|
 |
|
|
Sırat köprüsü üstünde aşk
Onlar ayrı dünyaların insanı... Biri bu dünyanın insanı, diğeri öteki dünyanın. Ama işte aşıklar!
Bizim yakınlarımızda bir eve Fethullahçı çocuklar taşındı. "Işık evi" mi deniyor? İşte ondan. Okullu çocuklar gelip gidiyor. Ben birkaç kere "Günaydın" dedim, "İyi akşamlar" dedim...
Yok. Birkaç saniye boş bakıyor, sonra cevap veriyorlar vermesine de, nasıl rahatsızlar. Bir daha da bulaşmadım.
Fakat tabii Fethullahçıların yakınımıza taşınmasının arkadaş çevresinde bir havadis, bir dedikodu değeri var.
Böylece, Cem Yılmaz'ın "Eğitim şart"ı tadında, "Şeritaçılar gelecek, hepimizi kesecek" klişesi ağzıma yapıştı. Espri tabii, kötü bir espri ama tekrar edip gülüyoruz işte.
"Amerika bizi korur inşallah"
Sonra bir arkadaşın evinde Gürcistan'da Fethullahçıların kolejinde okumuş bir çocukla tanıştım. Türkiye'ye gelmiş, bir süre Türkiye'nin dört bir yanındaki "ışık evlerinde" kalmış. Bu evlerde hep yerde oturulup ortadan yemek yendiği için; tüm Türkler böyle yaşıyor sanmış bir müddet.
Sonra nihayet "çılgın Türkler"i keşfetmiş. "Şu Çılgın Türkler" kitabındaki "çılgın"la alakası olmayan, evrensel manada "çılgın"ların Türkiye kanadını.
Ben yine dedim ki "Şeriatçılar gelecek, hepimizi kesecek".
Birlikte güldük: Hah hah hah.
Bir arkadaş ciddiye aldı: "Evet." Başka bir arkadaş atladı: "Paranoyak mısın?"
- Hayır, sen salaksın.
- AKP takıye mi yapıyor? AB ile görüşmeler yalan mı? Aslında şeriatçılar mı? Hadi canım...
- Parti şeriatçı değil. CHP'den sosyalist devrim yapması ne kadar beklenirse, AKP'den İslam devrimi yapması ancak o kadar beklenebilir. Hiç! Şeriat gelince önce AKP'lileri kesecek, sonra bizi...
- Nasıl başarılı olacaklar?
- Şu anda içerideki ortamı hazırlıyorlar. Şeriat ilan edildiğinde, kim karşı çıkacak? Sen mi direneceksin?
Bizi "direnişçi" olarak düşününce... Çok acıklı ama... Hepimiz güldük.
Mevzu da "Avrupa, Amerika, dünyadaki dengeler, Türkiye'de askerler asla böyle bir gelişmeye izin vermez"e bağlandı.
"Aa, sevgilim namaz kılıyor"
Birkaç gün sonra yolda eski bir tanıdığa rastladım. En son üç yıl önce görüşmüştük. Bilirsiniz işte, iş-güç, hayat vesaire, bağlantı kopmuştu. Karşılaşınca sevindik. Onun da vakti varmış, benim de vaktim vardı, hadi bir yere oturalım dedik, oturduk, konuşuyoruz...
"Bir sevgilim var" dedi, "Evlenmeyi düşünüyoruz."
Aaa, ne güzel.
"Fethullahçı" dedi.
Hı?
Bunlar bir şekilde tanışmışlar. Çocuk mühendis. Altında spor arabası falan, gayet şık giyinen, hoş bir kimseymiş. Bir ay falan takılmışlar. Beraber konserlere, defalarca yemeğe gitmişler. Balık yiyorlar, bizim kız rakı söylüyor. Şık bir restorana gidiyorlar, kızımız şarap içiyor. Çocuk ağzına içki koymuyor bu arada.
"Araba kullanacak diye herhalde. Aferin, çok dikkatli."
Derken bir gün din sohbeti açılıyor.
Kızımız diyor ki "Ben pek inanmıyorum".
Çocuk sıçrıyor, oturduğu yerde bir gidip geliyor ama mevzu çok uzamıyor.
Ve bir ay kadar sonra, bir vesileyle çocuğun bir arkadaşının namaz kıldığını öğreniyor bizim kız. Şaşırıyor. Aaa bilmemkim namaz mı kılıyor?
Sevgili cevabı patlatıyor: "Ben de kılıyorum."
Son bir ayda sık sık görüştüğü, evine girip çıktığı, evine girip çıkan birinin beş vakit namaz kıldığını anlamaz mı insan?
Anlamamış. Çocuk sonra anlatmış Fethullahçı olduğunu.
Bir yerde okumuştum. Bu ışık evlerinde yaşamanın kurallarından biri de kendini açık etmemek ya, "Çöplerden boş bira şişesi toplayıp kapının önündeki çöpe koyun" diye bir madde vardı.
Komşuların "Bu kadar genç erkek, hepsi öğrenci, bir eve kapanıp ne yapıyorlar?" diye düşünmesini engellemek için.
Kızları türban takacak mı?
Eee? Eee'si, bir yıldan fazladır birlikteler. Evlenmek istiyorlar.
Ama "ayrı dünyaların insanları" onlar; biri bu dünyanın insanı, diğeri "öteki" dünyanın... Kıldan ince, kılıçtan keskin Sırat köprüsü üzerinde bir aşk bu. Zor be!
Hem bir de aileler var. Çocuğun ailesi kapalı, kızınki tam Kemalist. İki taraf da dünürünü görür görmez evladına "Onunla evlenirsen seni mirasımdan mahrum, evlatlıktan men ederim" der. Demez mi?
"Aileler bir şekilde kabul edecek" dedi, "asıl sorun bizim nasıl bir ailemiz olacak?"
Bir de o var. Çocuklar...
Sevgili "Benim kızım mutlaka türban takar" diyormuş mesela.
Benim arkadaşım da "Benim kızım katiyen türban takmaz" diyor.
Sevgili "Bizim evde İslam'ın kurallarına göre bir hayat yaşanmalı" diye tutturuyor.
Benim arkadaşım "Kendi evimde bir kadeh kırmızı şarap da mı içemeyeceğim?" diye soruyor.
Düğün? Düğünde içki olmayacakmış.
Ayağa kalkıyorum.
Elini uzatıp tişörtümü aşağı doğru çekiştirerek belimi kapatıyor: "Üşüyeceksin."
Straplez gelinlik de giyemeyecek diye düşünüyorum. Çok yakışırdı ona.
Niyeyse buna çok üzülüyorum.
"Çok mu aşıksın?" diyorum.
"Çok" diyor.
* * *
Şeriat gelecek, hepimizi kesecek.
Ya da dinciler ve laikler ve Kemalistler ve ateistler ve liberaller ve bu memleketteki herkes iyi günde, kötü günde; hastalıkta ve sağlıkta birlikte yaşayıp birlikte kocayacak.
"Güvenilir kaynaklardan duydum, o da bizdenmiş"
Barış Müstecaplıoğlu'nun "Şakird" adlı kitabında, şu evlerden birindeki cemaatin istişare toplantısında çocuklar konuşuyorlar.
Biri diyor ki "Ya ben bir şey duydum, belki uydurmadır, şu televizyon sunucusu Levent Toplu şakird olmuş diyorlar, doğru mu?"
Şakird olmak, cemaate katılmak demek.
Kitaptaki "abi" onaylıyor: "Evet, galiba doğru. Benim de kulağıma çalındı geçenlerde. Güvenilir kaynaklardan!"
Gay'lerle otururken de sohbet bazen "Duydunuz mu, o da gay'miş", "Biliyor musunuz, şu da gay?"e gelir dayanır. Tıpkı kitaptaki gibi, biri "güvenilir kaynaklardan" duymuştur, emindir, bilmemkim kesin gay'dir.
Bunun üzerine, tıpkı kitaptaki "şakirdler" gibi, ortamdaki "gay'ler" de sevinir.
Toplum tarafından yadırganan, yargılanan bir azınlık olmak, gizlenerek yaşamak zor hakikaten. Bir kişinin daha saflara katılmış olmasına sevinilmesinde bir acayiplik yok.
Şakird olmuşsunuz, gay olmuşsunuz; ne fark eder...
|
|
|

|