Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 19 Nisan 2006 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Bizim oligarşik kadırga ve Turgut Özal pragmatizmi


Ortalık güllük gülistanlık, gök imbikten geçmişcesine masmavi... Köyceğiz Gölü'nü Akdeniz'e bağlayan doğal kanalların buluştuğu Dalyan... Rıhtımda yan yana dizilmiş turist motorları... Karşıda kayalara oyulmuş görkemli kapılarıyla Karya uygarlığından kalma Kral Mezarları...
Balık lokantaları tenha, turizm mevsimi henüz tam başlamamış. Rıhtımlara inen lokantalar arası yeşil çimli parkımsı küçük bir alanda, fiyakalı rengarenk 4 horozla, 4 tavuk dolaşıyor...
Oralara yerleşmiş, yahut mayısı beklemeden gelmiş, kadınlarıyla erkekleri haki şortlu AB vatandaşları...
Ve herkesin elinde cep telefonları...
***
Ege ve Akdeniz kıyılarının, otoyollar ve otellerle turizme; daha doğrusu, evrenselleşmeye açılmasının baş mimarı olan Turgut Özal...
13 yıl akıp geçmiş Turgut Bey'in de, hayattan kopup gitmesi üstünden...
Şimdi Turgut Özal da, oturduğumuz masada bulunsaydı; kendisiyle kimbilir neler ve neler konuşurduk...
***
Bendeniz de Turgut Özal'la aynı yaştaydım. Birbirimizden çok ayrı ortamlardan, çok ayrı formasyonlardan, çok ayrı yaşamlardan geçerek gelmiş ve tanışıvermiştik bir gün.
Turgut Bey, orta boylu tıknaz yapısı, siyah yuvarlak çerçeveli gözlükleri ve boynunu hafif sağa kırarak sade konuşmasıyla, pozörlüğe sığınmayan; ne oligarşik bir yapının tabularıyla dogmalarına, ne de sınıfsallıkla ilgili sosyo-politik kavramlara kulak asan, pragmatik bir siyasetçi ve elektrik mühendisiydi.
Onun gözünde Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu'ndan uzantılı bir İslam ülkesiydi ve kabuklarını kırarak, bir an önce dış dünya ve evrensel ekonomiyle buluşması gerekiyordu.
***
Turgut Bey'in pragmatizmi, teorik olarak hiç mi hiç ilgilenmediği William James'in "ne yap yap, sonuca ulaş; pratik sonuçların dışında, doğru olan hiçbir şey yoktur" inancına dayanıyordu.
Bendeniz ise, sürekli bir değişim içindeki Kozmos'un, "tez ve anti-tez çatışmalarıyla oluşturduğu sentezlerin"; daha üst düzeydeki gelişmelerle sürüp giden diyalektiğine ve insanoğlunun da bunun dışında olamayacağına, bilimsel kanıtlara dayanarak inananlardandım. Örneğin "taş devri"nden "uzay çağı"na nasıl gelinmişti ki?
***
Turgut Özal'la değişik bir dostluğumuz vardı. Ne siyasal, ne felsefi konulardan konuşurduk kendisiyle...
Özal, bazen uzun yıllar sürmüş medrese tartışmalarına değinir ve "Kuranı Kerim'den çıkarılmış hukuk" anlamında "fıkıh"taki, "şeriat nedir, tarikat nedir, hakikat nedir" sorularına ait sevimli fıkralar anlatırdı.
Bendeniz de gülerek, aynı tartışmaların değişik boyuttaki başka bir değerlendirmesinden söz açardım:
- Şeriat; bu senindir bu benim. Tarikat; hem senindir, hem benim. Hakikat, ne senindir, ne benim...
Aynı yaş kuşağından olmanın, makam dışı dostluğunda; anlamaya çalışırdık birbirimizi...
***
Türkiye'nin oligarşik yapısı, mazotla giden pervaneli gemiler döneminde; hâlâ daha yelken ve kürekle giden eski kadırgalara benziyordu.
Beyaz giysili tekme süvarisi ile, yardımcısı kaptanlar "ilerici" sayılıyorlardı. Aşağıda kürek çeken forsalar ise, kaptanları övdükleri ölçüde "ilerici" sayılıyorlardı ve övgüde başarılı olanlar, güverteye çımacı olarak alınıyordu.
***
Forsaların acıklı durumunu anlatmaya kalkmak yasaktı. Forsalarla birlikte dua etmeye kalkmak ise "gericilik"ti. Kaptanları beğenmeyip, yerine geçmeye heveslenmek de en büyük ihanetti.
Forsalar eğitildikçe, kaptanlara bağlılıkları geliştikçe; durmadan kürek çekilen yelkenli kadırga da, zamanla pervaneli bir tekneye dönüşecekti.
***
Turgut Özal, değişen teknolojilerle hızlanan bir küreselleşmenin ekonomik parametlerini gören bir uzmandı. Sadece Japonya'ya 17 kez gitmişti.
Ama Özal'ın, "hukuk" kavramıyla eşdeğerde tuttuğu "oligarşik mevzuat"; kapalı bir kutu konserveye benzeyen iç yapının, dışa açılmasını aşırı engelliyordu; içeride viski de yasaklıydı, Amerikan sigarası da...
Bu kadarcık bir yasağın kaldırılması dahi, büyük tartışmalara neden olmuştu.
***
"Ulus-devlet" modeli aşılıyor, işçi sınıfının kol gücü enerjisini sömüren kapitalist ekonomi; işçi sınıfı enerjisi yerine, modern teknolojinin yarattığı yeni enerji kaynaklarını, elektroniği, otomasyonu ve robotları kullanmaya başlıyordu.
Türkiye ise, kendi eski kadırgası içinde "ilerici-gerici" tartışmalarını aşıp, bir türlü yeterince saydamlaşamıyordu.
***
Turgut Özal'ın uygulamaları, bir ölçüde kırmıştı kapalı ekonomiyi.
Ne var ki, "Köşeyi dön de, nasıl dönersen dön" pragmatizmi; miyadı dolmuş "devletçi" kalıplardan da arınıp saydamlaşamayınca; "hayali ihracat" gibi "vurgun" yozlaşmalarına uğradı.
***
"Oligarşik mevzuat" ile "hukuk bilimi" arasındaki farkları bir türlü netleştiremedim, Özal ile olan sohbetlerimizde... O, hukukçuları tutucu buluyor ve:
- Anayasa bir kez delinse ne çıkar, diyordu.
Bir de en çok, "Kuranı Kerim'i, tüm insanlığın uyacağı bir kitap yapma" inancını körükleyen, politik söylemlerden kaygılanıyordu.
***
Keşke şu sırada, yine başbaşa olabilseydik Turgut Özal'la... Kendisi, Katip Çelebi'yi de merak etmiş ve ekonomik bir gözlükle Osmanlı tarihine bir daha bakınca:
- Sivri kafalı adamlar, o zaman da pek bir şey anlamamışlar kalkınmanın ne olduğundan, demeye başlamıştı.
Değişik, hiç de bağnaz olmayan, medeni cesareti yüksek bir insandı Turgut Bey; Cumhurbaşkanıyken bile, özel oturma salonundaki sarkık perde ipini, portatif bir merdivene çıkıp, kendi tamir ederdi...
***
Gök masmavi... Yol kıyılarında rengarenk çiçek tezgâhları... Yeni açılan bir süpermarket ve sereserpe dolaşan AB vatandaşları...
Kadirleri bilinip bilinmese de; bizim kuşaktan da, iyi insanlar çıktı doğrusu...

c.altan@prizma.net.tr








Taha AKYOL
Aleviler, Sünniler, Kürtler
TÜRKİYE büyük başarılara imza atmış bir ülked...
Çetin ALTAN
Bizim oligarşik kadırga ve Turgut Özal pragmatizmi
Ortalık güllük gülistanlık, gök imbikten geçm...
Melih AŞIK
Öğrenemeyenci
Kartal - Maltepe İstanbul'un göbeği sayılır.....
Fikret BİLA
Tuzla ve Sinop ders olmalı
Tuzla'da bulunan zehirli atık varilleri çıkar...
Hasan CEMAL
Güvenlik ile özgürlük!
Özgürlük ve güvenlik dengesini korumak! Demok...
Güneri CIVAOĞLU
Savcının isyanı
Bunun adı "özürlü hukuk" olabilir.
Abbas GÜÇLÜ
Özal, Özallar ve yeni arayışlar
Önceki gün, Turgut Özal'ın 13'üncü ölüm yıldö...
Nail GÜRELİ
Medya üzerinden Azerbaycan
Bakü Devlet Üniversitesi Gazetecilik Fakültes...
Sami KOHEN
Kim "dur" diyecek?
İsrail-Filistin cephesinde korkulan oldu: İsl...
Metin MÜNİR
Tekstilde sıra bize geldi (2)
Değişim ve küçülme süreci içine giren tekstil...
Hasan PULUR
"Alaçatı'da Yaşamak"
20 yıldan beri hemen her yıl üç beş kere günü...
Meral TAMER
Nükleer santral işi komediye dönüşürken...
Erdal Sağlam, geçen hafta Enerji Bakanlığı'nd...
Ece TEMELKURAN
Okul birincisi karakolda
Diyarbakır'ın üzerinde bir hayalet dolaşıyor....
Yaman TÖRÜNER
Merkez Bankası'nın yeni başkanı
Merkez Bankası'nın yeni başkanı hayırlı olsun...
Osman ULAGAY
Altın 850 dolara, petrol 80 dolara çıkarsa...
Benim ekonomi gazeteciliğine ilk heves ettiği...
Güngör URAS
Kimine destek, kimine köstek
Merkez Bankası'na başkan atanan Durmuş Yılmaz...
M. Ali BİRAND
ÖZKAN'A BU TABLO'DA YER VAR MI?
Hüsamettin Özkan yüce divan'a sevkedildiği za...

© 2006 Milliyet