|
AB'de işler fena değil!
BRÜKSEL
Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkiler nasıl seyrediyor?
Fena değil.
Yakın dönemde kriz çıkabilir mi?
Sanmıyorum.
Yani ilişkiler sorunsuz mu?
Sorunsuz ilişki nerede var ki burada olsun. Böyle bir şey, eski deyişle, eşyanın tabiatına terstir. Sorunlar elbette var, bitmeyecek de.
Sorunlardan dolayı müzakereler kesintiye uğrayabilir mi?
Uzak ihtimal.
Peki, hiç mi konu yok yakın dönemde ilişkileri zora sokabilecek?
İki konudan söz edilebilir:
(1) Kıbrıs...
(2) Terörle Mücadele Yasası...
Kıbrıs'ta ne olur?
Türkiye'yle müzakereleri askıya alabilecek bir gelişme beklenmiyor. AB Komisyonu, ekim ayındaki ilerleme raporunda Türkiye'nin limanlarını Güney Kıbrıs'a açması gerektiğini belirtecek.
Ancak son karar, aralık ayındaki AB Zirvesi'nde alınacak. Zirveden "Limanlar açılmazsa, Türkiye'yle ilişkiler dondurulur" gibisinden ağır ya da aşırı uçtaki bir karara ihtimal verilmiyor. Oybirliğini gerektirdiği için böyle bir kararın zirveden çıkması olanaksız gibi...
Bu durumda ne olabilir?
Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki manevra ya da oyun alanı henüz dar değil. Uslu çocuğu oynayarak daha mesafe alabilir.
Ayrıca, Türkiye'de seçim döneminin yaklaştığını bilen Brüksel de, AKP hükümetini Kıbrıs'ta fazla sıkıştırmayabilir.
Yani karşılıklı oyun mu?
Oyun değilse de politika...
Ya da siyasetin gerçekleri...
Bundan birkaç hafta önce Ankara'da iktidar kulisinin nabzını tutmaya çalışırken dikkatimi çekmişti. AB ile müzakereleri torpillemeyecek, kesintiye uğratmayacak bir 'Kıbrıs formülü'nün bulunması iktidar kulisinde de ağır basan bir beklentiydi.
Bu beklentiyi Brüksel kulisinde de gerçekçi bulan bir meslektaşım, Milliyet'in Brüksel temsilcisi Güven Özalp şunu eklemeden edemedi:
"Ama unutma, Kıbrıs'tan bahsediyoruz. Bu öylesine bir konudur ki, her daim sürpriz yapabilir."
Yakın dönemde Türkiye-AB ilişkilerini zora sokabilecek ikinci konu başlığı olarak belirttiğim Terörle Mücadele Yasası'yla ilgili gelişmeler ne olabilir?
Meclis gündemindeki bu değişiklik taslağının kâğıt üstünde, örneğin İngiltere'deki yasal durumdan daha kötü olmadığı Brüksel'de de genellikle kabul görüyor. Bazı gözden kaçmış aşırılıklar varsa, Meclis Genel Kurulu'nda değiştirilebileceği söyleniyor.
Peki o zaman sorun ne?
Uygulama...
Yasanın kendisinden çok, uygulamasından tedirginlik duyuluyor. Aynı yasanın, hukuk ve demokrasi kültürlerindeki farktan dolayı İngiltere'de ve Türkiye'de farklı biçimlerde uygulanabileceğine, bizde özgürlüklerin fena halde budanabileceğine işaret ediliyor.
İsabetli bir nokta...
Ancak yakın dönemde, Terörle Mücadele Yasası'nın uygulamasından kaynaklanabilecek olumsuzluklar da beklenmiyor. Yani buna zamanın el vermediğinin, böylesi olumsuzlukların ekim ayındaki 'Türkiye İlerleme Raporu'na yetişmeyeceğinin altı çiziliyor.
Brüksel'deki tablo olumlu yani?
Bir bakıma öyle. Zaman zaman anlaşmazlıklar çıksa da tarama süreci işliyor. Yarısı geçildi, ekim ayında tümü tamamlanacak. İki bölümde, bilim-araştırma ve kültür-eğitim bölümlerinde tarama bitti, müzakerelere geçiliyor. Esas zorluk, müzakerelerle birlikte başlayacak.
Neden?
Reform iradesi asıl o zaman kendini belli edecek. Tarama sürecinde, kültür ve eğitimin fotoğrafı çekilmiş oluyor. Bundan sonraki müzakere sürecindeyse, eğitim değiştirilerek Avrupa standartlarına uygun hale getirilecek.
Bunu yapabilecek miyiz?
33 tane böyle alan var reforma tabi tutulması gereken. Tepeden tırnağa her yerde, yargıda, güvenlikte, idarede, her yerde Avrupa standartları geçerli olacak. Çetin, çetrefil iş bunlar.
Ama bir çark dönüyor.
Dönmeseydi, örneğin Avrupa standartları söz konusu olmasaydı, son Çevre Yasası parlamentodan geçer miydi, hiç sanmıyorum.
2004 yılı sonundaki 17 Aralık Zirvesi'nden Türkiye'yle müzakere kararı çıktı. O tarihten bu yana Türkiye'nin makroekonomik kazancı AB Komisyonu'nda 50-60 milyar euro olarak hesaplanıyor. Bu kadar değil de, bunun yarısı bile gerçek olsa, Türkiye'nin AB rayına oturmasından dolayı sadece ekonomik kazancı çok çarpıcıdır.
Müzakere süreci ilerledikçe yalnız ekonomide değil, hukukta, insan haklarında, eğitimde, sağlıkta her alanda sürekliliği olan iyiye doğru bir gidiş, bir değişim yaşanacak. Türkiye bunsuz bir yere gidemez.
Ne demek istiyorsun?
Demek istediğim şu:
Treni rayında tutmamız lazım! Türkiye'yi alırlar, almazlar edebiyatını bir yana bırakıp, bu tür tuzaklardan sakınıp, müzakere sürecinde işimizi iyi yapmamız şart.
Yapabilecek miyiz?
Bugüne kadar yaptık. Bundan sonra da bunu yapabilecek siyasal bir iradenin Ankara'da her zaman olacağı kanısındayım. Türkiye'yi Avrupa rayından çıkarmaya bundan sonra kolay kolay kimsenin gücü yetmez.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|