|
 |
|
|
Daum mu Gerets mi?
Hani şu yabancı teknik direktörlere milyonlarca Euro veriyoruz ya...
İşte bu hafta, bir tanesi hak edecek o parayı.
Daum mu?.. Gerets mi?..
Bilemem. Ama biri hak edecek...
Çünkü bu derbi, maç değil, maç ötesi...
Oturup bir kurmay subay gibi her senaryoya karşı önlem bulmak zorunda her ikisi de.
Klasik tarzı unutacaklar.
Rakibin ne yapacağını da geçecekler.
Rakibin yeni planına karşı alacakları önlemlerin rakip tarafından tahmin edilebileceğini varsayarak o duruma hazırlayacaklar takımı.
Satranca oturduğunda, maç sonunda hangi atın kalacağını ve hangi karede olacağını hesaplamak gibi bir şey bu.
***
Mesela Galatasaray'ın yumuşak karnı neresi? Orta sahası. Orada az adam kalıyor maç sırasında. Peki Gerets bunu bilmiyor mu? Daum'un da bildiğini varsayıp orta sahayı kalabalık mı tutmaya çalışacak, yoksa orta sahası güçlendirilmiş bir Galatasaray'a karşı önlem alacak Fenerbahçe'yi avlayacak planlar mı yapacak?
Daum, bir haftada darmadağın olan Fenerbahçe savunmasını hallaç pamuğuna çevirecek Necati ve Hakan Şükür için iki ön liberosunu savunmaya mı yaklaştıracak, yoksa bunu yapacağını tahmin eden Gerets'in kanatlardan hücum planını bozacak bir organizasyonu mu tercih edecek?
Artık düne kadar var olan stratejilerin hepsi geçerliliğini yitirdi.
Yapılsa iyi olacak şeyler zorunlu hale geldi. Zorunlular hayati duruma terfi etti.
Ev sahibinin kazanmak, konuk takımın kaybetmemek mecburiyeti, Şükrü Saracoğlu'ndaki 90 dakikayı "maç ötesi" hale getirdi.
Muayene olduğu doktorun üç haneli vizitesini "beş dakika için çok değil mi" şeklinde sorgulayan hastaya doktorun "Üniversite ve ihtisasla birlikte on sene artı beş dakika" cevabı gibi; bu doksan dakika, hocalar tüm kariyerinin sınavı olmasının yanı sıra futbolcularıyla bir sezonluk iletişimlerinin özeti olacak mutlaka.
Bu psikolojik durumun altından hangisi kalkacak?
Daum mu? Gerets mi?
Bilemem. Ama yapana aldığı Eurolar anasının ak sütü gibi helal olacak.
Tigana ve ırkçılık
Şu güzel ülkenin etnik mozaiğini kaşıya kaşıya kanatanlardan biri de Fransa değil miydi? Az mı "Madam"lar gelip gitti Güneydoğu'ya...
Peki ne dedi Tigana?..
"Fransa milli takımı başına ırkçılık yüzünden gelemedim".
Buyurun bakalım.
Cezayir'de soykırımın dik alasını yapıp Ermeni meselesine bayraktar olan Fransa, çağdaş Avrupa'nın kara yüzünü nasıl ortaya koyuyor.
Sen al milli takımda oynat, iş yöneten olmaya gelince adamın rengini hatırla...
Al pasaportunu gel bize Tigana!
Burası Mevlana'nın, Pir Sultan Abdal'ların ülkesi. Avrupa'da bulamadığını burada bulursun. Milli takım ne ki, icabında cumhurbaşkanı bile olursun.
Unutulmaz sezon
İleride çok kulağını çınlatacağız bu sezonun! Hasretle anacağız... "Neydi o 2005-2006 sezonu be" türünden geyikler yapacağız.
Günlük dertlerle cebelleşirken farkına varmıyoruz ama, böyle bir heyecanı bir daha zor bulacağız.
Şuraya bakın; sezon sonuna dört hafta kalmış, ne şampiyon belli ne de düşenler.
Olmayacak maçlarda olmayacak goller, galibiyetler.
Hakemler yükseliyor...
Futbol kalitesi yükseliyor...
Seyirci yükseliyor...
Bir tek yöneticiler... Onlar bu yükselişe ayak uyduramıyor.
Kimi olduğu gibi duruyor... Kimi giderek küçülüyor.
Adeta çağdışı kalmış politikacılar gibi, "iktidar zaferine" kendini geliştirmek yerine rakipleri çökertmekle ulaşacağını sanıyor bazıları.
Futbolda ne kadar saçmalık varsa, hepsinin yönetim kurulu odasından çıktığı artık iyice belli olmadı mı?
Bu sezonu çok anacağız.
Çünkü, milat olarak alacağız.
Boş demeçlerin, provokasyonların, ajitasyonların, hamasetin hiçbir işe yaramadığını belki de ilk kez bu sezon apaçık anlayacağız.
Belki de ilk kez, rakip takımın yönetimine küfür etmek yerine "tuttuğumuz takımın yönetimini" sorgulayacağız bu sezon sonunda.
Kimbilir... Bakarsınız, "demode" yöneticilerin tasfiye süreci olur gelecek yıllar.
Bakarsınız, Cumhuriyet Bayramı, 10 Kasım ve şampiyonluk töreni dışında ortada görünmeyen çağdaş yönetici tiplerine bırakırlar yerlerini.
Sancılı ama ucunda ışık olan bir yola soktu bu sezon bizi.
Kimsenin emeği yok bu işte bilesiniz.
Futbolun kendisini korumak için hazırlayıp uyguladığı derin bir plan sanki.
Sadece "rast geldi".
'Türk işi' rekabet
Geçenlerde Ali Tandoğan'ın bir röportajını izledim ekranda.
Beşiktaş'ın başarısız sezonunu analiz ediyor ve nedenlerini sıralıyordu.
Bir madde vardı ki, maalesef haklıydı ve bu sorun sadece Beşiktaş'ın değil, her sektörde hepimizindi... Toplumsal boyuttaydı:
Tandoğan'a göre, Beşiktaş sezona çok geniş bir kadroyla başlamıştı. Aynı formaya iki-üç adaylı rekabet, daha iyi çalışıp formayı kapmak yerine formanın sahibini kıskanmak, aşağı çekmeye çalışmak, dedikodu yapmak, küsmek, kaos yaratmak şeklinde tecelli etmişti. Bu da takımdaki bağları koparıp guruplaşmayı tetiklemişti.
Kısaca, rekabet "Türk işi" yapılmış, sadece rakiplere yaramıştı.
Gelin şimdi bunu yabancı hocalara anlatın.
Yabancıları bırakın, bizim yöneticiler bile bilmiyor toplumsal özelliklerimizi.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|