|
 |
|
|
Ekonomi politikalarının gerçek başarısı
Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası'nın (WB) yıllık ilkbahar toplantıları bu hafta sonu yapıldı. Her yıl olduğu gibi toplantılar öncesinde raporlar yayımlandı. Bu raporlarda uluslararası mali kurumların dünya ekonomisine ilişkin beklentileri açıklandı.
IMF tarafından yayımlanan Küresel Mali İstikrar raporunda mali sistemin güçlenmeye devam etmesine rağmen bazı konjonktürel sıkıntıların ufukta belirmeye başladığı söyleniyor. Bu nedenle de 2006 ve sonrası için daha ihtiyatlı olmak gerek deniyor.
Ancak raporda yer alan bir değerlendirme oldukça dikkat çekici. Burada bankacılık sisteminin mali riskleri kendi dışındaki sektörlere aktarmakta bu dönemde çok başarılı olduğunun altı çiziliyor. Ancak riskleri alan sektörlerin bankacılık kadar iyi düzenlenip denetlenmemesi nedeniyle yeterince saydam olmadığı belirtiliyor. Bu sektörlerin likiditeye çok bağımlı olmaları nedeniyle de küresel koşullarda ciddi bir bozulma halinde düzeltme hareketlerinin beklenenden daha şiddetli olabileceği söyleniyor. Bu, uluslararası mali kurumların bile bir dalgalanma hareketinin nasıl bir düzeltmeye yol açacağı konusunda yeterince bilgi sahibi olmadığını gösteriyor.
Uluslararası beklenti
Nitekim Dünya Ekonomik Görünümü adlı rapora ülkelerin küresel ekonomide yaşanan olumlu koşullardan ekonomilerindeki kırılganlıkları gidermek için yararlanmaları gerektiği konusunda güçlü bir uyarıyla giriliyor. Bu raporun Türkiye ile ilgili bölümünde ise artan cari açığın ekonomideki temel kırılganlık olduğunun altı çiziliyor. Ekonominin uluslararası yatırımcıların beklentilerindeki değişmelere çok hassas hale geldiği söyleniyor.
Nitekim yükselen piyasalar ve gelişme yolunda olan ülkeler son yıllarda giderek artan oranda cari fazla vererek ekonomilerindeki kırılganlıkları azaltmışlar. Buna karşılık bizim de içinde bulunduğumuz Merkezi ve Doğu Avrupa ülkeleri genellikle cari açık vermişler. 2005 yılında bizim açığımızın gayri safi yurtiçi hasılaya (GSYH) oranı bir önceki yıla göre 1,1 puan artarken grubun tamamınınki 0,5 puan düşmüş. Türkiye grubun dışında tutulduğunda ise bu düşüş 1,3 puana çıkıyor. Bu durum kendi grubumuz içinde de bizim giderek daha kırılgan hale geldiğimizi gösteriyor.
Diğer taraftan raporda 2006 yılı için GSYH büyüme hızı yüzde 6'ya, cari açık 27 milyar dolara, GSYH'ye oranı ise yüzde 6,5'e revize edilmiş. Türkiye'nin bu kırılganlığı azaltmak için alması gereken tedbirler bölümünde ise alışageldiğimiz sosyal güvenlik, gelir vergisi reformları yanında bankacılık sektörünün denetiminin iyileştirilmesinin sürdürülmesinden de söz edilmesi ilginç. Bununla, denetim otoritesinin, dünyadaki likidite bolluğu nedeniyle, TL cinsinden borçlanmaya karşı ucuzlayan, yabancı parayla borçlanmanın maliyetini artıracak ve kurdaki bir düzeltme hareketinin riskini azaltacak şekilde, bankacılıktaki güvenlik rasyolarını yeniden belirlemesi kastediliyorsa, bu, yerinde ama çok geç kalmış bir öneri.
Kırılganlık yüksek
Türkiye'nin ekonomik göstergelerini sadece geçmişle karşılaştırmak yeterli değil. Rapor tüm yükselen piyasalarda enflasyon, borç yükü gibi göstergelerin geçmişe göre düzeldiğini büyüme hızının da yükseldiğini ortaya koyuyor. Hükümetin politikalarının başarısını ölçmek için diğer benzer ekonomilere göre bugün nerede olduğumuza bakmak lazım. Bu gözle bakıldığında kırılganlığı en yüksek ve artan ekonomilerden biri olmayı sürdürdüğümüz ortaya çıkıyor.
foztrak@yahoo.com
|
|
|

|