|
 |
|
|
Saraybosna günleri
Saraybosna'da bir kısım insan neredeyse dünya standartlarında yaşayıp tüketirken, çoğunluğun hayatı çok zor. Ülkede atıl bir işadamı zümresi var ve yabancı sermaye de buraya yatırım yapmaya niyetli değil
Fax: (0312) 427 20 64
İlk defa 1972 Haziran'ında gitmiştim. Viyana, Venedik, Dubrovnik'ten sonra Saraybosna'ya inerken kitap hurcumu taşıyacak kadar yardımsever insanlarla karşılaştım. Çarşı pazar ve Bosna'nın tepelere yerleşmiş mahalleleri Bursa'yı hatırlatıyordu. Gazi Hüsrev Bey Camii bugünkü gibi değildi. Ne bombalanmıştı ne de Suudilerin tamirine uğramıştı. Çarşıda pazarda konuşkan bir halk vardı, cami ve medrese çevresindeyse Türkçe bilen mollalar, Yugoslavya'daki ve bizdeki "kırmızılar"dan şikayet ediyorlardı.
Yürüyüşüm sırasında rastladığım Kadiri dergahında misafirperver bir küçük derviş grubuyla karşılaştım. Duvarda Fatih Sultan Mehmet Han'ın portresi vardı. O tarihte henüz Latin Köprüsü diye değil, Gavril Principov Köprüsü diye anılan köprünün karşı köşesinde I. Dünya Savaşı'nı başlatan ünlü teröristin ayak izleri bir abide gibi kaldırıma kazınmıştı. Avusturya'da o yıl ziyaret ettiğim dağ köylerindeki yaşlı askerlerin, I. Dünya Savaş'ında cesurca savaşan Türk alayları diye söz ettikleri, Avusturya İmparatorluğu'nun fes giydirilmiş Bosnalı Müslüman birlikleriydi.
Sakin, huzurlu, kozmopolit havalı bu şehirden ayrıldım ve Yugoslavya'nın güneyinde daha şarklı, daha fakir, daha kızgın Priştina'ya yol aldım. Doğrusu Arnavutlar, Bosnalı Müslümanlara göre daha huzursuz ve daha kıpır kıpırdılar. O tarihteki Bosna, Slovenya ve Hırvatistan'dan sonra ekonomik durumu en iyi olan cumhuriyetti.
Hoş bir Müslümanlık
Savaşın yıktığı Bosna ise yine güzel bir ırkın ülkesiydi ama çok fakirleşmişti. Sırplardan nefret ediyorlardı; konuşulan dilin içine ısrarla Osmanlı'dan kalma sözcük ve yeni türetme kelimeler sokuyorlardı. Yani adeta Sırpçadan ayrı bir Boşnakça güçlendiriliyordu. Eskinin Yugoslav Bosnalıları daha çok Müslüman kimliğini benimsemişti. Sayısı artan camiler, hiç değilse cuma günleri hıncahınç doluyordu. Bosna yeniden bir Osmanlılık benimsemişti ve bu Osmanlılık Suudi Vahabiler ve İran İslam Cumhuriyeti'nin propagandasına direniyordu.
Bazı şeyler bu yıllara göre değişti; insanlar daha rahatladı. Bir yandan da komşu etnik gruplarla uzlaşmaz bir yola girdi. Bosna'da hoş bir Müslümanlık var. Namaz vakti blue jean'li kızlar örtünüp camilere giriyor, sonra hayata devam ediyor. Saraybosna'nın ortasındaki Başçarşıya Camii, ezan vakti zarif minaresinde hoparlör kullanılmadan, insan sesinin güzelliğiyle Müslümanları namaza çağırıyor.
Bütün tarihi boyunca muhafaza edilen Tahtalı Sokak, Ulica Mustafa Başeskiya (Karakol reisinin ismi) gibi yerler Osmanlılığı bir iklim olarak saklıyor. Karşısındaki Velika Avliya'da sinagog ve Yahudi müzesi var. Bugün Bosna'da II. Dünya Savaşı sırasında Hırvatların ve Almanların elinden kurtulan Yahudiler, göç etmemişlerse, çok az sayıda varlar.
Acı gerçekler
Pek iç açıcı olmayan gerçekler de var. Fert başına milli gelir halen 2 bin 400 dolar civarında. Bu rakam bize 1980'lerin başındaki Türkiye'yi hatırlatıyor. Bir kısım insan neredeyse dünya standartlarında yaşayıp tüketirken, çoğunluğun hayatı çok zor. Atıl bir işadamı zümresi var. Yabancı sermaye pek istekli değil. Öte yandan, Slovenya'nın yatırımları bile Türklerinkinin önünde. Avrupalılar hiç çekinmeden Bosna hükümetinin işine karışıyorlar ve Bosna üç etnik grubun çekişmesi yüzünden yüksek komisere teslim olmuş vaziyette.
Federasyonun içindeki Sırp Cumhuriyeti'nin Sırbistan'a yamanma isteği açık; ne var ki, onların içinde de bazı akıllılar bunun pek çıkar yol olmadığını kavramış görünüyorlar. Türkiye'nin yeni büyükelçisi Bülent Tulun Afganistan'dan buraya geldi, gerilimli bölgelerin uzmanı. Bu tip diplomatlarımızın bu bölgelerle ilişkilerde bir avantaj teşkil ettiği açık, nitekim daha önce de Şükrü Tufan'ın büyükelçiliği oldukça etkiliydi.
İktisadi kurtuluşu bütün eski Yugoslav cumhuriyetleri, Sırbistan hariç, Avrupa'da görüyor. Avrupa Birliği'nin hayali olmasa, Dalmaçya kıyıları bile ayrı bir cumhuriyet olarak Hırvatistan'dan kopmaya hazırlanıyordu. Ama Bosna'nın bizi hayran bırakan modern İslamı bile Avrupa'daki fanatik çevreleri şüpheden kurtarmıyor. Geçen hafta Bosna'ya gövde gösterisine giden Türkiye Odalar Birliği bakalım Türkiye sermaye çevrelerini, bu ülkenin dertlerine deva kılabilecek mi?
|
|
|

|