Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 27 Nisan 2006 / Perşembe  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Tuzak


İlk bakışta "doğru" gibi görünen ama "yer, zaman, adam" etkenleri farklı olan bir paralel...
"Yakın geçmişte PKK için Suriye toprakları ne ise, Kuzey Irak toprakları da -genelde- odur."
PKK üssü ve kampları Kuzey Irak Kandil Dağı'nda... O zaman da Suriye kontrolündeki Bekaa Vadisi'ndeydi.
Abdullah Öcalan Şam'da otururdu. Suriye'de başka konutları da vardı. Bekaa Vadisi'ne hemen her gün giderdi. Geceleri orada kaldığı olurdu.
Kandil Dağı'nda üslenen PKK yöneticileri de zaman zaman aşağıya inip Kuzey Irak kentlerine gitmiyorlar mı?
................................
Bu paralel çizgiler aynı doğrultuda uzarsa, Türkiye'nin daha önce Suriye'ye çektiği "rest" gündeme gelebilir mi?
Kuzey Irak sınır bölgesinde TSK'nın "yığınağı" bu kuşkuya çağrışım yaptırıyor.
Kuzey Irak yönetiminin Türkiye Dışişleri'ne "sıcak takip" iddiasıyla verdiği nota Ankara'nın pek de net olmayan açıklaması, sınır şeridinde bir şeylerin yaşandığı izlenimini veriyor.
.................................
Peki...
"Öcalan'ın sınır dışı edilmesine" kadar uzanan süreç, Kandil Dağı'ndakiler için de gerçekleşecek midir?
ABD ve Irak'tan Türkiye'nin beklentisi bu ama şu aşamada görünür bir olasılık değil.
.................................
Suriye'ye karşı tavır alındığında ve bu tavrın askeri bir harekâta dönüşebileceği ihtarı yapıldığında, ABD, Türkiye'nin yanındaydı. İsrail ve Türkiye arasında Suriye "sandviç" olacaktı.
Kandil Dağı'na dönük böyle bir "köklü" girişim, yanında ABD'yi bulamaz.
Tam tersine ABD daha 2. Irak savaşına başlamadan bile 2 milyar dolarlık hibeyi, "Türkiye'nin Kuzey Irak'a silahlı kuvvet sokmaması" koşuluna bağlamıştı.
Kuzey Irak'ı "sandviç" konumunda sıkıştırmak ve Kandil Dağı'ndakileri teslim etmeye zorlamak için, İsrail'in yerine İran'ın koyulduğu gözlemleri yanıltıcı olabilir.
Türkiye, ABD'ye rağmen İran'la aynı safları paylaşamaz.
Hele ABD'nin egemenlik alanındaki Irak topraklarına "kapsamlı" bir operasyon için bu düşünülemez bile...
En fazlası...
İran silahlı kuvvetleri PKK'ya, Kuzey Irak sınırlarını geçerek dar şeritte bir sıcak takip yapmış olabilir. Türkiye de bu ölçütü aşmayan operasyonları sürdürüyor sanıyoruz.
...............................
Her iki sıcak takip de PKK'nın oradaki varlığını ne yazık ki silemez.
Daha önceleri PKK'nın İran-Türkiye-Kuzey Irak üçgenindeki sıcak takipleri sonrası, yöreye askeri helikopterlerle götürülmüştük.
PKK kamplarına yürüyerek girmiştik.
Kamp çoktan boşaltılmıştı. Zaten birkaç çardak, bir ekmek fırını, 3-5 sığınak... O kadar...
................................
Ancak... Hadiseyi bu kadar yalın sanmak da yanlış.
Silahlı kuvvetlerin sınır yığınağı ciddi bir tavırdır.
Öyle sıradan bir gövde gösterisi gibi algılanır ve o aşamada kalırsa, "caydırıcı psikoloji" katsayısının aşınacağını onlar da bilirler.
Ülkenin güvenliği, esenliği, toprak bütünlüğü "duyarlı" konular...
ABD Dışişleri Bakanı Rice'ın Ankara gezisi, dışa yansıyan İran ve diğer "sıcak" sorunlar ötesinde sınırda durumun Kuzey Irak ile daha büyüyecek sorunlara dönüşmesini önlemeyi de amaçlıyordu. ABD ile ortak vizyon belgesi, görüşmelerin kurumsallaşması, iki ülke arasında buzların eridiği mesajları, Kandil Dağı'na da caydırıcılık görüntüleri olarak algılanmalı.
.................................
Sonuç...
Seyir defterinden artık silinmiş olduğu düşünülen satırların, yeniden kanla yazılması için Türkiye'yi şiddete çekmek büyük yanlış olur.
AB sürecinde, "Avrupalı üst kimliği" altında eşit haklar, özgürlüklerle demokrasinin küresel değerleriyle uygulanması, bugün "olanaksız" gibi görülen pek çok sorunu birkaç yıl içinde çözecektir.
O süreci kundaklamak politikası, PKK'yı yönetenlerin tarihi yanılgıları olur.
Ankara da ulusal değerlerini gerektiğinde güvenlik güçleriyle koruyacaktır ama "şiddet" tuzağına da düşmemelidir.

g.civaoglu@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Ermeni diasporası ve Amerika
TÜRK-Amerikan dostluğunun iki taraf için de k...
Çetin ALTAN
Koltuğun itibarı, meslek itibarının üstünde olduğunda...
Dalaman Havalimanı'ndan İstanbul'a dönerken, ...
Melih AŞIK
Rejim kavgası
Meclis Başkanı Arınç ve Başbakan Erdoğan'ın p...
Fikret BİLA
Stratejik vizyon belgesi yazıldı bile
ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın Anka...
Hasan CEMAL
Sakız gibi!
Gazetenin manşetinde bir haber: Fatsa'da AKP ...
Güneri CIVAOĞLU
Tuzak
İlk bakışta "doğru" gibi görünen ama "yer, za...
Can Dündar
Karşı manifesto
Geçenlerde bir rektörün odasındaydım. Telefo...
Hurşit GÜNEŞ
Bankalar sağlam, ama reel sektör aşırı borçlu
Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan ...
Doğan HEPER
Türkiye bu kulübe girecek
KİM ne derse desin Türkiye "nükleer kulüp"e g...
Semih İDİZ
'Rice'ın ziyareti beklenenden başarılı'
Biz yorumcular ne düşünürsek düşünelim, Türk ...
Sami KOHEN
Belgeyle biter mi?
ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın Anka...
Hasan PULUR
Çankaya'ya doludizgin...
MECLİS Başkanı Bülent Arınç, Turgut Özal'dan ...
Derya SAZAK
Egemenlik savaşı
TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın 23 Nisan çıkışın...
Meral TAMER
Enerjide hataları tekrarlamamak
Bahçeşehir Üniversitesi'nden gelen davetiyede...
Yaman TÖRÜNER
En iyilerin sırları
Dünyanın en iyi 25 şirketinin "iş yönetimi" k...
Güngör URAS
Özel sektör döviz riskinden korkmaz oldu
Özel sektör (hem bankalar hem de şirketler) d...
M. Ali BİRAND
Ayar yapıldı, sıra uygulamada...
Kapalı kapılar ardında nelerin konuşulduğu bi...

© 2006 Milliyet