Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 24 Nisan 2006 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
İtalya Başbakanı Prodi Özal'ın danışmanı çıktı

Turgut Özal, AB'ye tam üyelik başvurusunun yapıldığı dönemde, önceden tanıdığı Romano Prodi'nin danışmanlık şirketiyle anlaşmıştı. Özal'ın bakanlarından Prof. Pakdemirli olayı doğruladı, 'Parayı Hazine'den mi, örtülü ödenekten mi verdik hatırlamıyorum' dedi

ANKARA KULİSİ


İtalya'daki genel seçimlerde Silvio Berlusconi'yi devirerek başbakanlık koltuğuna oturan Romano Prodi, seçim kampanyası sırasında Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB) tam üyeliğine mesafeli yaklaşan bir tutum aldı.
Prodi'nin bu tutumu geçmişte Türkiye'nin tam üyeliği konusunda sergilediği mesaiyle ciddi bir şekilde çelişiyor. Aynı Prodi'nin 1980'li yılların ikinci yarısında dönemin başbakanı Turgut Özal'a AB konularında danışmanlık yaptığını biliyor muydunuz?
Özal'ın başbakanlığı döneminde önce kendisine yakın bir bürokrat ve bakan olarak sivrilen Prof. Ekrem Pakdemirli, diplomasi muhabirimiz Utku Çakırözer'e bakın bu konuda neler anlattı:

'İşler kolaylaşacaktı'
"Herhalde Özal'ın Dünya Bankası'ndaki döneminden tanışıyorlardı. Prodi o yıllarda ülkesinde bakanlık yapmış, tanınmış bir isimdi. O dönemde bir de danışmanlık şirketi vardı. Özal da her konuda danışmayı çok severdi. Prodi'nin şirketiyle de anlaştık. Parayı Hazine'den mi verdik, örtülü ödenekten mi, şimdi hatırlamıyorum. Ama zamanlaması, Türkiye'nin tam AB'ye üyelik başvurusunun yapıldığı Nisan 1987 dönemiydi. Özal, Prodi'nin danışmanlığının gerekçesini bizlere 'AET'ye girişte işlerimizi kolaylaştıracak' diye anlatmıştı. Özal cumhurbaşkanlığına çıkana kadar Prodi'nin danışmanlığı sürdü."

Şirket 'Nomisma'
Özal'ın anlaşma imzaladığı şirketin, Prodi'nin 1981'de kurup 1995'e kadar yönetiminde yer aldığı ekonomik araştırma ve danışmanlık şirketi "Nomisma" olduğu anlaşılıyor.
Daha sonra siyasette yükselerek 1996-1998 yılları arasında başbakanlık yapan Prodi, bu görevinin hemen ardından 1999'da AB'nin bir numaralı koltuğuna, Avrupa Komisyonu Başkanlığı'na getirildi. Brüksel'de komisyonun zirvesinde geçirdiği beş yıl boyunca Prodi'nin çantasındaki öncelikli gündem maddelerinin başında Türkiye'nin adaylık süreci vardı. Helsinki zirvesinde Türkiye'nin tam üyelik adaylığı kesinleştiğinde AB Komisyonu'nun başında olan kişi Prodi'den başkası değildi.
Prodi, bu sıfatıyla Türkiye'yi de ziyaret etmiş ve 15 Ocak 2004 akşamı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından verilen yemekte, Türkiye-AB ilişkilerinin güçlendirilmesinde katkısı olan üç büyük lideri sayarken "eski patronu" Özal için şu ifadeleri kullanmıştı:

Övgü dolu sözler
"Bunlardan muhakkak ki birincisi Mustafa Kemal Atatürk'tür. Kendisi Türkiye'nin modernleşme sürecinde Avrupa ile ilişkilerin ne kadar önemli olduğunun farkına varmıştır. Diğer iki liderle ise bizzat tanışma fırsatı buldum. Bunlardan biri yakın dostum olan Turgut Özal'dır. Özal, siyasi meselelere yaklaşımları nedeniyle kendini bana hep hayran bıraktı."
Prodi, bu sözlerinin devamında Erdoğan için de şu ifadeleri kullanmıştı:
"Ülkeniz hiçbir zaman sizin başbakanlığınızda olduğu kadar hızlı bir ilerleme kaydetmedi. Birkaç kısa yılda seçimlerden zaferle çıkarak Türkiye'ye istikrarlı bir hükümet kazandırdınız. Ayrıca doğru bir yolda giderek hızlanan adımlarla Türkiye'yi yönetmeyi başardınız. AB'ye üyelik ve modernleşme sürecinde gösterdiğiniz başarılardan dolayı sizi tebrik ederim."
Bakalım AB Komisyonu Başkanı olarak hem Türkiye hem de Erdoğan için bu övgü dolu ifadeleri kullanan Prodi, başbakan sıfatını aldıktan sonra aynı sıcaklığı yansıtacak mı? Seçim kampanyasındaki açıklamalarına bakılırsa, zor...

Duriye Hanım'ın soğanlı bahçesi

MERKEZ Bankası Başkanlığı'na Durmuş Yılmaz'ın atanmasının ardından, hükümet ile Çankaya Köşkü arasındaki sancılı atama süreçlerinden biri daha geride bırakıldı. Sürpriz bir isim olarak koltuğa oturan Yılmaz'ın, göreve geldiği ilk gün yansıttığı mütevazı görüntü, köyden kente uzanan bir başarı öyküsünü anlatıyordu.
Bu nedenle Yılmaz'ın yaşam öyküsünün köşe taşları, en az atama kadar haber değeri taşıdı. Aynı çerçevede eşi Duriye Yılmaz'ın kamuoyuna yansıyan görüntüsü de...

Klasik sözler
Üç çocuk sahibi olan Yılmaz çifti Ankara'da ortadireğin köklü semtlerinden Yenimahalle'de oturuyordu. Durmuş Yılmaz, evin hem tapusu hem idaresini köylüsü Duriye hanıma emanet etmiş. Duriye Yılmaz, AKP hükümetinin atamalardaki başlıca kriteri gibi algılanan başörtüsüyle basına yansıdı.
Eşini anlatırken "Eve iş getirmez, Merkez Bankası Başkanı olabilir ama ev ekonomisinin idaresi bende" gibi klasik açıklamalar yapan Duriye Yılmaz' ın medyaya ikinci gün yansıyan sözleri ise kamuoyunun odaklandığı konuyla ilgiliydi:
"Biz Anadolu insanıyız, bu nedenle toprakla uğraşmayı severiz. Başörtüsünü anamızdan gördük. Böyle yaşadık, devam ettiriyoruz. Eşimle birlikte davetlere katılacağım. Katılmamam için bir neden mi var?"

'Zoom'lanan köşe
Duriye Yılmaz, bu arada son zamanların en ilginç basın toplantısına ev sahipliği yaptı. Gazetecileri kıramayan Duriye hanım, bahçeye küçük bir masa çıkarttı. Muhabirleri mikrofonları çiçek desenli masa örtüsünün üzerine dizdiler.
Kameramanlar bir yandan Duriye Hanım'ı çekerken, bir yandan da hemen yandaki bahçenin soğan ekili bölümüne "zoom" yapıyorlardı.

Erdoğan'ın sancısını en iyi Sezer anladı

Başbakanlık koltuğuna oturduğu günden bu yana hem Türkiye'nin hem de dünyanın dört bir yanını dolaşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yaklaşık bir haftadır zorunlu istirahatteydi. Geçen pazartesi akşamı belindeki dayanılmaz ağrılarla hastaneye koşan Erdoğan'ın kas spazmı geçirdiği açıklandı.
İğnelerle ayakta durabilen Erdoğan'ın rahatsızlığı, bir hafta evinden çıkamamasına yol açacak kadar ağırdı. Başbakan'ı "geçmiş olsun" dileğinde bulunmak için birçok kişi aradı. Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar Başbakan'ı arayan isimlerin başında yer aldılar.

Aynı dert
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in "geçmiş olsun" telefonu ise ayrı bir önem taşıyordu. Gerçi Sezer aramak için haftalık olağan görüşme günleri olan perşembeye kadar beklemişti ama Erdoğan'ın halinden en iyi o anlıyordu. Çünkü Cumhurbaşkanı da aynı dertten mustaripti.
Belindeki rahatsızlık nedeniyle haftalarca korse kullanmak zorunda kalan Sezer, törenlere ilaç takviyesiyle katılabilmiş, hatta geçen yaz 6 günlük Uzakdoğu gezisini ertelemek zorunda kalmıştı. Sezer'in bel fıtığı tedavisi gördüğü bilgisi kamuoyuna yansımıştı.

Ortak payda bel fıtığı
Türban ve laiklik eksenli gerilimin iki ucundaki isimler olan Sezer ve Erdoğan'ın bir türlü barışmayan yıldızlarının bir "geçmiş olsun"la düzlüğe çıkmasını beklemek elbette saflık olur. Ama Başbakan'ın halinden şu sıralarda en iyi anlayan kişinin Cumhurbaşkanı olduğu kesin. Köşk ile Erdoğan'ın buluştukları ortak paydanın "bel ağrıları" olduğu rahatlıkla söylenebilir.




SİYASET
İşçiler, emeklilik için AB'ye göre iki kat fazla çalışacak
Çocuk Meclisi'ne 'siyaset' karıştı
Arınç'tan ağır eleştiri
İtalya Başbakanı Prodi Özal'ın danışmanı çıktı
Sezer ve Erdoğan'sız resepsiyon
Hatay'da alan da veren de AKP'li
Baydemir raporu Aksu'da bekliyor






Olay Yaratan Şemdinli İddianamesi (PDF) (DOC)

Taha AKYOL
Hâkimiyeti milliye
23NİSAN 1920 günü açılan Meclis'in temelinde ...
Fikret BİLA
Org. Özkök: Şartlar doğarsa sıcak takip hakkı kullanılır
Tabir yerindeyse komutanlar, TBMM'deki 23 Nis...


 AB Ulusal Programı (Giriş ve Siyasi Kriterleri)


 AB - Katılım Ortaklığı Belgesi
 Kopenhag Kriterleri

© 2006 Milliyet