|
 |
|
|
Kanada'nın ne yaptığından çok Türkiye'nin ne yaptığı önemli
Satır Arası / Deniz Sipahi
Salı günü Ankara'da Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, EXPO 2015 İzmir için belirlenen temayı açıklayacak. Son dakikada bir değişiklik olmazsa "sağlık" konusunda bir uzlaşma sağlanmış durumda.
3 Mayıs'ta Paris'te verilecek mektupta detaylar değil başlıklar yer almış olacak.
Sonrasındaki altı ay içinde de diğer ayrıntılar ve yerle ilgili fizibilite çalışmaları bitirilecek.
Geçen gün de yazdım.
EXPO alınabilirse gerçekten de büyük ve Türkiye'nin geleceği için çok önemli bir proje.
O yüzden 2008'e kadar iyi bir lobi çalışması yapmak ve dışarıya karşı kendimizi anlatmamız gerekiyor.
Son günlerde yaşanan tartışmaları bu yüzden anlamsız ve gereksiz görüyorum.
Nasıl biz rakiplerimizi gün ve gün takip ediyor, çalışmalarını mercek altına alıyorsak; onlar da bizim için aynı takip içindeler.
Toronto ciddi bir rakip ve EXPO'yu gerçekten de çok istiyorlar.
1 Temmuz'da Paris'te Kanada Günü ilan eden Torontolular, göreceksiniz birbirinden ilginç projelere imza atacaklar.
Bizim öncelikle 3 Mayıs'ı sorunsuz atlatmamız gerekiyor.
Yeni çıkan yol haritasına göre İzmirliler 28 Haziran'da Paris'te olacak ve 29 Haziran'da Türk Günü yapılacak.
Peki 3 Mayıs'ta BIE'ye mektubu kim teslim edecek?
Dışişleri Bakanlığı 3 Mayıs'ta Paris'e çıkarma yapmak isteyen İzmirlileri frenledi. Aslında Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, seve seve Fransa'ya gidebileceğini Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'e iletmişti. Dışişleri Bakanlığı başlangıçta bunu kabul etti ancak sonra bakan düzeyinde bir katılım olmayacağı için bundan vazgeçildi.
Ancak hem İzmir milletvekilleri, hem bürokratlar, hem de sivil toplum örgütleri İzmir'in kararlılığını net olarak gösterebilmek için mektubu Bakan Koç'un vermesi gerektiğini düşünüyorlar.
O yüzden son dakika bir değişiklik de beklenebilir.
Olmadığı taktirde EXPO Genel Sekreterliği'ne mektubu Paris Büyükelçimiz Osman Korutürk verecek.
Başta dediğim gibi nasıl Kanadalılar bizim ne yaptığımızı merak ediyorlarsa, Dışişleri Bakanlığı da Toronto'nun tutumuna göre bir tavır belirlemek istiyor.
Diplomasinin dilini burada tartışacak değilim ama ben olsam Türkiye'nin bu konuda ısrarını daha kuvvetli nasıl göstereceksem öyle yapardım.
Bakarsınız Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç da bu görüştedir.
Cumhuriyet'e sahip çıkmak
Tiyatrocu Ali Poyrazoğlu'nun Afife Tiyatro Ödülleri gecesinde söylediği şu sözler ilginçti:
"Piyasada ve bankalarda paranın sahte olup olmadığını anlamak için para ışığa doğru tutulur ve içerisinde Atatürk filigranının olup olmadığına bakarlar.
Çünkü kalpazanlar ve sahtekarlar bastıkları paranın içine Atatürk filigranı koyamıyorlar. Sizlerden çok rica ediyorum, günümüzde bir adamın ne mal olduğunu anlamak için onu da ışığa tutun ve bakın bakalım içinde Atatürk var mı yok mu?
İçinde Atatürk olmayan insanlara iltifat etmeyiniz lütfen. Cumhuriyete sahip çıkınız lütfen."
Gecede Müzikal ya da Komedi Dalında En Başarılı Erkek Oyuncu Ödülü'nü kazanan Ali Poyrazoğlu'nu kutluyoruz.
Türkiye'de bilim insanı olmak
Bilim insanı olmak zordur. Türkiye'de daha da zordur. Yüksek lisans, doktora, yardımcı doçentlik, doçentlik, profesörlük... Her dönemin kendine özgü sorunları ve geçimi sağlayacak maddi olanaklar bulmak... Çocukların "Otur oturduğun yerde, icat çıkarma" diye azarlandığı; üniversitelerin döner sermayesinden, yani kendi kazandığı paradan, ayrılan bilimsel araştırma projeleri bütçesine el konulduğu bir ülkede bilim yapmak; icat da, mucit de çıkarmak zordur.
Yaşadığı tüm zorluklara karşın yaptığı işi seven bilim adamı çok şanslıdır. İşine özel lüks arabasıyla değil, servisle gitse de; deniz kıyısında bir villaya sahip olmak yerine, iki odalı bir evde kiracı olsa da, pahalı lokantalarda yemek yerine bir tostla idare etse de bilim insanı gururludur, mutludur.
Mutludur, çünkü yeni bir şeyler öğrettiği öğrencisinin gözündeki pırıltıyı fark etmiştir. Mutludur, çünkü bir yayını daha uluslararası kaliteli bir dergide yayımlanmıştır.
Mutludur, çünkü sunduğu bir sözlü bildiri beğenilmiş ve alkışlanmıştır; heyecandan titreyen ellerindeki mürekkep püskürtmeli bir yazıcıdan çıkmış A4 kağıdında kocaman puntolarla "teşekkür" yazmaktadır.
Türkiye'deki bilim insanları "Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cahilliktir, doğru yoldan sapmaktır. Yalnız, ilmin ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişimini anlamak ve ilerlemeleri zamanında takip etmek şarttır. Bin, iki bin, binlerce yıl önceki ilim ve fen lisanının koyduğu kuralları, şu kadar bin yıl sonra bugün aynen uygulamaya kalkışmak elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir" diyen Atatürk'ün yolunda ilerler.
* * *
Türkiye'de bilim insanları "Ben manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş, kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır. Zaman süratle ilerliyor. Böyle bir dünyada asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve bilimin gelişimini inkar olur. Benim Türk Milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve bilimin rehberliğini kabul ederlerse manevi mirasçılarım olurlar" diyen Atatürk'ün manevi mirasçılarıdır.
Bilim insanı kendini hızla tüketmek pahasına çevresini daha çok aydınlatmaya çalışan bir mum gibidir; onun ateşiyle alevlenen yeni mumların da katkısıyla dünyamız ve Türkiyemiz her geçen gün daha aydınlık olacaktır.
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|