|
Çok laf var hareket yok
Son 7 yılda bütün bunları unutmuştuk.
Cenaze törenlerinde, bağrı yanan ana ve babaların insanı üzen çığlıkları, sokakları dolduran binlerce insanın güvenlik güçleriyle kavga edişleri ve bitmeyen tartışmalar.
PKK'nın kışkırttığı olaylar yeniden gündemimize oturdu. Gün geçmiyor ki, ülkeyi yönetenler demeçler vermesinler, tepkilerini seslendirmesinler. Ancak dikkat ediyorum, hep tepki, hep tepki.
Tepkilerin her birinde de hamaset var.
Siyasetçiler, "Akan kan yerde kalmayacak" diyor...
Muhalefet liderleri " PKK başarılı olamaz" diyor...
Komutanlar "Bu ülkeyi böldürtmeyeceğiz" diyorlar.
Özür dileyerek söylemek istiyorum, bu lafları dinlemekten bıktık. Bunların içinde yeni hiçbir unsur yok. Yıllardır duyduğumuz, hamaset dolu laflar. Çok fazla tekrar edildiğinden dolayı da, artık bir ağırlığı kalmamış, alışıldığı için etkisi yok olmuş sözler.
Bunların yerine kamuoyu, çözüme yönelik, çözüm ümidi taşıyan tartışmalar bekliyor. Hamaset değil, bu işin içinden nasıl çıkacağımızın anlatılmasını istiyor.
Yani laf değil, çözüm istiyor.
* * *
NİHAYET, AB REHAVETİ BİTİYOR
Sadece biz yazmadık, kiminle konuşursanız konuşun herkes aynı görüşteydi: AK Parti hükümeti Avrupa Birliğini unuttu. Rehavete düştü. Heyecan kalmadı.
Ankara'da, İstanbul'da ve Brüksel'de Ali Babacan'ın daha çok ekonomik konularla meşgul olduğu, AB'ye fazla ilgi duymadığı tartışılıyor.
Sanırım, bu durum Ankara'nın da dikkatini çekmiş, eleştiriler onlara da ulaşmış olacak ki, Gül önceki gün hükümetin silkelendiğinin ve üzerinden rehaveti atmaya başladığının ilk işaretini verdi.
Yepyeni bir paket ortaya çıkarılmamış olsa dahi, hiç değilse meclis'te bekleyen tasarıların hayata geçirileceğini açıkladı.
Ben buna dahi razıyım.
Yaz tatiline girmeden, AB reform taslaklarının yasalaşması bile, Türkiye'deki uyuşukluğun üstümüzden atılmasına yol açabilir.
AK Partinin elindeki en büyük koz, AB kartıdır. Kürt sorunundan , ekonomiye, Kıbrıs'tan Ege'ye kadar atılacak her adımı, Türkiye'nin Avrupa Birliği ilişkileri etkileyecektir. Bu ilişkiler olumlu olursa, hepimiz kazanacağız. Kötü olursa kaybedeceğiz.
* * *
İRAN, EL AKSA'YI YIKMA PAHASINA BOMBA KULLANIR MI?
İran Parlamento Başkanı Hadad Adel, Çarşamba akşamı Kanal-D Ana Haber bülteninde, nükleer teknolojilerini, Türkiye ile paylaşabileceklerini söylerken ne kadar samimiydi bilemeyiz. Ancak bildiğimiz bir şey var ki, İran'ın ilerde nükleer bir güç durumuna girme olasılığı Ankara'yı çok rahatsız ediyor.
Hadad Adel ile konuşurken, varsayımlara dayanan bir soru sormak isterdim:
- Eğer İran birgün nükleer silah sahibi olursa , bunu kime karşı kullanır? Herhalde akla gelen ilk hedef İsrail'dir. Peki, nasıl kullanacak? İsrail öylesine küçük bir toprak parçası ki, bombayı nerede patlatırsa patlatsın, her durumda da Kudüs mahvolacak. İslam dünyasının en kutsal yerlerinden biri sayılan El Aksa camii de yok olacak.
1. Soru: İran EL Aksa'yı yıkma Filistinlileri, hatta Ürdün'ü yok etme pahasına İsrail'e nükleer bomba atabilir mi?
2. Soru : Eğer atamayacak ise, o zaman nükleer silaha ne ihtiyacı var?
Belki bundan dolayı, adamlar ısrarla "nükleer silah yapmayacağız" diyorlar. Ancak kimseleri (Türkiye dahil) inandıramıyorlar.
Ancak ne olursa olsun, İran nükleer bolma üretmese dahi bir nükleer güç konumuna girdi. Bu durumu da, Uluslararası dengelerde Tahran'ın ağırlığını arttırıyor.
Zaten bizi rahatsız eden de bu değil mi?
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net
|
|