
|
|
|
 |
|
|
KADINLAR VE YANLIŞ ADAMLAR...
Bitmeyen aşklar
Gerçek yaşamda bitmeyen aşk yoktur. Bitmeyen aşklar ancak okurlarla roman kişileri arasında yaşanır.
Pınar Kür
Hiç, bir roman kişisine âşık oldunuz mu? Bir romancının yarattığı birine âşık olmak güzeldir aslında hele de yazarın yarattığı dünya, kendi yaşamınızdan çok uzak olsa bile, unutulmayacak türdense. Güzeldir, çünkü o kişiler hiç değişmezler, günün birinde sizi düş kırıklığına uğratmazlar. Ölseler bile ki elbette ölürler romanın sizin de kabullendiğiniz gerçekliği içinde hep yaşarlar.
Benim ilk aşkım Halide Edip Adıvar'ın "Handan" romanındaki Nâzım'dı. Kitabı okuduğumda daha ilkokuldaydım ve Nâzım'ın kendini öldürmeden önce yazdığı son mektuptaki "Ne yaptın Handan? Ne büyük bir mabedi yıktın Handan!" sözlerini geceler boyu sayıkladığımı çok iyi hatırlıyorum. Geçen yıl romanı üniversitedeki öğrencilerime okutmak için yeniden elime aldığımda, eski aşkımın hiç mi hiç eksilmediğini gördüm.
İkinci büyük aşkım için de aynı şey geçerli. On altı yaşımdayken "Savaş ve Barış"taki Prens Andrey'e tutulmuştum. Yıllar sonra BBC yapımı bir dizide hayalimdekine hiç benzemeyen patates suratlı bir Andrey görmek, aşkımdan değil de diziyi seyretmekten vazgeçmeme neden oldu yalnızca. Kalbimdeki yerini hiç kaybetmeyen biri de Sydney Carton'dur. "İki Şehrin Hikayesi"inde sevdiği kadın uğruna bir başkasının yerine giyotine giderken "Ömrümde bundan daha iyi bir şey yapmadım," diyebilen adam....
Garip bir durum
Örnekleri daha fazla uzatmayacağım, ama bu tür romantik aşklar yaşayan okurların sayısının çok olduğundan eminim. Ancak garip bir durum da var burada: Okurların âşık oldukları kişiler genellikle romandaki esas kadının sevdikleri değildir! Handan Nâzım'a ilgi duyar, az kalsın evlenecektir bile onunla, ama gider "ciğeri beş para etmez" deyimine tıpatıp uyan Hüsnü Paşa'ya tutulur. Natacha, Prens Andrey ile nişanlıyken serserinin teki olan Anatole ile kaçmaya kalkar. Lucie, Sydney Carton'a nerdeyse ikizi kadar benzeyen -roman bu ya!- Charles ile evlenir ve ötekinin kendisine olan aşkından habersiz olmayı yeğler.. Yayınlandığında pek çok okurun intiharına sebep olan Genç Werther'in aşkı ise Charlotte'dan karşılık görmez.
Bu kadınlar aptal mı?
Bu kadınlar mı aptal, yoksa yazarların bir bildiği mi var?
Öte yandan, bu kadınların gönüllerini çalan erkek kahramanlar okurlar tarafından pek (belki de hiç) sevilmezler. Anna Karenina'nın uğruna öldüğü Kont Vronsky'e âşık olmuş bir tek genç kız var mıdır? Ya Emma Bovary'nin ikisi birbirinden beter sevgilileri Rodolphe ile Leon'a? "Kırmızı ve Siyah"ın Julien Sorel'ine romandaki bütün kadınlar bayılır da, biz okurlar onun gibi içten pazarlıklı, pis bir adama âşık olmayı aklımızdan geçirir miyiz? Peki, "Uğultulu Tepeler"de Cathy'nin öldükten sonra bile peşini bırakmadığı Heathcliffe'i bırakın sevmeyi, kendisine en ufak bir sempati bile duyar mısınız?
Bu örnekleri de fazla uzatmadan yukardaki soruyu tekrarlayayım: Bu kadınlar aptal mı? Neden hep kötü, en azından saçma sapan adamlara kapılıyorlar? Biz neden onların sevmedikleri adamlara kapılıyoruz? Bizlerin kimi sevip kimi sevmeyeceğimize karar veren bütün o büyülü dünyayı yaratan yazarın ta kendisi değil mi? O zaman neden hep biz okurların, genç yaşımızda sevdiğimiz adamlar romanlarda vuslata ermeden hayata mutsuz mutsuz veda ediyorlar? Unutulmaz klasiklerin yazarları, okuru yönlendirmeyi bilmiyorlar mı?
Yazar milletinin şifresi
Bilmez olurlar mı? Ne domuzdur onlar!
Ben hayata okur olarak başlamış, hâlâ da okumayı yazmaktan çok seven biri olarak, yazarlık mesleğine ucundan bucağından karıştığımdan bu yana, bu yazar milletinin şifresini çözdüm; ve hattâ aynı şifreyi kendi romanlarımda kullanmakta hiçbir sakınca görmedim. Aslında pek zor da değil. Kadınlar doğru adamları sevip mutlu yuvalar kursalardı, romancılara yazacak birşey kalır mıydı? Adamlar âşık oldukları kadınlara kavuşup çoluk çocuğa karışsalardı, biz onları sevmeye devam eder miydik? Onları unutmamamızı sağlayan tam da bu mutsuzlukları değil mi?
Gerçek yaşamda bitmeyen aşk yoktur. Çoğu romanda da yoktur. Bitmeyen aşklar ancak okurlarla roman kişileri arasında yaşanır.
|
|
|

|
|