|
Sakız gibi!
Gazetenin manşetinde bir haber: Fatsa'da AKP İlçe Başkanı 23 Nisan'da Atatürk anıtına çelenk koyarken sakız çiğniyormuş... Askerlik Şubesi Başkanı Binbaşı'nın suç duyurusu üzerine, "Atatürk'ün manevi şahsiyetine hakaret"ten tutuklanmış... Adliyede kararı öğrenince fenalaşan ve hastaneye kaldırılan AKP İlçe Başkanı, "Sarmısak yemiştim, ağzım kokmasın diye sakız çiğniyordum" demiş, çok üzüldüğünü belirterek...
Gülünür mü, ağlanır mı?
Ne denir, bilemiyorum.
Hem acıklı hem gülünç belki de. Ama ne yazık ki Türkiye bu. Yani tımarhane mi?..
Böyle demek istemiyorum.
Belki şaşırtıcı değil ama normal de değil Fatsa'da yaşanan olay. Bu ülkenin ruh halinin bazı bakımlardan ne kadar sağlıksız olduğunun yeni bir işareti. Siyasal ve toplumsal bölünmüşlüğün, kutuplaşmanın nasıl her geçen gün tehlikeli biçimde derinleştiğini de gösteriyor.
Üçgenin bir köşesinde siyasetçi, diğerinde asker, ötekinde yargıç...
Bu üçgendeki oyun hiç bitmiyor.
Aslında eski bir oyun bu.
Kökleri bu topraklardaki modernleşme tarihine uzanıyor. Osmanlı'da başlayan, Batı'yı örnek alan, Cumhuriyet'le birlikte büyük bir sıçrama yapan ve bugün AB'ye uyum çerçevesindeki demokratikleşme ile devam eden bir değişim süreci bu.
Darbeler yaşadık bu sancılı süreçte. Acılar çektik. Ama hâlâ olgunlaşamadık.
Bir başka deyişle:
Demokrasi içinde taşlar hâlâ yerli yerine oturmadı.
Anlaşamıyoruz, uzlaşamıyoruz.
Nasıl bir laiklik tarifi?
İrtica nedir, ne değildir?
Demokrasilerde milletin egemenliği, kurumların yeri, yasama-yürütme-yargı arasındaki çizgiler, asker-sivil dengeleri... Cumhuriyet'in artık demokrasi içinde korunabileceği gerçeği...
Hâlâ uzlaşma yok bu konularda.
Çatışma bitmek bilmiyor.
Buna son örnek, TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın 23 Nisan konuşması... Doğru tespitler de, yanlışlar da yanyana bu konuşmada. Bazı eleştiriler yerli yerine oturmuş...
Ama yeni değil hiçbiri.
Türkiye'de özellikle merkez sağın, siyaset yelpazesindeki muhafazakâr kanadın uzun yıllardır savunageldiği görüşler bunların tümü.
Demokrat Parti'nin 1940'ların ikinci yarısındaki, 1950'lerdeki "Yeter söz milletindir!" sloganının arkasında da öz olarak bu görüşler vardı.
Şimdi Bülent Arınç'a nedense eleştirel yaklaşan Demirel de, bir 27 Mayıs'a, bir 12 Mart'a meydanlarda karşı çıkarken bu görüşleri dillendirmişti.
1980'lerin Özal'ı da farklı değildi, siyasette sivil-asker dengeleri konusunda bazı kavgalar verirken...
Çok konuşuldu bu konular. Hatta yıllar yılı ağızlarda sakız gibi cak cak çiğnendi. Ama gereği yapıldı mı? Yoksa günü geldiğinde top taca mı atıldı?
Daha çok ikincisi oldu.
Birçok şey lafta kaldı.
Bugün de galiba öyle... AKP hükümeti geri vitese takmış görünüyor.
Yine başa dönersek...
Fatsa'da yaşanan olay hem acıklı hem gülünç. Ama bu olay, Türkiye'nin bugünkü ruh halini de gösteriyor. Oysa, bu hallerden kurtulmak lazım. Bu haller bugüne kadar ülkemize yaramadı.
Yeni bir oyun da değil bu.
Geçmişte olduğu gibi bugün de, iktidar ile muhalefet sanki elbirliğiyle kutuplaşmayı ve cepheleşmeyi körüklüyorlar. Bu arada iktidarın son dönemlerdeki bazı yanlışları da muhalefete çanak tutuyor.
Evet öyle.
Bin yıldır bilinenler, ağızlarda sakız gibi cak cak çiğneniyor. Türbandı, imam hatipti, irticaydı, laiklikti, bölünmeydi. Hep malum hassasiyetler kışkırtılıyor.
Tabii medya da var işin içinde. Haberler, yorumlar öyle ki, oyunda ille de taraf olunması isteniyor.
Kısacası:
Kaşınıp kışkırtılıyor hassasiyetler. Hem iktidar hem muhalefet, iki taraf da yapıyor bunu.
Çünkü seçim sürecindeyiz!
Kaşıya kaşıya daha çok oy alacaklarını sanıyorlar.
Öyle mi?..
Değişmek bu kadar zor mu?
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|