|
Bugün 23 Nisan, neşe doluyor insan...
Politikacıların, ülkeyi kalkındırmak için henüz nutuk söylemeye başlamadıkları dönemlerde, ticari nakliyat deve kervanlarıyla yapılırdı. Eski deve kervanlarının, bugünkü TIR kamyonlarına dönüşebilmesi için; 17 milyar, 877 milyon, 532 bin siyasal nutuk söylenmiş olduğu tahmin ediliyor.
Ne mutlu bize, yaşasın nutukçu siyasetçiler!
***
Ticari malların deve kervanlarıyla taşındığı dönemlerde, köşeyi dönmek için makam sahibi olmak yerine, biraz para sahibi olmaya karar veren Temel Reis, nakliyeciliğe başlamak amacıyla bir deve satın almaya gitmiş.
Deveci:
- Bak, diyormuş; şu deveyi görüyor musun şu deveyi, günler boyu ne su ister, ne yemek. Al bu deveyi, altınla doldur keseyi.
Temel Reis almış deveyi. Kendisi önde, deve arkada, tam hayvan pazarından ayrılacakları sırada, deveci:
- Sakın unutma, demiş; deveyi yürütmek için "oh, oh"; durdurmak için "ah, ah" diyeceksin. Aldığın deve, sadece bu iki sözden anlar.
***
Temel Reis, bir süre sonra yeni aldığı devenin üstüne binmiş ve deve, daracık yollardan gide gide, Karadeniz'e dimdik inen bir uçurumun başına gelmiş. Ha bir adım daha attı, ha atacak...
Temel Reis ne yapacağını şaşırmış. Birden hatırlayamamış da, deveyi durdurmak için ne diyeceğini; korkudan büyümüş gözleriyle bir dehşet feryadı çıkmış ağzından:
- Aah... Ah...
Deve hemen durmuş.
Temel Reis, terleyen alnını silmek için bir mendil çıkarmış cebinden ve yüksek sesle rahat bir nefes almış:
- Ohh... Oh...
***
Temel Reis'le, "oh" deyince yürüyen, "ah" deyince duran devesinin durumunu; Ankara ile AB arasında süren müzakerelere de benzetebilirsiniz. Görünen o ki, Ankara da karıştırmış durumda, ne söylerse müzakerelerin yürüyüp, ne söylerse duruvereceğini...
O nedenle de bazen bir "ah" duyuluyor, bazen bir "oh"... Ve kimse tam kestiremiyor, müzakerelerin uçurumdan aşağı düşüp düşmediğini...
***
Arıtma tesislerinden yoksun belediyelerin, "Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusuyla" bağdaşmayan, mahalle büyüklüğündeki çöplüklerine; şimdi bir de zehirli atık bidonlarıyla, derelere karışan fabrika atıkları eklendi.
Ve böylece çarpık bir kentleşme gibi, sınaileşmenin de çarpık olduğu çıktı ortaya...
Enseyi karartmamak gerek!
Son 80 yılda, kapalı kapılar ardında, "milli çıkarlar"la ilgili tam 918 milyon, 674 bin görüşme yapılmış ve 721 milyon, 435 bin hayati karar alınmış.
Bir düşünün; bir de "milli çıkarlar"a öylesine bir titizlik gösterilip, o kararlar alınmasaydı?..
***
Başkent Ankara'nın gecekondu mahallelerinden birinde bir yangın çıkmış. İtfaiye, yangını söndürmeye çalışırken, bir yangın daha çıkmış yan mahallede... İtfaiye, ona da yetişmiş ama, bu kez de suyu bitmiş.
Nasreddin Hoca'ya sormuşlar:
- Hoca, sen bu habere ne diyorsun?
Hoca:
- Şey, demiş; Başbakan Tayyip Bey, adale spazmından ötürü evinde yatıyor olmasa; vaktiyle at binmeye özendiği, hızlı gidebileceğine inandığı bir treni kaldırmak için gar şefliğine özendiği gibi; bu kez de itfaiye çavuşluğuna özendi derdim. Neyse ki enflasyon tek haneli bir rakama düştü... Yoksa yangın söndürmeye çalışırken, sade itfaiyenin değil, Şırnak sorununda da olduğu gibi, bazen iktidar nutukçularımızın da bitiveriyor suyu. Ve hızla büyüyoruz. Ayrıca unutmayalım ki, bugün 23 Nisan, neşe doluyor insan...
***
Avrupa Parlamentosu AB-Türkiye Ortak Komisyonu Eşbaşkanı Lagendijk, "Kürt sorunu" konusunda yazdığı bir yazıyla, bizim yeni Ceza Yasası'nın tam göbeğine oturmuş.
Durum hakkında görüşü sorulan İncili Çavuş:
- Lagendijk Türkiye'yi AB'ye sokmaya çalışırken, demiş; Türkiye de, Lagenduk'u içeriye sokmaya çalışacak, fena mı?
- Peki "gelişmiş" dünya ne düşünecek bu durumda?
- Bir türlü "gelişmekte olmak"tan, "gelişmiş"liğe atlayamayan bir ülkede, kabağın özellikle yazı adamlarının başına nasıl patladığını...
***
İlki 1901'de verilen Fizik Nobel ödülünü, 4'üncü 10 yılda kazanmış olan ülkeler:
1940 - Verilmedi.
1941 - Verilmedi.
1942 - Verilmedi.
1943 - ABD.
1944 - ABD.
1945 - Avusturya.
1946 - ABD.
1947 - İngiltere.
1948 - İngiltere.
1949 - Japonya.
Türkiye ise o yıllarda, 2. Dünya Savaşı'na katılmamanın yollarını bulduktan sonra; Washington ile yakınlığı ilerletmek için, çok partili döneme geçiyor ve artık 80'ini bulmuş çocuklarla, yine aynı şarkıları söylüyordu:
Bugün 23 Nisan, neşe doluyor insan...
***
Cahit Irgat'tan bir şiirle bitirelim yazıyı:
Yaşamak istedikçe
Ağaçlara kara kuşlar dadanmış,
Elmalar delik deşik.
Baba ölmüş, alacaklı sarmış evi,
Yüreğimiz delik deşik.
Rüzgârların çeneleri çözülmüş,
Toprak bizi çekiyor,
Dünyamız delik deşik.
c.altan@prizma.net.tr
|
|