|
 |
|
|
Galibiyet ve şehvet
Geçen haftadan beri Galatasaray'da futbol konuşan tek adam Gerets'ti. Gerisi pankart ve hindi...
Belçikalı hoca, "Futbolcularım iyi oynamadılar" deyip durdu ilk defa. Sanki ligin bitmediğini hatırlatıp kulaklarını çeker gibiydi.
Galatasaraylı futbolcular bu "hoca nasihatinin" kıymetini ancak 34. dakikada anladılar. 2-0 öndelerdi ve tribünler "Fenerbahçe'nin gol yediği haberini" verdi.
Yoksa şampiyon mu olacaklardı?..
Maça "atma attırma" parolasıyla çıkan ve adam adama markajdan, topyekun savunmaya kadar her türlü futbol engelini kuran Ankaraspor'u iki duran topla avlayan Galatasaray gitmiş, yerine gol yemekten korktukça kalesinde pozisyon gören bir takım gelmişti.
Keşke öğrenmeselerdi.
İlk yarının kalan dakikaları çok zor geçtiği gibi, ikinci devre başında akıl almaz fırsatların kaçmasıyla başladı Galatasaray adına.
Hasan Şaş olmayınca, temposunu bulamıyordu Galatasaray. Kendi yarı alanında basan rakibi boşa düşüremiyordu. Araya sızamıyordu. İlk iki golün duran toptan gelmesi bu yüzdendi.
Tabi biraz da Ankaraspor'un adam paylaşamamasından.
Zorla güzellik
"Sadece Ali Sami Yen'de gol atmak" gibi bir lüksü olan Iliç'in istekli olması, sık sık çarpışan Hakan ve Necati'nin yeteneklerini esirgemesi yüzünden gölgeleniyor, Sarı- kırmızılı defans, "derbi kabusu"ndan bir haftada kurtulamamış gibi gözüküyordu.
Kronometre 60. dakikayı geçtiğinde Trabzon'dan gelen 1-2 haberine Galatasaray'ın tepkisi oyunu rölantiye almak oldu.
Gerets buna izin vermedi ve takıma Sabri ile Hasan Kabze'yi monte ederek bir daha kulaklarını çekti.
Zorla güzellik olmuyordu. Sahada galibiyet vardı, ama kazanma şehveti yoktu.
Hatta üçüncü golden sonra bile... Hatta dördüncü golden sonra bile.
Herkes Trabzon'dan boşu boşuna bir beraberlik bekledi.
Gerets'in uyarıları, ancak maçı kazanmaya yetmiş, bunalımlı bir sezon sonundaki gerilimli finalde "bir adım" daha atmıştı Galatasaray.
O kadar.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|