|
Deprem fırtınası
Geçen gece Köyceğiz'de oturmuş saat 23 ajans haberlerini izlemeye hazırlanıyordum. Sabahları saat 6, öğleleri saat 13, akşamları saat 19, geceleri saat 23 ajansları...
Politik övünmelere karşı, övünmelere gösterilen tepkiler...
Araba kazalarında ölenler ve yararlananlarla, geç gelen ambulanslar...
Tuzla'daki zehirli atık dampingine, Çerkezköy'de fabrikaların atıklarıyla suları kızarmış derelerin de eklenmesi...
Protesto gösterilerinin taşlı sopalı saldırılara dönüşmesi karşısında, havaya uyarı ateşleri...
ABD'nin, Türkiye'ye gelecek vatandaşlarına karşı, hangi illerin sakıncalı olduğunu sıralayarak yaptığı uyarılar...
Tahran'daki resmi törende kaz adımlarıyla yürüyen birlikler...
Böylesine hem gerilimli, hem acıklı, hem hareketli; realist ve sürrealist güncel bir film dizisini kaçırmama tiryakiliği, neredeyse bir ömür boyu kök salıp gitmiş içimizde...
***
Tam 23 haberlerini izlemeye hazırlanıyordum ki, oturduğum koltuk aşağıdan sert bir yumruk yemiş gibi, şöyle bir sallandı...
- Ulan, ulan, diye can havliyle ayağa fırladım.
Solmaz Kâmuran:
- Korkma korkma bir şey yok, deprem oldu, dedi. Kendisi öğle üstü benim fark etmediğim bir depremi daha duymuştu.
Ayakta birbirimize, birkaç saniye bakakaldık; acaba sarsıntılar devam edecek miydi, etmeyecek miydi?
Bendeniz boş verip, yine oturdum koltuğa; bizim dizi başlıyordu.
***
Meğer merkezi Gökova'da, irili ufaklı peş peşe 24 deprem olmuş; Muğla'da oturanlar, geceyi sokaklarda geçirmişler...
Doğrusu bir nutuk söyleyesim geldi:
- Büyüklerimiz uyuyor mu; deprem fırtınasında, bizim koltuklar da başladı sallanmaya; her ne kadar, ancak koltukları kadar önemli olanlardan değilsek de; bizim de oturduğumuz bir koltuğumuz var; asla sallanmamalı. Halkımızın huzuru da, tıpkı büyüklerimiz gibi, oturduğu yerlerin sallanmamasından geçer. Depremler de dahil, huzuru kim bozuyorsa, tarih onu affetmeyecektir...
***
Neyse ki, bu arada ulusal çapta bir başarı sağlanmış, Merkez Bankası Başkanı seçilmişti. İçimiz rahat etti.
Ayrıca Terörle Mücadele Yasası sayesinde iş alanları da genişliyordu. En azından 10 bin cezaeviyle, 20 bin mahkeme binası daha yapılacak; inşaat sektörünün alanı, dolayısıyla mimar ve inşaat mühendislerinin çalışma ortamı, genişledikçe genişleyecekti.
***
50 bin yeni yargıçla savcıya da duyulacak gereksinmeyle, hukukçular rahat bir nefes alacaklar; avukatlık, sonra da gardiyanlık en gözde mesleklerden olmaya başlayacaktı.
Doğal olarak kolluk kuvvetlerinin sayısı artacak ve başta silah ve kelepçe, gerekli araç ve gereçlerin alımı; ithalat sektörünü daha da zenginleştirerek, yat alımlarının artmasını tetikleyecekti. Yat alımlarının artması, tekne yapımcılığının da şahlanması demekti.
TMY sayesinde, çok daha hızlı kalkınacaktı ülke...
***
Ziya Paşa, 140 yıl önce:
Diyar-ı küfrü gezdim saraylar kaşeneler gördüm
Dolaştım mülk-ü İslamı bütün viraneler gördüm
demişti...
Köylülüğü aşamamışlığın fotoğrafı olan "viraneler", kentliliğin fotoğrafı olan "kaşenelerle" zıtlaşmaya başlamıştı.
İran'ın askeri birlikleri, resmi geçitlerde kaz adımlarıyla yürüyordu.
İran gibi eski bir uygarlık, köylülüğü aşamayıp da; öldükten sonra ödüllenmeyle avunmaya başlayınca; avuntusunun devamından sorumlu askeri birlikleri de, kaz adımlarıyla geçit resmi yaparak gözdağı veriyordu dünyaya:
- Kentlilerin saraylarıyla kaşenelerini yıkarım ha, demeye getiriyordu.
***
Acaba köylülük ve viraneler mi küreselleşecekti, yoksa kentlilik ve kaşeneler mi?
Yanıtı, 20-30 yıl sürecek kanlı çalkantılardan sonra çıkacaktı ortaya.
***
21. yüzyılın başında, böylesi kaçınılmaz bir zıtlaşmanın bilincinde olanlar ne yapacaktı?
Bizim Köyceğiz dolaylarına yerleşmiş olan İngiliz, Alman, Hollandalı dostlar etli şaraplı, kadınlı kahkahalı sofralarında keyiflerine bakıyorlar, plajlarda yüzüp güneşlenmeye hazırlanıyorlardı.
Biraz ötemize de, İrlandalı bir pilot gelip yerleşmişti. Uçarak dünyayı dolaştıktan sonra, gelip orada dinleniyordu herhalde...
***
1871'deki proletarya enternasyonalizminin yerini; değişen üretim araçları -daha doğrusu enerji kaynakları- sayesinde, diyalektik olarak burjuva enternasyonalizmi almıştı.
Köylülüğün statükocu yönetimleri, burjuva enternasyonalizmine karşı, -bazen de 1917 sloganlarıyla- direniyorlardı.
Çatışma kaçınılmaz görünüyordu.
***
Türkiye'de de genç kuşaklar, çeşitli kesimlerde "liderlik" büyüsüne kapılmışlardı. Liderlik ise "şiddet" leğenleri üstünde çiçeklenmeye meraklıydı. Ve Ankara, şiddet eylemlerine karşı baskıyı artırarak, türbanlı bir burjuvalaşmaya özeniyordu.
***
Bizim küçük bahçedeki, bir büyük saksı, hafif mora çalan kopkoyu kırmızı özel begonvil ile, asılı bir saksıdan aşağı sarkan aynı renkteki petunyalar; gencecik intihar bombacılarına acıyor gibiydiler...
Evrensel diyalektik, henüz daha çok kanlı çalıştırıyordu zembereğini, "statüko"culuğa mıhlanmış saltanat meraklısı insanoğlu üstünde...
***
Bakalım bugün bizim ajans filmi dizisinde, neler izleyeceğiz; dileyelim de, deprem fırtınasıyla bizim koltuk da sallanmasın...
c.altan@prizma.net.tr
|
|