıyorlar
Kapkaççı çocukların ellerinde bıçak var; direnene savurmak için...
Öğrencilerin kitaplarının arasından, çantalarından bıçaklar dökülüyor. Tartışma anında bıçaklar çekiliyor, sallanıyor; artık kimin neresine denk gelirse...
Çetelerin el üstünde tutulduğu, katillerle "gurur duyulan" bu ülkede çocuklar, kendileriyle gurur duyulsun diye bıçak taşıyor, anlaşmazlık anında bıçağını çekip sallıyor.
Türkiye'de çocuklar şiddete başvurmayı "utanç verici bir suç"tan ziyade, anlaşmazlıkları çözmenin bir yolu olarak görüyor!
* * *
Okullarda şiddetin sorumlusu "Kurtlar Vadisi" ilan edildi.
İçinde şiddet olan filmler, diziler daima olacak. Şiddetin sebebi "Kurtlar Vadisi" değilse de, "Kurtlar Vadisi"nin bu kadar tutmasının sebebi toplumun hâlâ şiddeti onaylıyor olması olabilir tabii.
Türkiye, düşmanı Sam Marshall'ı kalbine hançer saplayarak öldüren, aslında her önüne çıkan sorunu tehditle, silahla, şiddet kullanarak çözen Polat Alemdar'ı alkışlamadığı; bilakis, küçümsediği, hatta ayıpladığı zaman, çocuklar da sorunları çözmek için şiddetten medet ummazlar.

Hapşırırken ağzı kapatmak şiddeti azaltır mı?

Sosyolog Norbert Elias'ın iki ciltlik "Uygarlık Süreci"ni okumadım ben tabii, sosyologlar okusun. Ama Birikim dergisinde Elias'ın bir makalesini okumaya gayret ettim. "Toplumsal ve psikolojik çatışmaları insanların doğuştan getirdikleri saldırganlığa bağlamanın" yanlış bir yaklaşım olduğunu söylüyor, "İnsanların diğerlerine saldırmayı amaçlayan saldırgan bir dürtü sahibi oldukları temelsizdir" diyor.
Elias'a göre "Çatışmaları ayaklandıran saldırganlık değil. Saldırganlığı ayaklandıranın çatışma olduğu söylenebilir."
Özetle, öyle durduk yerde içimizden "Saldır" komutu falan gelmiyor; şiddet bir içgüdü değil.
"Uygarlık Süreci"nde de; sofra adabı, oturup kalkma, esnerken ağzını kapatma, hapşırırken mendil kullanma gibi görgü kurallarının yaygınlaşmasının şiddetin azalmasında önemli rolü olduğunu iddia ediyormuş.
Adabımuaşeret sayesinde suç oranında ciddi azalma ortaya çıkmış yani.
Böylece Ortaçağ'ın "şiddet"li ortamı, yerini daha barışçıl bir ortama bırakmış.
Türkiye'de Ortaçağ ne zaman bitecek?

Delikanlının bıçakla dansı...

Kimine göre "hüzünlü", kimine göre "neşeli", "duyguların ritmi", "ön sevişme", "ilan-ı aşk"... Tango romantik bir dans değil mi?
Oysa Arjantin'in başkenti Buenos Aires'in kenar mahallelerinde erkeklerin güç gösterisinden doğan bir dans tango. Bu yüzden başlangıçta erkek erkeğe yapılıyordu. Sonra liman fahişeleri de dansa katıldı.
Ama ilk çıkış noktası bitirim delikanlıların bıçak oyunları!
Yoksa "bıçaklı" öğrenciler de gelecek nesiller için yerli malı bir dans icat etmeye mi çalışıyorlar?
Hiç lüzum yok; tango kadar gözde olmasa da bizde de Trabzon'un Bıçak Horonu, Erzurum'un Hançer Barı falan var zaten.


manik depresif köşe

Norbert Elias şiddetin içgüdüsel olmadığından emin miydi acaba? Leora Tanenbaum'un "Saç Saça, Baş Başa- Kadınlar Arası Rekabet" kitabını okuyorum şimdi. Kadınlar neredeyse içgüdüsel şekilde birbirleriyle rekabet ediyor, birbirinin saçını başını yolmak istiyor. Öyle, değil mi? Değil. Kadınlara böyle belletilmiş, benimsetilmiş. Kadınlar aslında hiçbir önemi olmayan bir "güç" için birbirleriyle didişirken, "gücü" kapan erkekler Üsküdar'ı geçiyor. Depresyondayım.


Şile'de Ortaçağ ziyafeti

Ortaçağ'daki gibi sivri uçlu bıçak ve ellerinizi kullanarak yemek yemek istiyorsanız Şile-Ağva yolu üzerindeki Saklıköy'de bu "zevki" tadabilirsiniz. Ben gitmedim ama anlattılar; karanlık bir mahzende, uzun masalar hazırlanıyor, girişte misafirlere hançerler veriliyormuş. Başına siyah kukuletalar geçirmiş garsonlar hizmet ediyormuş. Denemek isteyene...




CUMARTESİ
"Motor sesi bağımlılık yaptı"
Romantik gelinler
Bahçecilik hakkında her şey
"Günün oyuncusu" Kymberlee
En moda En yeni
İstanbul'da laleler açtı
ne var, ne yok
"Fransız usulü" pastalar
Baba Beni Okula Gönder doğum gününü kutluyor





Melis Alphan
Cengiz Eren
Ali Rıza Kardüz
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Yalvaç Ural

© 2006 Milliyet