|
Herbert George Wells ve "Zaman Makinesi"...
"Gelişmiş"liğe bir türlü atlayamamış köylü ağırlıklı ülkelerde, politik çekişmelerin gayya kuyusuna yuvarlanmamanın çarelerini, şöyle azıcık kurcalasak da; genç kuşakların beyinlerini basmakalıp klişelere çakılı kalmaktan kurtarmaya çalışsak; fena mı olur yani?
***
Basmakalıp bir donmuşluğa karşı çıkmanın, sade en çarpıcı değil, en zevkli örneklerini de vermiş olan H. G. Wells'in, hem biyografisini, hem de okuyanları bir anda çağlar ötesine götüren "Zaman Makinesi"ni gündeme getirirken; geçtiğimiz yüz yıl içinde Türkiye'deki politik nutuk ve söylemlerde, değişik lider ağızlarından tekrarlanıp durmuş beylik cümleleri de, kendi sesleriyle art arda sıralasak...
***
"Türkiye'nin her işi A'dan Z'ye bozuktur."
"İktidara geldiğimizde bir enkazı devir aldık."
"Şimdiye kadar hiç yapılmamış işleri yapıyoruz."
"Türkiye büyük bir devlettir; nurlu ufuklara doğru koşuyoruz."
"Dünya bizi konuşuyor ve bize hayran oluyor."
"Yüce Türk milleti, her sorunun üstesinden gelmeye kadirdir."
"Geçmişi geçmişte bırakıp, yeni bir sayfa açıyoruz."
"Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda, kalkınmamız devam ediyor."
***
Kara mizahtan hoşlananlar, değişik lider sesleriyle tekrarlanıp durmuş söylemlerle övünmeleri izledikten sonra; bir de o günkü gazetelere baksalar:
"Bodrum'un pis sularını toplayan atık terfi merkezinin çürüyen boruları patlayınca 20 bin ton pis su limana doldu. Turistler bölgeyi terk ederken turistik tesis işletmecileri duruma isyan etti. Terfi merkezinin yenilenmesi için sadece 10 bin YTL'ye mal olacak ihalenin yapıldığı ancak sonuçlanmadığı belirtildi."
***
"Türkiye, toplum sağlığını tehdit eden çok büyük bir tehlikeyle karşı karşıya: Zehirli atık dolu varilleri araziye gömenler, yeraltına da kanserojen atık enjekte ediyorlar."
***
1 milyar 300 milyonluk İslam dünyası politikacılarının da, neleri hiç dile getirmediklerinin bir listesi yapılsa; örneğin şöyle:
1- Yılda silah alımlarına kaç milyar dolar harcadıkları.
2- Nüfusları ve gazete tirajlarının toplamıyla, yılda adam başına kaç kitap düştüğü.
3- Bütçe yasalarında bakanlıklara ayrılan pay yüzdeleri.
4- Örtülü ödeneklerden kimlere neler dağıttıkları.
5- Kapalı kapılar ardında hangi devlet temsilcileriyle ne tür pazarlıklar yaptıkları.
6- Bireylerin "yaşam kalitesi" açısından, 173 ülke arasında kaçıncı sırada oldukları.
7- 1 yaşına kadar bin çocuktan kaçının öldüğü.
8- Kamu hukukunu oluşturan yasalarda "insan hakları"na aykırı maddelerin neler olduğu.
9- "Medeniyet" kavramının tarifinin yapılması ve gerçekten böyle bir tarife uyan bir yönetim ve yaşam tablosunu ne kadar gerçekleştirdikleri.
10- Açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşayan nüfuslarının sayısı.
***
İslam dünyası ülkelerindeki politikacıların, hiçbir zaman yanıt vermeyecekleri soruları heykelleştirerek bir yana bırakalım.
Bir "masalcı baba" da sayılabilecek Spielberg'in, H. G. Wells'in de esintisiyle gerçekleştirdiği "Geleceğe Dönüş" filmlerine bir bakalım...
Bir anda, ABD'de yüz yıl öncesinin "Vahşi Batı"sına gitmek ve geri dönmek...
Türkiye'nin 50, İslam âleminin de 100 yıl sonrasını merak eden bir Tanrı kulu yok mudur; elbet vardır.
***
Geçen hafta CNN-Türk kanalında, Şirin Payzın'ın, Chicago Üniversitesi'nden bir hanım profesörle "dünyadaki mesken sorunları" konusunda bir röportajı vardı. O programda Avrupa Birliği'nin, geleceğe dönük açtığı kapılardan da söz ediliyordu.
Ve anlaşılıyordu ki, "yer" küresi sürekli bir değişim içinde. Sadece politik söylemler, çakıldığı yerde otlamada...
***
Ünlü kemancı Nigel Kennedy'nin, Polonya Oda Orkestrası'yla verdiği bir konsere nasıl çıktığına bir bakılsa...
Frak, yahut smokin yerine; belinden sarkan bir kuşak ile berduş sayılacak bir giysi ve ayaklarında kalın tabanlı botlar...
Vivaldi'nin "Dört Mevsimi"ni çaldıktan sonra, birden elektro-gitarist Jimy Hendrix'in melodilerine, oradan da Frank Sinatra'nın "Strangers in the night"ına geçiyordu.
***
21. yüzyılın muhteşem değişimi, bir türlü "gelişmiş"liğe erişememiş yığınları nasıl etkileyecek?
20 yaş gençleri, 70'ine geldiklerinde, görecekler nasıl etkilediğini...
***
Bendeniz bile Köyceğiz sabahlarında, balık etinden biraz daha şişmanca hanımların, hızlı hızlı adımlarla yürüyüşe nasıl çıktıklarını görüyorum.
Onlar hızlı hızlı yürürlerken, arkalarından baktığımda, iki yana sallanan kalçalarında; tombul ciciannemle şişman büyük teyzelerimin, bir dizlerini yukarı çekerek oturdukları koltuk minderlerindeki hallerini düşünüyorum.
Ve bir de H. G. Wells'in "Zaman Makinesi"ni...
Hâlâ daha ölme ve öldürme sarasından kurtulamamış olanlara, gelin de acıyıp üzülmeyin...
c.altan@prizma.net.tr
|
|