|
 |
|
|
Kürdilihicazkâr çağrışımlar...
Benim Gözlüğümden / Nihat Demirkol
Bu yazı, Türk Musıkisi Nazariyatı üzerine yazılıyor olsaydı, önce "Kürdilihicazkâr" için, "KürdÓ makamı dizisinin, rast perdesine göçürülmesiyle elde edilmiş bir 'şed' makamdır" diyecektik. Hacı Arif Bey tarafından terkib edilmiş olduğundan ve (ne kadar güncel bilinmez) şarkı formunda en çok eserin bu makamda bestelendiğinden bahsedecektik. Hatta hızımızı alamayıp, sadece meraklısı için (ki onlar zaten bilirler), "Güçlüsü çârgâh, karar sesi rast perdesidir. Donanımına si, mi ve la için küçük mücenneb bemolü konulur. Seyri, genellikle inicidir. Genişlemesi de yine genellikle Gerdaniye perdesi üzerinde olur. Hicazkâr makamı seyri ile de eserlere başlanabilir. Ve Hicazkâr makamının bütün dizisi de başlangıçta icra edilebilir. Nevâ'da, Beyati makamı dizisi ve çargâh perdesindeki rast beşlisinin dizisiyle meydana gelen Arazbar makamı seyri ile de başlayan eserler bulunmaktadır" dememiz bile mümkün...
Oysa bu kadarını, elbette hiç kimseden beklemiyoruz. Ama anlatacaklarım, hiç değilse bir kısım okuyucuya buruk, anlamlı ve düşündürücü gelecektir. Geçenlerde, bir konferansın sonunda, Sevgili Usta Öcal Uluç'la salonun kapısına doğru yürürken, Üniversiteli bir genç hanım yaklaştı yanımıza. EGE TV'deki "Bir Başka Deyişle" programımızda kullanılan jenerik müziğini öğrenmek istedi. "Reşat Aysu'nun Kürdilihicazkâr Saz Semaisi" olduğunu söyledik. Not almak istedi ve bir kâğıt kalem bulundu. Ve o andan itibaren genç kızımızın sıkıntısı başladı. Sükûnetle bekledik ve kendisine yardımcı olmaya çalıştık. Çünkü sözcük Türkçe değildi, doğal olarak ve belli ki hergün uluorta kullanılmıyordu. En az 4-5 kere yazma giriminde bulunduysa da, sözcüğe arızasız bir başlangıç yapamadı. Nihayet Öcal Bey gergin bir şekilde kaptı kalemi ve yazılacakları bir çırpıda döküverdi kâğıda. Yani kızımızın "Eli ve dili, Kürdilihicazkâr" sözcüğünü söylemeyi ve yazmayı başaramadı. Bu beceriksizliği neden önemsiyorum?
Üniversite yıllarıma döndüm bir an... Prof. Bedri Gürsoy, "Kimse idrak etmedi manasını davamızın/Biz dahi hayranıyız dava-i bimânâmızın" dediğinde, "Hoca Türkçe konuş diye" yer yerinden oynamıştı da rahmetli, "Yahu" demişti; "Lafa geldiğinde biz Mülkiyeliyiz diye atıp tutmayı bilirsiniz. Tasavvur edebiliyor musunuz? Bir Oxford öğrencisi Shakespeare'i, bir Sorbon'lu Balzac'ı özgün dilinden okuyup anlayamasın, BakÓ okuyun biraz, seveceksinizÖ"
Çağrışımlar insanı nerelere götürüyor. Kendi kültürümüzle ilgilenmeyi, "Kişisel Gelişim Yolculuğumuz" için bir safra, bir ağırlık, bir lüks ya da ilkellik görmeye devam ediyoruz. Şimdilerde adını yazamıyorlar. Yakın gelecekte çalanlar, söyleyenler ve dinleyenler de azalır. Bir gün, son nota çalındığında anlayacağız neler kaybedildiğini... Ve tesadüfe bakınız ki, Hacı Arif Bey'in son bestesi de Kürdilihicazkâr makamındadır ve "Gurub etti güneş dünya karardı/Gül-i bağ-ı emel soldu sarardı/Felek de böyle mâtemler arardı/Gül-i bağ-ı emel soldu sarardı" sözleriyle sarmalanmıştır. Neler çağrıştırıyor?
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|