|
 |
|
|
Asıl tesadüf Daum
Hakan Balta yerinde değil. Tufan yokluktan sahada. Aslında birer hücum gücü olan Arda ve Caner iki kanat savunmacısı. Ligin lideri karşısına çıkan savunma bu. Ligin en çok gol atan hücum hattına karşı bu savunmayla çıkmak zorunda kaldı Vestel. Göbekten ya da kanattan hızlı ve tempolu geldiğinizde bu savunmayı bozmamak mümkün değil.
Vestel'in en zayıf yeri burası. Peki güçlü olan taraf hangisi? Tüm Ersun Yanal takımlarında olduğu gibi dar alanda oynayan, sert basan, kaptıklarıyla hızla ileri çıkan orta saha. Bir zamanlar Gençler'de Ahmed Hassan'ın yaptığı hücum organizasyonunu ise daha iyi bir oyuncu Zelenka yapıyor. Bu takımı nasıl yenersiniz?
Denk gelmiş !
Herhalde böyle bir savunmayı geçmenin en kesin yolu olan Anelka'yı, sağ kanada çekerek değil. Ve herhalde Anelka'nın girmesiyle zayıflamış orta sahada gereksiz bir top tutma uğraşıyla da değil. Rakibin en güçlü olduğu yeri savunma yönünde zayıflatıp sonra da oyunu hep burada oynamaya çalışarak hiç değil. İlk 15 dakikada sert oyunla sinen, oyun disiplin ve konsantrasyonu kaybeden orta alanı ayağa kaldırmak aslında çok da zor değildi. Nobre çıkar, Anelka yerine ve Serkan sağ kanada Önder'in önüne geçer. Bunu düşen orta sahayı ve atılan derin toplara üç kez üst üste yetişemeyen Nobre'yi gördükten sonra yapmak bu kadar zor mu? Haftalardır 2 yönlü oynayabilen ve ligin açık ara en iyi takımına dönüşen Fenerbahçe'nin bir Daum çalışması olduğuna ben şimdi nasıl inanayım ki? Belli ki denk gelmiş. Öyle olmasa bir takımı taşıyan temel dinamiğin bir hareketle yerle bir oluşu nasıl açıklanabilir? Anelka'yı top rakipteyken ve ters kanattan gelirken Önder'in kademesine girmek zorunda olduğu bir göreve atamak nasıl açıklanır? Yozgatlı'nın yaptığı bir görevi Nic'e vermek nasıl olur? Bir sistem kuruyorsunuz çok iyi çalışıyor. Bunun önemli bir dişlisi Yozgatlı ve onun yerine Nic giriyor. Aslında uzatmaya gerek yok. Bu iki oyuncu aynı işi yapabilir mi? Bu soru ve cevabı her şeyi anlatıyor.
Ders çıkarmıyor
Daum, Ersun Yanal'la kimbilir kaçıncı kez karşılaşıyor? Kimbilir kaçıncı kez bu sıkıntılara gömülüyor? Sert orta sahada basan, alanı çok daraltarak oynayan ve rakibi bozan. Erken ve kalabalık bastığında otomatikman kalabalık saldıran bu oyun kimbilir kaçıncı kez Daum'un başını ağrıtıyor? Ve Daum bunlardan hiç ders çıkaramıyor.
Kendi yaptığı mükemmele yakın sistemi bu kadar kolayca umarsızca bozmak nasıl bir deha göstergesi acaba? Gerçekten merak ediyorum.
Biliyorum, Fenerbahçe bu maçı her şeye rağmen kazanabilirdi. Bol pozisyon verdi ama buldu da. Zaten sorun da bu değil. Sorun kazanıp kaybetmek. Şampiyon olabilmek ya da olamamak da değil. Mesele sonucu alan, pozisyon vermeyen bir oyun yakalamışken bundan kolayca vazgeçebilmek. Ve Fenerbahçe'nin Fenerbahçeli'nin düşünmesi gereken budur. Bu takım 2007'de de böyle bir düşünce istikrarsızlığıyla mı yönetilecek? Bunu tartışmalı.
Bir gün sadece Fenerbahçeliler sevecek
Yıldırım Demirören'in açıklamalarına "neden" sorusunu sormadan yaklaşmak mümkün değil. Geçen hafta yayınlanan iki araştırmanın sonucunu bu konudan ayıramayız. Mastercard'ın faaliyet gösterdiği tüm ülkelerde yaptığı araştırmadan çıkan sonuç fanatiklik sıralamasında zirvede olduğumuz. Futbolun besini fanatizm. İkincisi ve daha önemlisi ise Sport and Markt'ın araştırması. Ülkenin en antipatik takımı olarak Fenerbahçe'nin gösterilmesi. Öyle ki, araştırmaya göre Fenerbahçeli olmayan hemen herkes Fenerbahçe'yi sevimsiz buluyor. Eğer bu bir pazarsa bu markanın yöneticilerinin şapkalarını önüne koyup bu sonuç üzerine güzelce düşünmesi gerekir. Çünkü sahip oldukları marka sevimsiz görülüyor. Her şeyi son derece profesyonelce yaptıklarını söyleyen Fenerbahçeli yöneticilerin bu durumu bir tehdit olarak algılamaları ve bu sorunu çözmeleri lazım değil mi? Altan Tanrıkulu çok güzel değinmiş. Adnan Polat'ın basın mensuplarıyla, rakibin taraftarıyla nasıl hoş konuştuğuna bakın, bir de Lig TV'de Deniz Türker'e İlhan Ekşioğlu'nun söylediklerine. Bu tavır markayı parlatır mı? İyi düşünmek, soğukkanlı düşünmek lazım.
Geldik derbiye
Vestel'in Fenerbahçe'ye yaptığını Galatasaray yapabilir mi? Bu kolay değil. 3 puan öndeyken bu kadar risk almak mümkün değildir. Galatasaray, Vestel kadar dar alanda oynayamaz. Hem bir derbide bu mümkün değildir, hem de takımın yapısı buna uygun değil. Topla oynamayı seven bir takım ancak Barça seviyesine çıkabilirse bunu yapabilir. Yani oyun daha geniş bir alanda oynanacak. İşin sırrı Daum'un tercihlerinde. Daum eski 4-4-1-1'e dönerse Gerets'in İliç, Necati ve Hakan'ı birlikte sahaya sürüp sürmeyeceğine bakmak lazım. Eğer Daum bu haftaki oyunda ısrar ederse, bu üçlü Hasan'la birlikte Fenerbahçe için çok büyük bir tehdit olacak. Ama aksi durumda bu hücum gücü Fenerbahçe'yi dar alanı sağlayan takım yapar. Kişisel beceriler dışında oyunun kaderini çizecek temel bu.
Federasyon nederasyon?
Hem Fenerbahçe'nin hem de Manisa'nın çok, ama çok ağır ceza alması lazım. Hiç kuşkusuz. Saha kapama seyircisiz. Dakikalarca süren hedefi belirsiz şiddetin bir cezası hem de çok ağır cezası olmalı. Ama bu Federasyon bunu yapamayacak? Sadece geçen hafta Kayseri'de şiddet uygulayan Ankaragücü taraftarı cezalandırılmadığı için. Bu kadar basit. Fenerbahçe'ye ceza veremeyecekler. Verirlerse bunu kimseye açıklayamazlar. Peki ne olacak? Ligin en gerilimli maçında tribünleri bir hafta önce ağır şekilde dayak yiyenler yönetecek. Ne güzel değil mi? İşte 6. sandığın seçtiği federasyon. İşte bu ülke futboluna yapışmış ömür boyu kanını emenlerin federasyonu. Bu ülkede tribünleri dolduranların günahları futbolu yönetenlerinkinin 10'da bir kadar yok. Bu meslekte ve tribünde geçen 25 yılın ardından artık bundan yüzde bin eminim.
Maneviyatı bozulmuş futbol
Yıldırım Demirören'in açıklamalarının üzerine söylenebilecek tek şey Süleyman Seba'yı artık fazlasıyla özlediğimdir. Başka bir şey değil. Bu işin bir yönü. Peki bu açıklamanın üzerine Fenerbahçelilerin bu kadar gitmesi doğru mu? Onları nasıl suçlayabilirsiniz ki? Bu da bir maç. Maneviyatı bozulmuş oyunun, belki artık saha içinden oynandığından daha fazla saha dışında oynanan bu oyunun gol ortalarından biri bu. Demirören ortaladı, Yıldırım'a kafayla dokunmak kaldı. Bunda şaşıracak bir şey var mı? Bu, bu yeni oyunun golüdür.
mdemirkol@milliyet.com.tr
|
|
|

|