|
 |
|
|
'Erman Hoca bizi terörist sanıyor!'
Şiddet kavşağında çoçuklar - 5
Ece Temelkuran'ın Diyarbakır izlenimleri
Fotoğraflar: Yurttaş Tümer
Diyarbakırspor altyapısından çocuklarla siyaseti futbol üzerinden konuştuk. Erman Hoca'ya kırgınlar. Diyarbakır-Konya maçından sonra 'Haritadan sileceksin bunları' demesine çok bozulmuşlar... Taraftarlar olay çıkarmıştı, o yüzden 'Haritadan silmek lazım' dedi. Sadece 'Hata yapmışlar' diyebilirdi yani. Başka maçta taraftar olay çıkarınca terörist mi oluyor?
"Dedi tabii ki abla. Programda dedi. 'Diyarbakır'ı haritadan silmek lazım' dedi." Toprak sahada, topların üzerine oturduk mecburen. Takım disiplini içerisinde başlayan sportmen sohbet, sonunda eller kollar havada ciddi bir tartışmaya dönüştü. Diyarbakırspor altyapısında oynayan on iki yaşındaki çocuklar, Türkiye siyasetini futbol üzerinden görüştü. "Siyasete yön verenler" arasında Erman (Toroğlu) Hoca olduğu için döndü dolaştı söz oraya geldi:
"Taraftarlar olay çıkarmıştı o yüzden 'Haritan silmek lazım' dedi. Sadece 'Hata yapmışlar' diyebilirdi yani. Başka maçta taraftar olay çıkarınca 'terörist' mi oluyor? Zaten Diyarbakırspor bir yere maça gidince karşı takımın tribünleri, hakeme sinirlenip bağırıyorlar 'PKK dışarı' diye."
Başka ne diye bağırıyorlar?
"Bi de 'Diyarbakır kümeye' diye bağırıyorlar. Bi de..."
Gülüşme arası:
"Gerisini söyleyemem hocam, çok küfürlü."
Söylenenler unutulmuyor
Erman Hoca meselesine gelince... İstanbul'a dönünce baktım, aradım taradım, hakikaten de demiş Erman Hoca, Diyarbakırspor-Konyaspor maçındaki olaylardan sonra bir hışımla. Şöyle demiş:
"Haritan sileceksin bunları, liglerden de atacaksın, amatörlere indireceksin, bir daha da çıkartmayacaksın!"
Biz hatırlamıyoruz belki ama onlar hiç unutmuyor işte...
Kerem'in idolü Ronaldinho
Kaptan Umut, inceden, kızıl saçlı bir çocuk, çilli milli, şekerspor! Defansın kesinlikle forvetten önemli olduğunu düşünüyor kendisi ve Diyarbakır'daki olaylarla ilgili şöyle söylüyor:
"Bir 'molokof' gördüm, attılar. Sonra bir çocuk gördüm, sokakta öldü. Korktum çünkü bomba bırakabilirlerdi, hepimiz ölebilirdik."
Barselona'da oynamak isteyen, kesinlikle Ronaldinho gibi olmayı hayal eden, babası okulun müstahdemi Kerem, bir meleğin gülme krizi gibi konuşuyor:
"Ben Diyarbakır'ı çok seviyorum ama ileride takımım nerede olursa orada yaşarım."
Sonra biraz düşünüyor:
"Ama lig arasında gelirim Diyarbakır'a yine."
Yani hani Barcelona'ya filan giderse annesi üzülmesin, Kerem muhakkak yılda bir kere, yok yok iki kere gelecek eve.
Derslerden en çok matematiği seven, okuldan sonra araba tamirhanesinde çalışan Haşim ellerini saklaya saklaya konuşuyordu:
Takımdan ayrı düz koşu
"Bu pis geçmiyor. Yıkasan da boş."
Siyah tırnaklarını saklaya saklaya, "pislik değil boya" olduğunu belirte belirte, ayakkabı teklerinin farklı olduğunu gizleye gizleye, daha kucağa sığacak büyüklükteki gövdesiyle haftalığı 10 milyona çalışıyor Haşim. Dersler pekiyi ve orta sahada oynuyor altyapı takımında. Altı kardeşler evde, babası tuğla fabrikasında ve Haşim ikinci büyük kardeşler arasında.
Çoğu, köyleri yakıldıktan sonra Diyarbakır'a göç eden çocuklar, çoğu olayların başladığı mahallelerde yaşıyorlar. Ama onlar "takımdan ayrı düz koşudalar" düşlerinin peşinde. En çok da köye dönmek istiyorlar. Yüzü kadar gözü olan Süleyman, Zaza. Dicle doğumlu. Hiç çıkmayan sesi, köyü anlatmaya başlayınca ince bir şarkı gibi yükseliyor:
'Pis şeyler oluyor'
"Şehirde pis şeyler oluyor. PKK gibi şeyler. Köyde olmaz. Çatışmalar çıktığı için burada yaşamayı sevmiyorum. Köye gitmek istiyorum. Köy güzeldir. Köy çok güzeldir çünkü..."
Köyün adı ne peki?
Maalesef Süleyman köyün adını hatırlayamıyor. O çok küçükken gelmişler buraya o yüzden adı yok köyün sadece kokuları ve renkleri var aklında.
Erman Hoca'ya sesleniş
Köyden sonra en çok özledikleri şey bir çim saha. "Tozda oynuyoruz burnumuza kaçıyor pislik" diyor hepsi. Diyarbakırspor'un "büyükleri" onlarla hiç ilgilenmiyormuş, kalpleri kırık. Üstelik, daha fikstür çekilmemiş ama Kayapınar, DİSKİ ve Gençler Birliği altyapısı gibi zorlu rakipler var karşılarında.
Sezon boyunca başarılar Diyarbakırspor "yıldızlarına!" Erman Hoca'ya da yazıyoruz buradan:
Hoca çocukların gönlünü alırsan çok iyi olur aslında!
Suçluyu bulsak ne güzel olur...
"Ama onlar da taş atmışlar değil mi?"
Diyarbakır'dan döndüğümden beri her gördüğüme, bakkal çakkal, manav da dahil buna, neredeyse omuzundan tutup zorla anlatıyorum Diyarbakır çocuklarını. "Fena yapmışlar çocukları" diye başlıyor hikâyem, "Herkes taşları ve kurşunları kendi korkularına ve hayaletlere atıyor aslında" diye devam ediyor.
Sonra uzun bir metin var, kimisi yazıldı, kimisi sığışamadı sayfalara, kaldı boynuma asılı, başımı aşağı çekiyor durmadan...
Hep aynı soru
Ne zaman başlasam söze, bir yerinde mutlaka şu soru geliyor dinleyenden:
"Ama onlar da taş atmışlar değil mi?"
Kızıyordum önce, "Atsalar ne olacak? En fena 'bölücü' lafı bağırsalar ne olacak? Çocuk bunlar!" diyordum. Sonra düşününce...
İnsan aklı, vicdanı, kalbi neye baksa hakkaniyet arıyor aslında. Bir neden arıyor. Vicdan rahatlamak istiyor. İnsan böyle bir vicdani sorun ile karşılaşınca, bütün bu olanların, çocuklara uygulanan şiddetin "iyi bir nedeni" olsun istiyor. Olamıyor elbette.
Ayrıştırma uğraşı
Yazanı, temiz kalple yazmak isteyeni de yaşanan acıyı "örgüt propagandasından" ayrıştırmak gibi lanet bir uğraş ile baş başa bırakıyor olup bitenler. Çocukların anlattıklarını yazarken bile insanı bunu düşünmek zorunda bırakan bela topraklar burası. İnsanı dehşetle yoruyor... Ve önemle eklemek isterim ki İstanbul için "fazla" olan şey orası için hep "yetersiz" kalıyor.
Yani bu yazı dizisinin ilk gününde söylediğim gibi, benim anlattığım hikâyelerin sonunda herkes öfkeleniyor. Çünkü...
Severken acıtmak
Bir gövdenin her yanı yaralıysa eğer, sevmek, anlamak için dokunduğunuzda bile acıtırsınız. Koştuğunuz toprakların her yeri mezarsa mutlaka birinin üzerine basarsınız geçerken. Yazarken bastığım her mezar için, dokunduğumda acıyan her yara için dualar okuyorum. İçimden.
'Eyleme vakit yok be abla!'
Dev çöp arabasıyla ekmek peşinde koşan Mehmet'e de soruyorum olayları. "Uzaktan gördüm, ben çalıştığım için yani" diyor
Penyeden kırmızı-yeşil formaları ve zor durumdaki ayakkabılarıyla Diyarbakırspor altyapısının çocuklarıyla konuşurken biri vardı ki uzakta, biz konuştukça yaklaştı. Kaçabilecek kadar uzakta, bizi duyabilecek kadar yakında durdu hep. Konuşma bitince dev gibi çöp arabasını, "Seni Seviyorum" yazısının önüne taşıdı. "Gel bana da bir şey sor" der gibi durduğu için gidildi ona da hal hatır soruldu.
Altı kardeşler
Mehmet ya on bir ya on iki yaşında. Tam emin olamıyor parmaklarına baka baka sayınca. Saçını, yüzünü sıvazlaya sıvazlaya, sıkıla sıkıla konuşuyor. Asla takıma katılmak istediğini söylemiyor. Söylediği tek şey altı kardeşli bir ailede babası dışında tek çalışan olduğu. Okula gidemediğini de söylüyor. Bütün Diyarbakırlı çocuklara sorduğumu ona da soruyorum. Görmüş mü olayları sokaklarda?
"Abla şimdi gördüm de yani, uzaktan gördüm. Yani şimdi ben çalıştığım için..."
Evet?
"Eyleme vakit yok be abla!"
YARIN
Anaokulundan şarkılar: "Halkbankası yanıyor/Polis benden biliyor" Kürtleri "sivil Kürtler" kurtaracak
ecetem@hotmail.com
|
|
|

|