|
 |
|
|
"Reklamveren düdüğü çalar mı?" İşte bu sorunun cevabı...
Satır Arası / Deniz Sipahi
İşim gereği birçok toplantıya konuşmacı olarak çağrılıyorum. Bazen kısa bir konuşma yaptıktan sonra soru cevaplarla medyada merak edilen detaylara yanıt vermeye çalışıyorum.
Örneğin en sık sorulan sorulardan bir tanesi de şöyle...
"Reklamveren düdüğü çalar mı?"
Reklamveren kamuoyunu yönlendiren önemli etkenlerden biri ama reklamveren her zaman düdüğü çalamaz.
İsterseniz reklamverenlerin en başındaki kişi olan Reklamverenler Derneği Başkanı Hakan Uyanık'ın bu konuda görüşlerine yer verelim.
Reklamverenler Derneği Türkiye'de reklamın etkinliğini verimliliğini artırmak, reklamı teşvik etmek amacıyla kuruldu. Çünkü marka olmak için en önemli konulardan biri reklam yapmak.
Reklam çok ciddi bir bilim. Ajansa verilen brieften, yayınlanana kadar geçen süre içinde her noktada doğru olabilmesi için bu bilimin insanlara anlatılması lazım. İşte burada biz devreye giriyoruz. "Marka nasıl konumlandırılır, ürün nasıl çeşitlendirilir, brief nasıl verilir, ajans nasıl yönetilir, ücretlendirmeler nasıl olmalıdır, marka nasıl yönetilir?" Tüm bunlarla ilgili insanlara eğitim veriyoruz. Bu eğitimler herkese açık, sadece üyelerimize değil.
"Reklamveren dizilere reklam vermese bu diziler de oynamaz. Kültürel yayınlara reklam verilsin, onlar izlensin" diye bir anlayış var. Ama bu bizim işimiz değil. Hiçbir reklamveren televizyon reklamlarının içeriğine karışmaz. Dolaylı olarak da karışmaz. Buna televizyonlar yapımcılarla birlikte karar veriyor. Şu anda AGB'nin yürüttüğü TİAK'ın (Televizyon İzleme Araştırma Kurulu) yönlendirdiği araştırmayı biz destekliyoruz. Desteklemek derken bu kurulun içindeyiz ve bu araştırmanın sağlıklı bir araştırma olduğunu düşünüyoruz. Çok tartışılan bir araştırma bu ama sağlıklı olduğu istatistiki verilerle de kanıtlanmış bir araştırma. Dünyanın her yerinde de aynı tarz araştırmalar vardır ve bütün televizyon programcılığı buna göre yapılır.
"Televizyonlarda reyting için programlar yayınlanıyor. İnsanlar yönlendiriliyor. Reklamveren de bunların arkasında" diyenlere sadece şunu söylüyoruz. Televizyon bir aynadır ve bu toplum bu aynaya baktığında kendini görmekten hoşlanmıyorsa, başka dinamiklerini değiştirmeli. Televizyonlarda yayınlanan programların içeriğinin bizimle hiçbir ilgisi yoktur, olamaz. Biz reklamveren olarak bir mesaj vermek istiyoruz ve insanların seyrettiği programların arasına giriyoruz. Ve doğal olarak en çok neyi seyrediyorlarsa onun arasına gireriz. Bütün istatistiki araştırmalar destekliyor ki, insanlar dizileri seyrediyor. Biz de eğer mesajımızı ulaştırmak istiyorsak araya girmek zorundayız.
Reklamverenler Derneği'nin reklam verme yetkisi, sponsorluk gücü ve parasıyla Türkiye'deki izlenen programları yönlendirmeye yönelik hiçbir çalışması olamaz.
Reklam vermek için reklamın verildiği mecranın ölçülmesi lazım. Televizyon için TİAK çok önemli bir kuruluş. Amaç televizyon mecrasına verdiğiniz reklamın etkinliğinin, seyredilip seyredilmediğinin ölçülmesi. BİAK (Basın İzleme Araştırma Kurulu) ve RİAK (Radyo İzleme Araştırma Kurulu) ölçüm yapıyor. Üçünde de bağımsız bir kurul var. Bu kurulun içinde medya, reklamveren ve ajans ikişer kişiyle temsil ediliyor.
Gazetelerin, dergilerin tirajlarının çok doğru bir şekilde ölçülmesi için ABC diye dünyada da olan bir organizyon kuruldu Türkiye'de. ABC'de yine basın kuruluşlarından temsilciler var. Reklamveren var, reklamcı var... Burada bağımsız bir denetleme kuruluşu gazetelerin bütün kağıt alımlarından faturalarına kadar inceleyip en doğru tirajları yayımlıyor. Çünkü biliyorsunuz Türkiye'de gazete tirajları bundan önce beyana bağlı idi. Bu ölçümleme yeni başladı. Sonuçları yakın bir zamanda çıkacak. Artık ABC kökenli tiraj denildiği zaman bilin ki çok ciddi kontrol edilmiş doğru tirajlardır.
Reklamverenler Derneği Başkanı Hakan Uyanık'ın açıklamaları çok net. Ben de katıldığım toplantılarda bu konuları detaylı bir şekilde anlatmaya çalışıyorum.
Artık her reklamın geri dönüşünü ölçmek ve bu bilgilere göre yeni kampanyaları şekillendirmek mümkün.
Bir bilgi daha...
2005 yılında 1.7 milyar dolarlık reklam harcaması yapıldı Türkiye'de.
Televizyon, basın, radyo, billboard her şeyi içeriyor bu rakam.
Gelişmiş Batı ülkelerinde bu çok daha yüksek. Markalaşma arttıkça bu rakamlar da artacak.
Ama önemli olan doğru ve zamanında reklam yapmaktan geçiyor.
Gençler, İngilizce ve bilgisayar
Öğrencilerle yaptığım sohbetlerde ettiğim tavsiyeler arasında ilk iki sıra hiç değişmez. Bunlar iyi bir İngilizce bilgisi ile bilgisayarın getirdiği nimetlerden yararlanabilmek için gerekli programları kullanmayı bilmektir.
İstesek de istemesek de giderek daha küreselleşen dünyamızda İngilizce açık ara farkla en sık kullanılan uluslararası dil olma özelliğini kazanmıştır. Bu süreçte ABD'nin kültür emperyalizmi, dilin basit gramer yapısı nedeni ile daha kolay öğrenilmesi gibi birçok etken rol oynamıştır. Yabancı dilde eğitim son derece tartışmalı bir konu olsa da, dünyaya ayak uydurabilmek için iyi düzeyde İngilizce (yabancı dil demiyorum) bilgisinin gerekliliği su götürmez bir gerçek. Ancak İngilizce'yi iyi anlayıp konuşabilmek için iyi bir anadil temelinin bulunması gerektiğini de unutmamak gerekli.
Diğer yabancı dillerde olduğu gibi İngilizce'yi de hızlı ve az aksanlı konuşabilmek için öğrenmeye olabildiğince küçük yaşlarda başlamak gerekiyor. Genç yaşlarda öğrenilen iyi düzeydeki İngilizce'nin hayat boyu birçok kapıyı açacak altın bir anahtar olacağı ve yaş ilerledikçe yabancı dil öğrenme yetisinin zayıfladığı unutulmamalı. Ayrıca, herhangi bir dalda uzmanlaşabilmek için izlenmesi gereken yayınların büyük bölümü İngilizce olduğundan dünyaya açılabilmek için bu dili öğrenmek şart..
Bilgisayar konusuna gelince.
15-16 yıl kadar önce tanıştığım ilk bilgisayarlar ve kocaman disketlere yüklü "Professional Writing (PW)" adlı program sayesinde artık sayfanın sonunda küçük bir yanlış yaptığımızda kağıdı buruşturup atmak ve yeniden daktiloya sarılmak zorunda değildik. Bugünse bilgisayar elimiz, kolumuz, ayağımız oldu. Artık kasalar dolusu plak ve kaset, albümler dolusu fotoğraf avuç içimizde; üç boyutlu resim, fotoğraf, müzik stüdyolarımızı koltuk altımızda taşıyabiliyoruz.
Dünyanın herhangi bir noktasına ses ve görüntümüzle ulaşabiliyor, uydu görüntüleri aracılığı ile istediğimiz noktaya bir kuş gibi konabiliyoruz; kütüphanelere, kitaplara, dergilere birkaç saniyede erişebiliyor, hazırladığımız sunulara grafik, resim, ses, video ekleyebiliyoruz. Her gencin bilgi ve yeteneğine göre bilgisayarın en az birkaç kullanım alanı var.
Gençlerden sonra bir öneri de anne ve babalara. Aşırıya kaçmadıktan sonra bilgisayar başında vakit geçiren çocuklarınıza kızmayınız. Ekonomik koşullarınızın elverdiği ölçüde onlara gelişmiş birer bilgisayar almaya çalışınız; ama iyi düzeyde İngilizce öğrenmeleri koşuluyla...
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok'un kaleminden)
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|