|
 |
|
|
Futbolun 'yıkıcı' animatörleri
Kurbanlık koyun gibi bekliyoruz:
"Acaba derbide olay çıkar mı"?..
"Acaba kan akar mı"?
Polis ailesiyle helalleşiyor, esnaf kepenklerini kontrol ediyor, ebeveynler kulüp bayraklarını saklıyor çocuklarının eline geçmesin diye.
Emniyet, Vilayet, Devlet teyakkuzda.
Medya, kimseyi kışkırtmamak için haberlerine "otoambargo" uygulamakta.
Polisi maçta görevli İstanbul halkı, hırsıza uğursuza karşı malını canını korumak için nöbete hazırlanmakta.
Ne o; spor yapıyoruz.
Çağın en keyifli şölenini bile kabusa çeviriyoruz.
***
Peki nasıl bu hale geldik?
Suçlu aranınca, parmaklar oy birliği ile kulüp yöneticilerini gösteriyor ilk sırada.
"Sorumsuz demeçler"...
"Kışkırtıcı sözler"...
Bunlar, Devlet'in en üst düzeyinden gelen tespitler.
Hatırlayın, birkaç gün önce Spordan Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Mehmet Ali Şahin, "Sorumlular sorumsuzluk ederse, sorumlu olurlar" demedi mi?
İstanbul Valisi Sayın Muammer Güler, "Fenerbahçe ve Galatasaray başkanları kol kola sahada tur atabiliyorlar mı" diye sormadı mı?
"Ayıptır, günahtır" kelimeleriyle uyarmadı mı?
Nerede?..
Sayın Vali başkanlığında İl Güvenlik Kurulu toplanıyor. Bırakın kol kola girmeyi, başkanlar katılmıyor bile toplantıya.
Ne demek istiyorlar peki?
"Anlarsınız işte".
Şiddetin yarattığı kaostan nemalanmanın dayanılmaz hafifliği.
***
Spor aşkıyla yanıp tutuşan, kavga ve kargaşadan nefret eden saygıdeğer yöneticilerimizi tenzih ederim.
Lakin, gerilimi meslek edinenler nasıl karşı geliyor toplumsal taleplere, Devlet'in direktiflerine?..
Çok basit...
Yönettikleri kulüplere aşık, siyasetçi, bürokrat, asker ve emniyetçilerin iyi niyetlerini kullanarak. Yani onlara yaptırım uygulayacak insanlar, onların yönettikleri kulüpleri seviyorlar ve takdir haklarını hep onlardan yana kullanıyorlar.
Karşılarında "güç" görmüyorlar...
Bakmayın siz bakanın, valinin sert çıkışlarına.
Hani nasıl "uluslararası sorunların müzakeresine oturan diplomatlar, arkalarında silahlı bir gücün desteği yoksa o masadan boş konuşmalarla kalkarlar". Bu yönetici vatandaşlar için de işlemeyen hukuksal süreç, her türlü ihtarı komik duruma düşürüyor.
Zaten her derbiden önce bu tip uyarılar geliyor, ertesi gün uçup gidiyor.
Bakın, Manisa'da mikrofondan iki-üç bin kişiyi kışkırtan animatör gözaltına alınıyor. Ulusal kanalların mikrofonundan 30 milyon kişiyi kışkırtan asıl yıkıcı "animatörlere" ne oluyor?
"Bir daha yapma" ikazı.
Sayın Vali Muammer Güler diyor ki, futbolun içindeki unsurlara ceza vermek münhasıran Futbol Federasyonu'nun görevidir. Peki Manisalı animatörün cezasını niye Federasyon kesmiyor da adam içeri atılıyor ?
Çok daha fazlasını yapanlar niye kahraman oluyor?
Evet... Çağın en keyifli şöleni futbol, kolay kolay kâbusa çevrilmiyor tabi. Emek, zaman ve inat gerekiyor.
***
23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın arefe günü karabasana dönmesin diye dua etmekten başka bir şey gelmez elimizden.
Her gün bir veya birkaç genç, ülkenin bir köşesinden bayrağa sarılı olarak yuvalarına dönerken, büyük kentlerde kapkaççı ve gaspçıdan kurtulabilenler bombalara kurban giderken bizlere doksan dakikalık avunmaları bile çok görenlere yazıklar olsun.
Ve sakın "Bu demeçleri kulüplerinin hakkını korumak için veriyorlar" demesin kimse.
Lanet olsun terör antrenmanı yapılan stadlar bedeliyle korunan haklara.
Deniz özgür. Ya biz?
Deniz Barış'ın Gençlerbirliği'ne borcu ödendi, bir "milli" sorunumuz daha geride kaldı çok şükür...
"Deniz'e özgürlük" gibi popülist saçmalıklara gerek yok.
"Cavcav'ın zaferi" falan deyip gerilime katkı da yapmaya çalışmayacağım elbet.
Kimin kazandığı beni hiç ilgilendirmiyor.
Kaybedenin futbolumuz olmasına üzülüyorum ben.
Madem ki, bir kalemde halledilecek bir işti, o kavgalar neydi öyle...
Bakın, Deniz Barış olayına ilişkin sadece yazılı basında yapılan haberleri kesip hurda kağıt fiyatıyla satsanız, Deniz Barış'ın davasını bitiren paradan çok tutar.
Atılmadık taç kalmadı
Bunun üzerine futbolumuza sinen yeni düşmanlıkları, literatüre giren yeni ithamları, hakaretleri, davaları, mesaiyi falan ekleyin...
Belki de toplumsal zarar, Devlet'in spora ayırdığı mütevazı bütçeyi aşar.
"Kim kazandı?" hesabı yapmak isteyenlere sorum şu.
"Sen neler kaybettiğinin farkında mısın".
Bir adım daha yükseldi futbol terörü. Artık kravat taktı.
Bir adım daha geriledi gerçek futbolseverin anılarında kalan huzurlu ortam...
Para, ne sevgi, ne hürmet, ne yaş, baş, göz, kaş, ne de atılmadık taş bıraktı. Esiriyiz artık bu yeni aşamanın.
Bu hengamede "kim kazandı, kim kaybetti" terazileri kuruyorsan, ya safsın ya da ... ....
Uyan artık... Cumhuriyet'in sloganlaşan o muhteşem manşetiyle "Tehlikenin farkında mısın"?
Cim-Bom'un 21. yüzyılı
Gelecek yıllarda Galatasaray tarihi yazacak olanların, 21. yüzyıla nasıl giriş yapacaklarını çok merak ediyorum!..
Fena halde "konsinye" bir durum.
Fatih Terim'i gönderiyorlar, sonra geri alıyorlar.
Hagi gidiyor, dönüyor.
Futbolcuları gönderiyorlar, tekrar geri.
Ali Sami Yen'i bırakıyorlar, geri dönüyorlar.
Hisseleri AIG'ye satıyorlar, bin bir zorlukla geri alıyorlar.
Ada'yı veriyorlar, alıyorlar.
Hem de her birini başarı olarak görüyorlar.
Böyle şey görmedim.
Gelecek yıllarda Galatasaray'ın 21. yüzyılını anlatmaya girişecek olanlara başlık önerim; "Aldım verdim ben seni yendim"...
Tükürük-sümük II
"Başka yazacak şeyini bulamadın mı" diyeceksiniz ama "fikri takip" niyetiyle seyrettim ben Milan-Barcelona maçının naklen yayınını.
Seyrettim ve hemen hiç "salya sümük" görmedim.
Sadece iki tane yarım kalmış girişim... İkisini de şak diye kesti resim seçici ve tüküren futbolcu anında geniş plana terk etti yerini.
Bizdeki gibi, çimenlerin üzerine burnunu ve gırtlağını boşaltıp insanın içini bulandıran futbol yıldızları yoktu. Olsa da, kameralar onlardan kaçıyordu.
"Başka yazacak şey bulamadın mı" demeyin...
Saniyede 24 kare geçen filmin birer karesine gizli reklam koyup insanın gözüne görünmeden bilincine girilebilen bir çağda, yakın plan tüküren sümküren futbolcu görüntüleri futbola ve yıldızlarına karşı iyi hislerimizi ne kadar erozyona uğratır, siz hesaplayın...
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|