|
Kaptan köşkü ve meteorolojik raporlar
60 yıldan bu yana, hemen hemen her sabah saat 7.15-7.30 arası gelen tümüne yakın gazeteleri, dikkatle gözden geçirip okuduğunuzda...
Öylesine değişik bir terastan bakmaya başlarsınız ki dünyaya ve insan yığınlarına; içinizi çekerek gider, bir bardak demli çay daha doldurursunuz kendinize...
* * *
Bir büyük transatlantikte bir yığın yolcu... Yolcuların çoğunluğu nasıl bir gemide nereye gitmekte olduklarından bile habersiz...
Küçük bir bölümü ise kaptan köşkündeki konuşmalar, tartışmalarla ilgili sadece:
- Süvari rotayı değiştirmeye kalkınca, 4'üncü kaptan demiş ki...
- Çarkçı başı karşı çıkmış daha önce...
- Tayfalar, gemi aşçısından şikâyetçiymişler...
Ve minicik bir bölüm de, dikkatle meteoroloji raporlarını izlemede:
- Bir fırtına yaklaşıyor, dalgalar kabaracak gibi...
* * *
Dünkü gazetelerde Hukuk fakültelerinin 5 yıla çıkarılacağı haberi vardı, yabancı bir dil öğrenmeye ayrılacakmış 1 yıl...
1946 yılında Ankara Hukuk Fakültesi'ne girdiğim gün, uğradığım şaşkınlığı hatırladım. 800'ü aşkın bıyıklı esmer öğrenci arasında, sanırım 3 tane de genç kız vardı...
Ve teksir edilmiş ders notlarıyla, kitaplardan bazıları, çok kötü bir Türkçeyle yazılmıştı. Öğrencilerin önemli bir bölümü, ne hocaların anlattığını, ne okuduklarını anlamadan; sadece ezberlemeye çalışıyorlardı dersleri, sınavlar yaklaşırken...
Besbelli ki, bir fakülte diploması kapıp, hayat transatlantiğinde iyice bir kamaraya yerleşme derdindeydiler.
* * *
Şayet gerek liseler, gerek üniversiteler; kurulduklarından bu yana mezun ettikleri öğrencilerinin, hangi alanlarda nasıl bir meslek kimliğiyle, nasıl bir yaşam düzeyi sağlamış ve toplam kaç para kazanmış olduklarının bir listesini yayınlayabilselerdi; bambaşka projektörler yanardı ailelerin de, çocuklarının da önünde...
Ve büyük bir transatlantikte kaptan köşkünü ele geçirme tepişmeleri de, önemli bir oranda mayna olurdu.
* * *
Bir gün İsmet Paşa'ya, bürokratik kadrolardaki ufuksuzlukla donanım sığlığından yakınmalı, küçük sözcükler söylemeye çalışmıştım.
İsmet Paşa:
- Sizler gençsiniz, bilmezsiniz, demişti; biz Ankara'yı başkent ilan etmeye kalktığımızda, istasyona gider, gelen yolculardan kravatlı olanları, Hariciye'ye memur olarak alırdık.
* * *
Dünkü Milliyet'te Güngör Uras, "İşsizliğin çaresi üretmek, üretmenin çaresi ihracat" başlıklı; Faik Öztrak da, "Artan işsizlik ve kutsallara odaklanan siyaset" başlıklı yazılarında hemen hemen aynı konuyu işliyor ve Türkiye'de işsiz sayısının arttığına, insanların iş ve aş bulmakta zorlandığına dikkati çekerek; işgücümüzle ilgili istatistikleri yayınlıyorlardı.
Her iki uzmanın da yazıları, kaptan köşküne ait haberler dışında, dalgaların kabaracağıyla ilgili meteorolojik raporlar gibiydi.
* * *
Yine dünkü Milliyet'te, Metin Münir de "Nükleer gericilik" başlıklı yazısında, nükleer enerji kullanımının global bir dökümünü yapıyor ve Türkiye'nin enerji açısından durumunu saptayan meteorolojik bir öngörüyle, dalgaların gitgide kabarabileceğini hatırlatıyordu.
* * *
Büyük bir transatlantikte, yolcuların çoğunluğu nasıl bir gemide, nereye gitmekte olduklarından bile habersiz.
Kaptan köşküne çıkanlar ise, hiç hoşlanmıyorlar meteorolojik raporlardan. Örneğin 100 bin kişiyi aşkın askeri bir mobilizasyonun, içeride akaryakıt fiyatlarına nasıl yansıyabileceğinden.
* * *
Eziklikle siliklikten ve "kişilik gösterisi" özleminden kökenlenen psikolojik bir dengesizlik, okullarda da yaygınlaşan bir şiddet tayfununa dönüşüyor.
Adana'nın Kozan ilçesinde lise son sınıftaki genç bir kız, kendisini terk eden erkek bir öğrencinin sınıfına ders sırasında girerek, tabancayla öldürüyor erkek öğrenciyi.
Aynı gün Denizli'de de bir lise öğrencisi genç, kavga ettiği arkadaşını öldürüyor 13 yerinden bıçaklayarak...
Umur-u adliyeden, sıradan sayılacak olaylar mıdır bunlar kuzum?
* * *
Hadi bir top söz uyduralım; insanlar, merak ettikleri ölçüde, merak edilirler kendi meslek ve uğraş alanlarında...
Örneğin hayatta hukukçu olmayı benimsemiş gençler, eski yargıçlardan H.Basri Erk'in 1950'de yayınladığı "Adalet Edebiyatı Antolojisi"ni merak etseler...
Ve görseler ki, o antolojide "Hukuk ve adalete dair" "Vecizeler, güzel sözler, nükteler, fıkralar, anektotlar, hikâyeler, meşhur kararlar, meşhur hükümler, meşhur davalar, meşhur müdafaalar, meşhur kanunlar, meşhur hadiseler, şiirler, garip vakalar, gravürler" var; başka bir tat almaya başlamazlar mı "hukuk" semalarından?..
* * *
Merak etmeden, merak edilen değişik bir kişilik sahibi olma modası, çok benimsenmiş görünüyor.
Her sabah gazetelerde karşılaştığımız bazı meteorolojik raporlar ise, dalgaların kabarmakta olduğunu söylüyor.
Kaptan köşkü ve kaptanlarla ilgili haberler de; nasıl bir gemide, nereye gittiklerini bilmeyen yolcu çoğunluğuna; bir yandan bol bol sabır ve dua etmelerini, bir yandan da "onu değil bunu, bunu değil onu" alkışlamaları gerektiğini söylüyor.
Oysa 21. yüzyıl, ne kadar da küçülterek ilerliyor "yer" küresini...
* * *
Öf be bre... Lütfen kusura bakmayın, bendeniz bir bardak çay daha dolduruyorum...
c.altan@prizma.net.tr
|
|