|
 |
|
|
Üç bin yıl öncesinin gerisindeyiz (2)
Doğayı, geleneklerimizi, birikimlerimizi hoyratça yok ettiğimizi ve yeni eserler ortaya koyamadığımızı dün dile getirmiştim. Olumlu ve olumsuz çok tepki geldi. Görünen o ki bu konuları daha çok uzun tartışmamız gerekiyor.
Dün ile bugünü kıyaslamaya devam edelim. Bu konuda bilim ve teknolojinin geldiği son nokta, elbette göz ardı edilemez. Son 30 yıldaki bilimsel gelişmelerin üç bin yıllık birikimin çok üzerinde olduğunu da özellikle vurgulayalım. Ama benim dikkat ekmeye çalıştığım konu bu değildi.
Peki ne? İşte bazı çarpıcı örnekler:
Binlerce yıldır, tarım arazilerine konutlar yapılmıyordu. Oysa şimdi milli yemeğimiz kuru fasulyeyi bile dışarıdan ithal ediyoruz. Çünkü tarım alanlarımız yok olmak üzere... Neredeyse her köşe başında gördüğümüz okul ve camileri, geçmişteki örneklerle kıyaslayın. Tıpkı konutlar gibi onlar da derme çatma. Nerede Süleymaniye, nerede Selimiye, nerede Sultanahmet? Binlerce yıl önceden kalma antik kentlerdeki şehirleşmeyle günümüzdeki kıyaslandığında maalesef dünün bugünden çok daha insana saygı içerdiğini görüyoruz. Geçenlerde Fethiye'deki Kayaköy'ü gezdim. Mübadele sırasında boşaltılmış. Binlerce ev var ve hiçbiri diğerinin önünü kapamıyor. Sonra ne olmuş? Kapıları, pencereleri, çatıları sökülüp çürümeye terk edilmiş. Yerleşim de tarım alanlarına kaydırılmış. O da yetmemiş, deniz doldurulup üzerine çok katlı binalar yapılmış. Dağlar, bayırlar boş dururken. Arnavutkaldırımlarının binlerce yıllık geçmişi var. Yağmur yağdığında suyu emiyor. Sele ve birikintilere neden olmuyor. Peki ne yaptık? Olanların üzerine asfalt çektik ya da söküp yerlerine mermer döşedik. Sonuç mu? Yağmur yağdığında sahil kenarları bile gölete dönüşüyor. Son 50 yılda örnek gösterebileceğimiz örnek bir yapı var mı? Bugünkü nesiller, gelen turistlere geçmişten günümüze kalan eserleri gezdiriyorlar. Ya yarın bugüne dair neyi gösterecekler? Antik çağlardan günümüze bu topraklarda hüküm süren yönetimlerin ortak özelliklerinden biri de bilime ve bilim adamalarına verdikleri önem. Saraylarda hep bilginler bulunurdu. Kralların, padişahların, imparatorların saygıda hiç kusur etmedikleri âlimler olurdu. Dahası dünyanın en uzak diyarlarındaki bilim adamlarını da çağırıp istişarelerde bulunurlardı. Bilim adamlarına sadece kucak açmakla kalmayıp istedikleri takdirde her türlü bilim ortamını da sağlıyorlardı. Ya bugün?.. Doğaya saygı gibi insana saygıda da müthiş erozyon oldu. Elbetteki vahşi dönemler de yaşanmış, tıpkı şimdi olduğu gibi. Ama insana dair dün söylenenler, bugün hâlâ aşılabilmiş değil. Estetikte, mimaride, kentleşmede yozlaşma var da sanatta yok mu? Dün üretilen eserlerden farklı bugün ne var? Yarına neler bırakacağız? Bırakın çok öncesini, 30 yıl öncesinde yapılan besteler aşılabildi mi? Son yıllarda nostalji kasetlerinin ötesinde ortaya ne konulabiliyor?
Geçmişe özlem mi duyuyorum? Elbette hayır. Gelecek her zaman ilgi çekici olmuştur. Çünkü yenilikleri de beraberinde getirir. En azından öyle düşünülür. Bu da umuttur. Kim umudunu yitirmek ister ki!..
Benim hayıflanmam hemen her konuda yaşanan yozlaşma. Daha da önemlisi, estetik değerlerin ve üretkenliğin körelmesi ve yok edilmesi. Özellikle de bizim ülkemizde.
O kadar abuk subuk konularda tartışıyor ve zaman kaybediyoruz ki yeni değerler üretmeye zaman bulamıyoruz...
Özetin özeti: Dün bize bırakılanların ötesine, yarınlara ne bırakacağız?..
aguclu@milliyet.com.tr
|
|
|

|