|
 |
|
|
CANDU'lu nükleer mühendisten uyarılar
Ateşan Aybars'ı biz NTV ve CNBC-e'deki programları ve Dünya gazetesindeki yazılarıyla, vadeli piyasalar uzmanı olarak tanıyoruz. Meğer kendisi 68 kuşağının ateşli bir temsilcili olarak Kanada'da yaşamak durumunda kalınca, nükleer santralların en revaçta olduğu dönemde, 1977-1991 arasında AECL'de (Atomic Energy of Canada Ltd.) çalışmış.
Kendisini "hem nükleer santral tasarımında, hem de elektrik üretiminde deneyimli eski bir nükleer kontrol mühendisi" olarak tanıtan Aybars, CANDU'daki 15 yıllık deneyiminin ışığında Türkiye'de nükleer santral meselesini masaya yatırıyor:
"Öncelikle nükleer enerjinin temiz, güvenli ve söküm (decommissioning) maliyetleri dışında ucuz olduğuna kuşku yok. 130 milyon litre petrol yerine 1 kg uranyum aynı enerjiyi üretir. Ama bu, işin görünen yüzü.
Buna karşılık atık yakıtlar, maliyetli bir teknik ve sosyal problem olmaya devam ediyor. CANDU reaktörlerinden çıkan radyoaktif atık yakıt, 10 yıl kadar santral içinde özel havuzlarda bekletildikten sonra Nükleer Güvenlik Yasası, Çevre Koruma Yasası ve Tehlikeli Maddeleri Ulaştırma Yasaları çerçevesinde 50 yıl sürecek kuru saklama modüllerine taşınırlar. Bu eylem için müthiş bir sosyal altyapı ve koordinasyon gerekiyor.
Acil yönetim merkezi
Santral bir kez kurulduktan sonra toplumun olası acil durumlarda yönlendirilmesi için, uzay merkezini anımsatan acil yönetim merkezleri gerekir. CANDU reaktörleri için Toronto'da bu tür tesisler son derece pahalı olmuştur. Türkiye'de deprem ya da şiddetli bir yağmur sonrasında toplumun ne kadar aciz ve çaresiz bırakıldığını biliyoruz.
Nükleer santrallarda beklenmedik onarım masrafları, milyar dolarlara mal olabilmektedir. 80'li yıllarda Pickering ve Bruce reaktörlerinde kalandria tüplerinin radyasyonla eksen değiştirmesi -yani tüplerin sarkması- santral başına 1.5 milyon dolar onarım maliyeti getirmişti. Mesele, santralı inşa edip işletmeye açmakla bitmiyor.
1977'de CANDU tasarımı ve geliştirilmesi için 5-6 mühendislik disipliniyle işe başlamıştık; 90'lı yıllarda çoğu güvenlik, toplum ve çevre bilimleriyle 25-30 ayrı disiplin oluştu. Ancak Türkiye'de banka hortumları ve kamuya maliyetleri düşünüldüğünde nükleer santralların fazla pahalı olmadığını da düşünenler olabilir!
Türkiye'de tehlikeli
Nükleer işletmecilik sorumluluğu, tüm diğer sorumluluklar gibi şeffaf ve hesap verilebilir olmalıdır. Türkiye'de hükümetlerin bu tür kavramları benimsemekte zorlandığı düşünülürse, nükleer enerji tehlikeli olabilir.
Örneğin, nükleer santralların günlük operasyonlarıyla sık sık atmosfere salmak zorunda kaldıkları gaz ve sıvı radyoaktif atıklar vardır. Reaktörde kalması maliyetli olan ve reaktör operasyonlarını engelleyen bu atıklar, kurumlar tarafından sürekli denetlenir. Bu da 'Atomic Energy Control Board' türü 'Nükleer Güvenlik ve Denetim Örgütü' benzeri yeni kurumlar ve lisanslama faaliyetleri gerektirir. Türkiye'nin nükleer enerji yolculuğunda en önemli konunun bu olduğunu düşünüyorum. Herhalde başlangıçta yabancı kurumlar bu denetim ve lisans işlemlerini üzerine alacaklar ve yerliler öğreninceye kadar ilk 5-10 sene işi götürecekler."
mtamer@milliyet.com.tr
|
|
|

|