|
Yabancı dil mi, yabancı dille eğitim mi?
İNSAN en umutsuz, en karanlık gününde birden ışığı görünce nasıl olur, düşünsenize...
Pırıl pırıl bir aydınlık, ışığın şavkı gözünüze, gönlünüze düşer, ferahlarsınız.
Diyeceksiniz ne kadar sürer bu?
Sürdüğü kadar, yeter.
***
GEÇEN hafta, İstek Vakfı Kaşgarlı Mahmut Lisesi öğrencileriyle konuşurken, bu duyguyu yaşadık.
Bağımsızlık diyorsunuz, yabancılara toprak satışı diyorsunuz, ulusal birlik ve ulus devlet diyorsunuz, kimlerin, onların ne kadar gerisinde kaldıklarını görüyorsunuz.
Kaşgarlı Mahmut devlet adamıdır, kumandandır ve "Divanü Lügati't-Türk"ün yazarıdır. Eser, Türk dilinin ilk sözlük ve dil bilgisi kitabıdır.
***
KAŞGARLI Mahmut Lisesi bütün liselere açık bir yarışma başlatır.
"Yabancı dille eğitim mi, ya da, yabancı dil mi?"
Yabancı dille eğitim yapılması, bütün derslerin yabancı dille okutulması demektir.
Yabancı dil öğreniminde ise öğrenci derslerini anadilinde okur, lakin çok iyi de yabancı dil öğrenir...
Yarışmanın sonucu "Yabancı dile evet, öğrenimin yabancı dille yapılmasına hayır çıkar."
Peki, neden?
***
YARIŞMANIN birincisinin ve ikincisinin görüşleri "neden"i açıklar...
Yarışmanın Türkiye birincisi, Adıyaman Fen Lisesi öğrencisi Emine Şahin şöyle der:
"Duvarların yıkıldığı, sınırların kaldırıldığı bir dünyada bir değil, birkaç dil öğrenmek mutlaka faydalı olacaktır. Yanlış olan, sakıncalı olan, bir dil öğreneceğim diye, kendi anadilinden ve de dolayısıyla benliğinden, kültüründen, özünden uzaklaşmaktır. Tarih göstermiştir ki, varlığını sürdüren dil daima öğretim yapılan dil olmuştur. Okullarda öğretim dili olarak kullanılmayan diller gündelik hayatta kullanılsa bile zamanla yok olmaya yüz tutmuştur. Yabancı dille öğretim, yabancılara özenti bizim bilimde ve teknolojide geri kalmamıza, siyasal ve ekonomik bağımsızlığımızı kaybetmemize sebep olur. Güzel Türkçemiz, anadilimiz de eğitim yaptıkça gelişecek, zenginleşecektir."
***
YARIŞMANIN ikincisi, Özel Edirne Beykent Lisesi'nden İbrahim Ege, tarih karşılaştırması yapar:
"Osmanlı'nın üç kıtaya yayıldığı en güçlü döneminde, Osmanlı'nın, fethettiği ülkelerin siyasi yönetimine el koyduğunu, onları kültürlerinde serbest bıraktığını görüyoruz. Sonuç olarak oralarda dalgalanan bayrak bizim, güvenliği sağlayan asker bizim, devlet idaresi bizim, ama kültürleri hâlâ kendilerinin. Dil bilinciyle ulus olma bilincini kaybetmemişler. Osmanlı tökezlemeye başladığında onu arkasından vurmak, onların ilk işiydi. Çünkü geçen 500 yıl, onları ulus olma bilincinden hiç koparmamıştı, dilleri sayesinde...
Osmanlı'nın, zamanında onlara yapamadığını, günümüzde onlar dilimizi yok etmeye çalışarak bize yapmak istiyorlar. Hem de eğitimin arkasına sığınarak; AB'nin arkasına sığınarak. Dilimiz üzerine, ülkemiz üzerine bu kadar oyunlar oynanırken niye avaz avaz yabancı dille eğitim diye bağırıyoruz?
Hiçbir zaman çağdaşlaşmaya, gelişmeye karşı değiliz. Gelişen dünyada yerimizi almak için mutlaka bir yabancı dil öğrenmeliyiz. Çocuklarımıza yabancı dille eğitim istemek, özgürlüğümüz için kan dökenlere de haksızlık ve saygısızlık olmaz mı?"
***
ŞİŞLİ'den Taksim'e kadar Türkçe dükkân levhası bulunmayan bir ülkede, böyle düşünen ve yazan gençlerin var oluşu umut değil midir, ya da karanlık tünelin sonunda görülen ışık değil midir?
h.pulur@milliyet.com.tr
|
|