|
 |
|
|
Sinyaller
Gökkuşağı / Reşat Kutucular
Algılamalar devrindeyiz. Görüntü en az öz kadar önemli. Küçük bir işaret bir sürü sözcüğe bedel zaman zaman. Giydiğimize, yediğimize, içtiğimize, taktığımıza, kullandığımıza, yaptığımıza göre değerlendiriliyoruz. Teknoloji çağında konuşmaktan çok sinyalleşiyoruz aslında. Ancak sinyalleşmeye vakit var çünkü.
En ufak bir sinyale yerli yersiz anlamlar yüklüyoruz.
Aile içi ilişkilerde, kentin kalabalık caddelerinde ya da uluslararası boyutta, fark etmiyor, işimiz sinyallerle.
Sinyallerin tutarlı ve anlamlı olması herkes için hayati önemde artık.
* * *
İnsanlar kente sıkışmış birer ekonomik kimlik olarak burunlarından soluyarak yaşıyorlar.
En azından yerel yönetimin verdiği sinyaller onlara ışık tutmalı.
Yarın hayatlarının biraz rahatlayacağına dair ümit vermeli.
Kent yaşamı boğmamalı bir de onları.
Ortak alanlardaki tepişme hafiflemeli hiç olmazsa.
Trafik kentteki en önemli ortak alan herhalde. Direkt sinyal verilen nispeten basit bir alan aslında trafik.
Trafik sorunu yerel ölçekte halledilebilir. Yeter ki niyetiniz olsun.
* * *
"İzmir, trafik lambası bol bir kent midir?"
Ölçmek kolay değil ama lambalar herkesi ilgilendiriyor ve herkesin lambalarla ilgili söyleyeceği şeyler var.
Bazı lambaları yeşilken yakalayamazsınız mesela.
Ne yayayken ne de arabayla.
Bazı lambalarda yeşil o kadar kısa yanar ki karşıdan karşıya geçmek için süre makul değildir ama öylece devam eder gider o lamba.
Ya konvoy yapar, ya yaya biriktirir. Ya da kırmızının ilk anlarında geçmeyi mazur gösterir. "Kuralı çiğnesene hadi" der sinsi sinsi.
Oysa bir kentin trafik sinyalizasyonun da bir felsefesi olması gerekir, öyle değil mi?
O felsefenin önceliği de yayaların kollanması, yayaların üstünlüğü olmalıdır herhalde.
Yaşlısıyla, engellisiyle, çoluğu, çocuğuyla yayalar korunmasızdır çünkü.
Trafik lambaları yayaları acele ettiriyorsa, onları zorluyorsa trafikteki felsefe sakat demektir.
Güvenlik zaafı yaratabilir bu anlayış.
Ayrıca sürücülerin yayaları taciz etmesine izin verir, sakıncalıdır.
Yayayı bütünüyle baştacı edecek bir trafik düzeni kurulmadıkça da ortam tüm taraflar için gereksiz riskler yaratır.
Çare sinyalizasyonu net olarak yayanın lehine düzenlemektir.
* * *
Otomobilleşme de kentler için sürdürülemez bir ulaşım seçeneğidir. Verimli değildir, pahalıdır, gürültü ve hava kirliliği yaratır.
Örneğin yerel idarenin İzmir'de ulaşım felsefesinin, metro ve deniz ulaşımını teşvik edici bir temele oturması gerekir ki uzun vade için anlamlı olsun.
Siz bu kentte böyle güçlü ve ısrarcı bir anlayış hissediyor musunuz?
Otomobil dışı ulaşımı baştacı etmeyen bir felsefe günün birinde tıkanacaktır.
Kültürpark'ın altına yapılacak otoparkın bir şey çözemeyeceğinin farkındayız ama yine de vazeçemiyoruz bu tür kurnazlıklardan.
Kaldırımlar ve tek yönlü yollar park yeri olarak kullanılıyor da ne oluyor? Felsefeniz otomobilleşmeyi teşvikse bir kere daha düşünmeniz hesap kitap yapmanız gerek.
Eğer anlayışınız bu değilse, neden o yönde sinyal veriyorsunuz o zaman?
Bu zamanda küçük sinyaller bile büyük algılanıyor bilesiniz.
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|