|
Laikliği korumak
BAŞBAKAN Yardımcısı Abdüllatif Şener, "Laikliğin teminatı sadece ordu değil" diyor. Doğru ve önemli bir tespit.
Laikliği koruma göreviyle orduyu özdeşleştirmek, hem demokrasi konusunda gerilimler yaratıyor, hem ekonomik ve sosyal modernleşmenin görülmesini engelliyor.
Konuyu analiz etmek için, önce Türkiye'de laikliği hangi gücün yıkabileceğini düşünelim:
Bir ihtimal, Pakistan'da Ziya ül Hak zamanında olduğu gibi, Türkiye'de de "yasaları İslamileştirmek" için ordunun darbe yapmasıdır! Zırva!.. İkinci zırva, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay fikir birliğiyle, mesela "türban yasağı" koydukları gibi "baş açma yasağı, içki yasağı" falan koyarlar! Zırva, çünkü Türkiye'de hukuk ve yargının laikleşmesi 1830'lara kadar uzanır. Geriye bir ihtimal kalıyor, şeriatı demokrasi, yani halk getirir! Türkiye'de "merkez"in iliklerine işlemiş korku budur! 1950'lerden beri bunun krizlerini yaşıyoruz.
Sürekli korku
Kemalizmin en büyük yazarlarından Yakup Kadri'nin 1949'da yazdığı "Panorama" adlı muhteşem romanda, seçimleri DP kazanıyor, "irtica" hortluyor ve mürteciler ilericileri kıtır kıtır kesiyor!
1950'de seçimleri gerçekten DP kazandı ve hiç de öyle olmadı. Ama DP sürekli "irtica" ile suçlandı.
Tek Parti'nin 27 yılında tek bir üniversite açılmıştı, DP on yılda dört üniversite açtı! Okullar, yollar, fabrikalar, barajlar... Bunlar önemsenmedi, din-laiklik kavgası "ekonomik rasyonellikle düşünen toplum" düzeyine evrilmemizi, demokrasinin de istikrar kazanmasını geciktirdi.
İrtica korkusuyla 1925'te Karabekir'in partisini kapatmakla hata ettiklerini söylemiş olan İsmet İnönü, şimdi "Her gün bir 31 Mart yaşıyoruz" diyordu!
28 Şubat'ta Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya, üniformasıyla TV'lere çıkarak "Türkiye'de İran gibi irticai ayaklanmalar olacağını" dünya âleme ilan ediyor, Genelkurmay brifinglerinde irticanın "2005 yılında yüzde 66.94 oyla iktidara geleceği" alarmı veriliyordu!
Bu korkuyu Anayasa Mahkemesi de "laikliği özgürlüğe kıydırmamak" diye hükümleştirdi! (K: 1989/12)
Sekülerleşme süreci!
Anayasa Mahkememize göre, İslamda şeriat var, öyleyse Müslüman bir ülkede laiklik devamlı tehdit altındadır, din ve vicdan özgürlüğü Batı'daki gibi geniş değil, 'kısıtlı' tutulmalıdır! (K: 1998/1)
İşte korkunun sebebi bu.
Bu resmi anlayış hiçbir sosyolojik araştırmaya dayanmıyor, dine de laikliğe de 'dogmatik' gözle bakıyor. Halbuki her dinde 'dindarlık' formları sosyolojik faktörlere göre değiştiği gibi, laikliğin otoriter biçimlerinin toplumsal dinamizmi engellediği, liberal biçimlerinin ise toplumsal dinamizmi geliştirdiği de bir gerçektir; bunun en belirgin kanıtı, Türkiye'nin kendisidir.
Bugün Türkiye'de sosyolojik araştırmalar, mesela TESEV'in araştırması gösteriyor ki, "laiklik tehlikede" paranoyasının aksine, geniş dindar çevrelerde bile çoğulculaşma ve sekülerleşme yaşanıyor! Eğitim, şehirleşme, mesleklenme, demokrasi, dışa açılma, piyasa ekonomisi gibi sosyolojik dinamikler Türkiye'de laikliği de inançları da liberalleşmeye yöneltiyor.
Gerçek modernleşme sürecidir bu...
Eski ezberlere takılarak, marjinal unsurlara bakarak 'laiklik elden gidiyor' diye krizler yaratmanın 'akılcılık'la ne ilgisi var? Türkiye'nin modernleşmesi doğru yoldadır...
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|