|
O yazmasa inanmazdık...
HANİ "Başkası söylese inanmazdım!" diye bir laf vardır ya, bir olayı anlatana güveni belirtir...
Biz bugün "Eğer Hüseyin Üzmez yazmasaydı inanmazdık!" diyerek lafa başlayacağız...
***
HÜSEYİN Üzmez'le 1950'lerden süren bir "gıyabî" tanışıklığımız vardır, yıllar sonra bu tanışıklık "vicahi"ye döndü; kendisiyle buluştuk, görüştük...
Hüseyin Üzmez, dürüst bir insandır, sözünü esirgemez, olduğu gibi söyler, onu televizyon tartışmalarından tanıyanlar, herhalde bu yanını görmüşlerdir.
Hüseyin Üzmez'le aynı görüşte olmanız mümkün olmasa bile, oturup görüşebilirsiniz, sanırız o da "münkirler" dışında herkesle görüşür.
***
GEÇEN cuma günü "Vakit"te köşesinin başlığı "Zamanla yarışıyoruz, zulümle savaşıyoruz"du.
Anlattıkları gerçekten "zamanla yarış"a uygun...
Hüseyin Üzmez bu ayın başında Almanya'ya gitmiş, Düsseldorf kitap fuarına... Konferanslar, sohbetler, davetler, imzalar... Üç gün kalmış orada, memlekete döner dönmez ver elini Mudanya... Ertesi gün bir telefon, Erzurum'dan arıyorlar, mutlaka bekliyorlarmış. Üniversitede konferansa çağırıyorlarmış ya da Hüseyin Üzmez öyle anlamış!
***
HÜSEYİN Üzmez, "Çok yorgun ve hastayım" demişse de dinleyen kim? Hele Malatya Belediye Başkanı'nın "Kutlu Doğum Haftası" etkinliklerine katılmaları için Erzurum'a ekipler sanatçılar, folklorcular gönderdiğini, üstelik Sayın Başkan'ın, Hüseyin Üzmez Erzurum'a gidecek diye bu zahmete, külfete katlandığını duyunca, gitmemek olur mu? Hüseyin Üzmez de hastalığı, yorgunluğu bir tarafa bırakarak Erzurum'a uçmuş...
***
BUNDAN sonrasını kendi kaleminden okuyun:
"Orada partiler dışındaki bütün cemaatleri ve gençlik teşekküllerini ziyaret ettik. Büyüklerimizin duasını aldık. Gençlerin mes'elelerine eğildik. Sıra konferansa gelmişti.
Bir konuya önceden hazırlanmak gibi bir alışkanlığımız yoktu. Tıpkı TV'lerde canlı yayınlara çıktığımız gibi. Zuhurata tabi olurduk. Böylece konuşmalarımız, hayattan ve günlük olaylardan kopuk olmazdı. Canlı, heyecanlı, hararetli, hareketli ve esprili geçerdi. Yine öyle oldu.
Önce lüks bir otelin alt katındaki tıklım tıklım dolu çok geniş bir salona girdik. Acayip bir durumla karşılaştık.
Davul-zurna, folklor ekipleri, kadın-erkek Malatyalı ses san'atçıları ve sevgili memleketimden türküler ve şarkılarla, 2-3 bin kişilik salon yıkılıyordu. Geri dönüp çıkmaya fırsat bulamadım. Gürültü susturuldu. Bizim geldiğimiz, kalabalığa duyuruldu. Bir genç bizi öylesine övüyordu ki, Nasreddin Hoca'nın, satmak üzere pazara götürdüğü, kendi uyuz ineğine, cambazın övmesinden sonra, hayran kaldığı gibi...
Ben de kendime hayran olmuştum. İçimden; "Bre ne adammışız da haberimiz yokmuş" diyordum. Çok kısa bir selâmlama konuşması yaptım. Bırakmak istemediler, aldırmadım. Bizi protokol masasına oturttular. İzzet-ikram ettiler. Uzun otursam keyifleri kaçacaktı. (Sanıyorum gizli gizli içki içenler de vardı.)
Gece, "Kutlu Doğum Şenliği"nden ziyade, bir festival, faşing havasında devam ediyordu. Yüzlerce hemşehrimle resimler çektirdikten sonra... Kimseye söylemeden salondan ayrıldım. Geri döneceğimi sanıyorlardı. Bana refakat etmelerine müsaade etmedim. Bize ayrılan otele sıvıştım."
***
BUNLARI Hüseyin Üzmez değil de, bir başkası yazıp anlatsaydı inanır mıydınız?
Biz inanmazdık...
Hazreti Muhammed için düzenlenen "Kutlu Doğum Şenliği"ni festivale, faşinge benzetmek...
Hele hele böyle bir gece de, protokol masasında "Sanıyorum gizli gizli içki içenler de vardı" imasında bulunmak...
Bunları Hüseyin Üzmez yazmasa inanır mıydık? Haşa!
h.pulur@milliyet.com.tr
|
|